25. BÖLÜM — İKİ SES
Yazar: zeynep ay

25. BÖLÜM — İKİ SES İki ses aynı anda koridorun iki farklı ucundan geliyordu. Biri babamdı. Diğeri annem. İkisi de yıllardır duymayı özlediğim seslerdi. Ama şimdi... İkisini de duyduğum için korkuyordum. “ Mert, kardeşini bana getir. ” Babamın sesi sağ taraftan geliyordu. “ Lara, Mert'ten kaç. ” Annemin sesi sol taraftan. Mert yanıma yaklaştı. “Hiçbir yere gitmiyoruz.” Başımı salladım. “Bence de.” Derya arkamızda duruyordu. “Yanlış.” Ona döndüm. “Ne?” “Bir yere gitmeniz gerekiyor.” “Hangisine?” Derya koridorun iki tarafına baktı. “İşte sorun bu.” Mert: “İkisi de tuzak olabilir.” “Evet.” “İkisi de gerçek olabilir.” “Evet.” “Öyleyse ne yapacağız?” Derya bana baktı. “Dinleyeceğiz.” “Ne?” “Sesleri.” Bir süre sessiz kaldık. Babam tekrar seslendi. “Lara! Beni dinle! Annenin olduğu yere gitme!” Annem hemen karşılık verdi. “Lara, babana inanma! O seni oyunun içine geri sokacak!” Mert başını tuttu. “Bu delilik.” “Hayır.” Derya gözlerini kapattı. “Dikkatlice dinle.” Babam: “Lara, sağdaki kapıya gel!” Annem: “Lara, soldaki kapıya gel!” Sonra iki ses aynı anda konuştu. “ BANA GÜVEN. ” Mert bana baktı. “Bunu özellikle yapıyorlar.” “Evet.” Derya: “Çünkü ikisi de sizin ne yapacağınızı biliyor.” “Peki hangisi gerçek?” “Bilmiyorum.” “Derya!” “Gerçekten bilmiyorum!” İlk kez Derya'nın sesinde çaresizlik vardı. “Ben de oyunun bütün kurallarını bilmiyorum.” Mert: “Sen yıllardır bunun içindesin.” “Evet.” “Nasıl bilmiyorsun?” “Çünkü kurallar değişiyor.” “Kim değiştiriyor?” Derya sustu. Ben: “Annem mi?” “Hayır.” “Babam mı?” “Hayır.” “Öyleyse kim?” Derya bana baktı. “Sen.” Donup kaldım. “Ben mi?” “Evet.” “Kuralları ben mi değiştiriyorum?” “Sen fark etmeden.” “Nasıl?” “Ne zaman oyunun bir kuralına karşı çıksan, tahta yeni bir kural oluşturuyor.” Mert: “Yani?” “Yani Lara'nın seçimleri oyunun şeklini değiştiriyor.” “Bu yüzden mi beni istiyor?” “Evet.” “Beni neden öldürmüyor?” Derya'nın cevabı kısa oldu. “Çünkü seni kullanmak istiyor.” “Ne için?” “Oyunu tamamlamak için.” Göğsümdeki saat yeniden çalıştı. Tik. Tak. “Tamamlamak ne demek?” Derya: “36. hamleyi yapmak.” “Peki sonra?” “Sonra oyun bitecek.” “Ve?” Derya bana baktı. “Bir kişi kalacak.” Mert: “Lara.” “Evet.” “Senin kalmanı istiyorlar.” “Hayır.” “Öyleyse beni seç.” Başımı kaldırdım. “Ne?” Mert gözlerimin içine baktı. “Beni seç.” “Hayır.” “Lara.” “Hayır.” “Eğer birimiz kalacaksa...” “Böyle konuşma.” “...sen kal.” “Sus.” “Sen yaşa.” “Sus dedim!” Sesim koridorda yankılandı. Mert sustu. Gözlerim dolmuştu. “Beni korumak için kendini feda etmeye çalışma.” “Ben—” “Sen benim kardeşimsin.” “Biliyorum.” “Ve ben seni kaybetmeyeceğim.” Derya sessizce bizi izliyordu. Sonra: “İşte bu.” “Ne?” “Tahtanın anlayamadığı şey.” “Ne?” “İkinizin birbirinizi feda etmeyeceğini.” Mert: “Bunun bir anlamı var mı?” “Var.” Derya duvardaki iki kapıya baktı. “Tahta bütün hayatınız boyunca size bir seçim yaptırmaya çalıştı.” “Evet.” “Biri ölecek.” “Evet.” “Biri yaşayacak.” “Evet.” “Fakat siz ilk kez üçüncü bir seçenek buldunuz.” Mert: “Birlikte yaşamak.” Derya: “Evet.” Tam o anda iki kapının da üzerindeki yazılar değişti. Sağdaki: BABA Soldaki: ANNE Sonra ortadaki duvarda üçüncü bir kapı belirdi. Üzerinde: KARDEŞ yazıyordu. Mert kapıya baktı. “Bu yeni.” “Evet.” “Bunu kim açtı?” Derya bana baktı. “Sen.” Kapıya yaklaştım. Elimi üzerine koydum. Kapı hemen açıldı. İçeride küçük bir oda vardı. Ortada iki sandalye. Birinin üzerinde babamın eski ceketi. Diğerinde annemin beyaz şalı. Masada ise satranç tahtası. Ama bu kez taşların hiçbiri yoktu. Sadece boş kareler vardı. Tahtanın ortasında bir not duruyordu. Aldım. “TAŞLARI YERİNE KOY.” Mert: “Ne taşları?” Masadaki çekmece kendiliğinden açıldı. İçinde otuz iki satranç taşı vardı. Hepsi isimlerle işaretlenmişti. Derya. Baba. Anne. Mert. Lara. Ve daha önce hiç duymadığım onlarca isim. Mert taşları tek tek inceledi. “Bunların hepsi insan.” “Evet.” “Bu insanlar oyunun oyuncuları mı?” Derya: “Bazıları.” “Diğerleri?” “Taş.” “İnsanlar nasıl taş oluyor?” Derya: “Bir seçim yaptıklarında.” “Ne seçimi…