35. BÖLÜM — ŞAH GERİ DÖNDÜ
Yazar: zeynep ay

35. BÖLÜM — ŞAH GERİ DÖNDÜ Taşın tahtaya geri dönmesini izlerken birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttum. Az önce onu kendi ellerimle tahtanın dışına bırakmıştım. Oyun bitmişti. Bitmesi gerekiyordu. Ama beyaz şah, sanki görünmez bir el tarafından tutulmuş gibi yavaşça havaya kalkmış ve tekrar kendi karesine yerleşmişti. Tık. O ses salonda yankılandı. Bir kez. Sonra bir kez daha. Sonra yüzlerce kez. Duvarlardaki bütün satranç tahtalarında aynı hareket gerçekleşti. Şahlar yerlerinden kalktı. Hepsi aynı anda. Mert elimi tuttu. “Lara…” “Gördüm.” “Bu olmaması gerekiyordu.” “Biliyorum.” Lina camın diğer tarafında bize bakıyordu. “Geri dönüyor.” “Ne?” “İlk oyun.” “Ne demek?” “Hiç bitmedi.” Varlık, birkaç metre ötede yere çökmüş haldeydi. Az önceki gücü gitmişti. Yüzündeki o korkutucu ifade kaybolmuştu. İlk kez gerçekten korkuyor gibiydi. “Ne oldu?” diye sordum. Cevap vermedi. “Sen bu oyunun oyuncusuydun.” Başını kaldırdı. “Artık değilim.” “Kim aldı?” Gözlerini beyaz şaha çevirdi. “Sen.” “Ben mi?” “Hayır.” “Öyleyse kim?” Varlık titreyen bir sesle konuştu. “Tahta.” O kelimeyle birlikte salonun zemini çatladı. Karanlık çatlakların içinden yayıldı. Mert: “Geri çekil!” Kolumdan çekti. Ama ayaklarım yere yapışmış gibiydi. Çatlaklar ayaklarımın altından geçerek tahtaya ulaştı. Beyaz şahın bulunduğu kare siyaha dönüştü. Sonra üzerinde bir yazı belirdi: OYUNCU DEĞİŞTİ. Altında: LARA → TAHTA Gözlerim büyüdü. “Ne?” Mert: “Lara…” “Bunu istemedim.” Varlık: “Kimse istemedi.” “Ne demek?” “Tahta bir oyuncu seçmiyor.” “Öyleyse?” “Tahta kendine bir oyuncu yaratıyor.” Mert: “Lara'yı mı?” Varlık: “Evet.” Lina'nın sesi arkamızdan geldi. “Hayır.” Hepimiz ona döndük. Lina camın arkasında ellerini cama dayamıştı. “Lara oyuncu olmayacak.” Varlık: “Onu durduramazsın.” “Ben durduracağım.” “Sen bir piyonsun.” Lina: “Hayır.” Varlık ona baktı. Lina'nın gözleri değişmişti. Az önceki korkmuş kız gitmişti. Yerine kararlı biri gelmişti. “Ben artık piyon değilim.” Bir anda cam çatladı. ÇAT! Lina'nın bulunduğu bölme tamamen parçalandı. Lina dışarı çıktı. Mert: “Lina!” Lina ona sarıldı. Mert birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra: “Gerçekten sensin.” Lina: “Evet.” “Nasıl?” “Bilmiyorum.” Mert güldü. “Bu oyunda herkes bilmiyorum diyor.” Ben yanlarına gittim. Lina bana baktı. “Sen beni seçmedin.” “Hayır.” “İyi yaptın.” “Buna iyi demek istemiyorum.” Lina: “Bazen birini kurtarmanın yolu onu seçmemektir.” Mert: “Peki şimdi ne yapacağız?” Lina cevap vermeden tahtaya baktı. Beyaz şah hâlâ yerindeydi. Ama yanında yeni bir taş vardı. Siyah bir vezir. Mert'in taşı. Sonra üçüncü taş belirdi. Beyaz piyon. Lina'nın taşı. Üçü yan yana dizildi. Ve tahtanın üzerinde yeni bir cümle ortaya çıktı: ÜÇ TAŞ GERİ DÖNDÜ. Altında: SON OYUN: 1/3 Mert: “1/3?” Lina: “Demek üç oyun var.” Ben: “Hayır.” “Ne?” “Bu daha önce söylediğimiz sonsuz oyunun başlangıcı.” Mert: “Üç oyun bitince ne olacak?” Lina başını kaldırdı. “Dördüncü.” “Ve sonra?” “Beşinci.” “Sonra?” “Altıncı.” “Kaç tane?” Lina bana baktı. “Sonsuz.” İçimde bir ürperti oluştu. “Öyleyse bunu nasıl bitireceğiz?” Lina: “Bitiremeyeceğiz.” “Ne?” “Döngüyü kıracağız.” Mert: “Nasıl?” Lina: “İlk oyunu değiştireceğiz.” Ben: “Geçmişi mi?” “Evet.” “Bunu yapabilir miyiz?” Lina: “Bilmiyorum.” Mert: “Yine başladı.” Lina gülümsedi. Ama o sırada arkamızdan bir ses geldi. “Geçmişi değiştiremezsiniz.” Döndük. Babam kapının yanında duruyordu. Ama bu kez yüzünde korku yoktu. Elinde siyah bir şah vardı. “Baba…” “Lara.” “Sen buraya nasıl geldin?” “Ben buradan hiç çıkmadım.” Mert: “Sen de mi oyunun içindesin?” Babam: “Ben oyunun bekçisiyim.” “Bekçi mi?” “Evet.” “Bunca yıl…” “Bunca yıl sizi korumaya çalıştım.” “Bizi mi?” “Evet.” “Lina'yı da mı?” Babam gözlerini Lina'ya çevirdi. “Özellikle onu.” Lina'nın yüzü değişti. “Beni mi?” “Sen ilk taşın taşıyıcısıydın.” “Beni öldürdünüz.” “Hayır.” Lina: “Ben öldüm.” “Bedenin öldü.” “Farkı ne?” Babam: “Ruhun oyunda kaldı.” Lina: “Bu bir kurtuluş değil.” Babam: “Biliyorum.” “Öyleyse neden?” Babam siyah şahı kaldırdı. “Çün…