32. BÖLÜM — HATIRLA
Yazar: zeynep ay

32. BÖLÜM — HATIRLA HATIRLA. Tek bir kelimeydi. Ama zihnimde bir kapıyı açmaya yetti. Önce bir ses duydum. Sonra bir koku. Sonra bir oda. Sonra bir çığlık. Gözlerimi kapattım. Ve her şey geri geldi. Bir çocukluk anısı değildi bu. Benim hatırlamadığım bir doğum günü, eski bir ev, unutulmuş bir oyuncak değildi. Daha karanlıktı. Çok daha eskiydi. Ve en korkuncu... Ben o anıyı daha önce yaşamıştım. Sadece hatırlamıyordum. Gözlerimi açtığımda hâlâ aynı tahtanın üzerindeydim. Karşımda gelecekteki halim, birkaç metre ötede Mert ve yanında Lina duruyordu. Ama artık hiçbirinin yüzüne bakamıyordum. Çünkü gördüğüm şey onların yüzleri değildi. Gördüğüm şey geçmişti. Beyaz bir oda. Duvarlarında hiçbir pencere olmayan bir oda. Ortada küçük bir masa. Masanın üzerinde bir satranç tahtası. Ve masanın iki yanında oturan iki çocuk. Biri bendim. Diğeri Lina. İkimizin de yaşları en fazla yediydi. Lina'nın elinde beyaz bir piyon vardı. Benim elimde siyah bir piyon. Karşımızda ise babam duruyordu. Ama babam bugünkü halinden farklıydı. Daha gençti. Daha sertti. Daha korkutucuydu. Yanında annem vardı. Annem ağlıyordu. “Bir daha yapmayacağız,” diyordu annem. “Çocuklar daha fazla dayanamaz.” Babam başını sallıyordu. “Bir kez daha.” “Hayır.” “Bir kez daha deneyeceğiz.” “Onlar çocuk.” “Onlar sadece çocuk değil.” Babam masadaki iki satranç taşını gösteriyordu. “Onlar anahtar.” Görüntü bir anda değişti. Ben ve Lina tahtanın başında oturuyorduk. Babam: “Biriniz şahı seçmeli.” Lina: “Ben seçmeyeceğim.” Ben: “Ben de.” Babam: “Biriniz seçmezse oyun ikinizi de alır.” Lina bana baktı. Ben ona baktım. Sonra elimi tuttum. “Lina.” “Ne?” “Sen seçme.” “Neden?” “Çünkü ben seni koruyacağım.” Lina'nın gözleri doldu. “Nasıl?” “Bilmiyorum.” “Ya ikimiz de kaybedersek?” “Kaybetmeyiz.” Babam birden bağırdı. “Taşı oynat!” Ben korkuyla siyah piyonu ileri sürdüm. Tık. O anda oda sarsıldı. Annem çığlık attı. Lina'nın elindeki beyaz piyon yere düştü. Sonra... Lina kayboldu. Bir anda. Sanki hiç orada olmamış gibi. “Lina!” Küçük halim masadan kalkmış, etrafa bakıyordu. “Lina nerede?” Babam beni tuttu. “Lara!” “Lina nerede?” “Lara, bana bak.” “Lina nerede?!” Annem ağlayarak yere çöktü. Ben babama vurdum. “Onu geri getir!” Babam: “Artık çok geç.” “Geri getir!” “Lara!” “Onu geri getir!” Sonra annemin sesi: “Bunu neden yaptın?” Babam: “Çünkü biri kalmalıydı.” “Hangisi?” Babam bana baktı. “Lara.” Görüntü bir anda karardı. Gözlerimi açtım. Nefes alamıyordum. “Lina…” Karşımda duran Lina başını kaldırdı. “Hatırladın.” Sesindeki sakinlik beni daha da korkuttu. “Sen…” “Evet.” “Sen o odadaydın.” “Evet.” “Beni hatırlıyorsun.” “Ben seni hiç unutmadım.” Gözlerim doldu. “Bana ne oldu?” Lina sustu. “Bana ne oldu?” “Sen kazandın.” “Ben kazanmadım.” “Sen kazandın.” “Hayır.” “Beni kaybettin.” “Ben seni kaybetmek istemedim.” “Biliyorum.” “Öyleyse neden?” Lina'nın yüzündeki ifade değişti. “Çünkü sen benim için taşı oynadın.” “Ben çocuktum.” “Ben de çocuktum.” “Babam bizi kandırdı.” “Evet.” “Annem biliyor muydu?” “Evet.” Bu cevap içimi yaktı. “Annem…” Lina başını eğdi. “Annen seni seçti.” “Beni mi?” “Evet.” “Beni neden?” “Çünkü sen hastaydın.” Sustum. “Ne?” “Doğduğunuzda ikiniz de hastaydınız. Ama sen daha ağırdın.” “Ben…” “Yaşaman için bir taşıyıcı gerekiyordu.” “Taşıyıcı?” “İlk taş.” “Bana mı koydular?” Lina: “Hayır.” “Öyleyse?” “Bana.” İçim buz kesti. “İlk taş…” “Benim içimdeydi.” “Peki sonra?” “Sonra senin içine geçti.” “Nasıl?” Lina'nın gözleri doldu. “Ben öldüğümde.” “Sen ölmedin.” “Bedenim öldü.” “Peki sen?” “Ben taşın içinde kaldım.” Gelecekteki halim araya girdi. “Artık anlıyorsun.” Ona döndüm. “Sen bunu biliyordun.” “Evet.” “Ne zamandır?” “İlk hatırladığım günden beri.” “Benim geleceğimsen neden bana yardım etmedin?” “Çünkü ben de bir zamanlar yardım istemiştim.” “Kimden?” “Kimse gelmedi.” “Ben gelecekte sana dönüşeceksem…” “Dönüşeceksin.” “Hayır.” “Döneceksin.” “Bunu değiştireceğim.” Gelecekteki ben acı bir şekilde gülümsedi. “Ben de aynısını söylemiştim.” “Peki neden değişmedi?” “Çünkü sen o…