37. BÖLÜM — OYUNUN DIŞINDA
Yazar: zeynep ay

37. BÖLÜM — OYUNUN DIŞINDA LARA Taşın sustuğuna inanmak istedim. Gerçekten istedim. Ama insan bazı şeylerin bittiğine inanmak için onları görmek ister. Ben ise artık hiçbir şeye kolay kolay inanamıyordum. Çünkü otuz altı kez aynı oyunu yaşamıştım. Otuz altı kez kaybetmiş, otuz altı kez yeniden başlamıştım. Ve şimdi ilk defa... Oyunun dışında olduğumuzu düşünüyordum. Mert yanımda duruyordu. Lina birkaç adım önümdeydi. Üçümüz de yerde duran siyah taşa bakıyorduk. Taş hareketsizdi. Tamamen sıradan bir satranç taşı gibi görünüyordu. Mert eğilip onu eline aldı. “Hiçbir şey yok.” “Emin misin?” Taşı bana uzattı. “Al.” Taşı elime aldım. Soğuktu. Ama önceki gibi değildi. İçimde hiçbir şey kıpırdamadı. Ne ses vardı. Ne görüntü. Ne de o korkunç fısıltılar. Sadece taş. Sıradan bir taş. “Bitti.” Bu kelimeyi ilk defa korkmadan söyledim. Lina yanıma geldi. “Gerçekten bitti.” Mert: “Bu kez üçümüz de buradayız.” “Ve yaşıyoruz.” Lina gülümsedi. “En önemlisi bu.” Bir süre parkta sessizce yürüdük. İnsanlar hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyordu. Çocuklar koşuyor, yaşlılar banklarda oturuyor, bisikletliler yanımızdan geçiyordu. Kimse bizim kim olduğumuzu bilmiyordu. Kimse yaşadıklarımızı bilmiyordu. Kimse üç kişinin bir satranç tahtasının içinde yıllarca sıkışıp kaldığını bilmiyordu. Belki de en güzel şey buydu. Kimse bilmiyordu. Mert aniden durdu. “Bir şey soracağım.” “Ne?” “Şimdi ne yapacağız?” Lina: “Yaşayacağız.” Mert güldü. “Bu kadar basit mi?” “Olması gerekmiyor mu?” “Bilmiyorum.” “Artık bilmiyorum demeyi bırak.” “Bırakamam.” Güldük. İlk kez gerçekten normal bir şekilde. Sonra Mert bana baktı. “Sen iyi misin?” “Evet.” “Yalan söyleme.” “İyiyim.” “Lara.” “Gerçekten.” Bir an sustum. “Bazen hâlâ her şeyin bir oyun olduğunu düşünüyorum.” Mert: “Ben de.” “Sonra?” “Sonra sana bakıyorum.” “Ne oluyor?” “Gerçek olduğunu anlıyorum.” Lina araya girdi. “Ben de.” İkisine baktım. “Beni nasıl hatırladınız?” Lina: “Hatırlamadık.” “Ne?” “Biz hiç unutmadık.” “Nasıl?” “Çünkü oyunun dışına çıkarken hafızamız silinmedi.” Mert: “Senin silindi.” “Benimki neden?” Lina: “Çünkü şah sendin.” “Şah olduğum için mi?” “Evet.” “Peki şimdi?” Mert: “Şimdi taş değilsin.” “Ne olduğumu bilmiyorum.” Lina: “İnsan.” Bu kelime garip bir şekilde içimi ısıttı. İnsan. Uzun zamandır kendimi böyle hissetmemiştim. Bir süre sonra eve doğru yürümeye başladık. Yol boyunca kimse konuşmadı. Ben sadece çevreme bakıyordum. Sokaklar aynıydı. Binalar aynıydı. Gökyüzü aynıydı. Ama dünya bana farklı görünüyordu. Çünkü ilk kez her şeyin arkasında gizli bir satranç tahtası aramıyordum. Eve geldiğimizde kapının önünde durdum. Mert: “Girmek istemiyor musun?” “İstiyorum.” “Öyleyse?” “Burası…” “Ne?” “Burası eskiden oyunun başladığı yerdi.” Lina: “Artık değil.” Anahtarı çıkardım. Kapıyı açtım. İçerisi sessizdi. Annem mutfaktaydı. Beni görünce şaşırdı. “Lara?” “Anne…” Koşup ona sarıldım. Annem önce şaşırdı. Sonra bana sarıldı. “Ne oldu sana?” “Hiç.” “Beni çok özlemişsin.” “Evet.” “Daha sabah görmüştün beni.” “Yine de.” Annem saçlarımı okşadı. Mert ve Lina kapının yanında duruyordu. Annem onlara baktı. “Arkadaşların mı?” Bir an donup kaldım. Mert gülümsedi. “Evet.” Lina: “Merhaba.” Annem: “Hoş geldiniz.” Sanki onları ilk defa görüyordu. Belki de gerçekten ilk defa görüyordu. Ama gözlerinde tuhaf bir şey vardı. Sanki bir şey hatırlamaya çalışıyordu. Sonra annem bana döndü. “Lara…” “Efendim?” “Bu iki çocuğu daha önce görmüş olabilir miyim?” Kalbim duracak gibi oldu. Mert bana baktı. Lina sustu. “Hayır anne.” Annem birkaç saniye düşündü. “Garip.” “Ne oldu?” “Bilmiyorum.” Sonra gülümsedi. “Bir an çok eski bir şeyi hatırladım sandım.” “Ne?” “Üç çocuk.” “Ne?” “Üç çocuk bahçede satranç oynuyordu.” Mert'in yüzü değişti. Lina: “Hatırlıyor.” Annem: “Ne?” “Hiç.” Annem başını salladı. “Boş ver.” Sonra mutfağa döndü. Ben Mert'e baktım. “Gördün mü?” “Evet.” “Annem hatırlıyor.” Lina: “Demek ki oyun tamamen silinmedi.” “Ne demek bu?” Lina: “Bazı anılar oyunun dışında kalmış.” Mert: “Belki de bu iyi.” “Belki.” O…