22. BÖLÜM — ŞAHINI ÖLDÜR
Yazar: zeynep ay

22. BÖLÜM — ŞAHINI ÖLDÜR “ Şahını seçtin. Şimdi onu öldür. ” Ses kulağımın içinde yankılandı. Bir kez. İki kez. Üç kez. Sonra tamamen sustu. Mert bana bakıyordu. “Lara?” Cevap veremedim. Duvarın üzerinde hâlâ onun adı yazıyordu. MERT. Altında ise: ŞAHINI ÖLDÜR. “Ben seni öldürmeyeceğim.” Mert'in yüzünde kısa bir rahatlama belirdi. “Biliyorum.” “Bunu oyun istiyor.” “Biliyorum.” “Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor.” “Evet.” Mert duvara yaklaştı. Elini yazının üzerine koydu. “Bunu kim yazdı?” Cevap gelmedi. Sonra duvardaki yazı değişti. “BEN.” Mert: “Kim?” Yeni bir kelime ortaya çıktı. “SEN.” Mert geri çekildi. “Ben yazmadım.” Yazı tekrar değişti. “HENÜZ DEĞİL.” İçimde kötü bir his oluştu. “Mert.” “Ne?” “Belki de bu oyun geleceği gösteriyor.” “Ne demek istiyorsun?” “Belki bir gün beni gerçekten öldürmeye çalışacaksın.” Mert başını iki yana salladı. “Hayır.” “Bunu nereden biliyorsun?” “Çünkü seni öldürmek isteseydim şimdiye kadar çoktan yapardım.” Haklıydı. Ama o anda kapı açıldı. Babam içeri girdi. Mert hemen ona döndü. “Baba.” Babamın yüzü yorgundu. “Buradan çıkmanız gerekiyor.” “Nasıl?” “Koridorun sonuna gidin.” “Derya nerede?” Babam cevap vermedi. “Baba?” “Derya'yı bulmayın.” “Neden?” “Çünkü artık o Derya değil.” Mert: “Bunu daha önce de söyledin.” “Çünkü doğru.” “Peki kim?” Babam gözlerini bana çevirdi. “Onun içinde bir şey var.” “Ne?” “İlk oyuncu.” “İlk oyuncu kim?” Babam sustu. Ben bağırdım: “Yeter artık!” Sesim odada yankılandı. “Bana sürekli yarım gerçekler anlatıyorsunuz!” Babam başını eğdi. “Haklısın.” “Bütün hayatım yalanmış.” “Hayır.” “Ben kimim?” “Lara'sın.” “Bu yetmiyor.” Babam gözlerimin içine baktı. “Sen benim kızımsın.” “Ya oyun?” “Onun ne olduğunu öğrenmek zorundasın.” “Bana söyle.” Babam birkaç saniye sustu. Sonra: “Sen doğduğunda kalbin yalnızca üç dakika durmuştu.” “Evet.” “Hayır.” “Ne?” “Doktorlar üç dakika sandı.” “Gerçekte?” “On yedi dakika.” Nefesim kesildi. “On yedi?” “Evet.” “Bir insan on yedi dakika kalpsiz yaşayamaz.” “Sen yaşadın.” “Nasıl?” Babamın sesi titredi. “Çünkü o sırada seni bir makine yaşattı.” “Ne makinesi?” “Satranç tahtası.” Mert: “Bu mümkün değil.” “Normal bir insan için değil.” Babam bana baktı. “Senin kalbinin yerine on yedi dakika boyunca oyunun enerjisi çalıştı.” Elimi göğsüme koydum. “Yani...” “Evet.” “Kalbimde hâlâ o şey mi var?” Babam başını salladı. “Tahtanın bir parçası.” “Peki onu nasıl çıkaracağız?” Babam: “Çıkaramayız.” “Niye?” “Çünkü çıkarırsak kalbin durur.” Mert hemen: “Hayır.” Babam ona baktı. “Bu yüzden seni ondan uzak tutmaya çalıştık.” “Beni mi?” “İkinizi de.” “Bizi ayırdınız.” “Çünkü birbirinize yaklaştığınızda taşlar güçleniyordu.” Mert: “Peki şimdi?” Babam acı bir gülümsemeyle: “Şimdi çok geç.” Tam o anda kapının dışında bir ses duyuldu. Tık. Babam dondu. “Ne oldu?” “Burada olmaması gerekiyordu.” “Kim?” Babam cevap vermedi. Tık. Bir kez daha. Sonra kapının altından siyah bir gölge geçti. Mert elimi tuttu. “Geri çekil.” Kapı yavaşça açıldı. Derya duruyordu. Ama yüzü sakindi. Normalden fazla sakindi. “Merhaba.” Babam bir anda geri çekildi. “Sen buraya nasıl geldin?” Derya gülümsedi. “Kapıyı açtım.” “Bu kapıyı yalnızca oyuncular açabilir.” “Biliyorum.” “Sen artık oyuncu değilsin.” Derya: “Biliyorum.” “Öyleyse nasıl?” Derya'nın gözleri siyaha döndü. “Çünkü ben oyuncu olmaktan çıktığımda...” Bir adım attı. “...oyunun kendisi oldum.” Babam silahını çıkardı. Derya ona baktı. “Bunu gerçekten yapacak mısın?” Babam: “Yaklaşma.” “Beni vurursan ne olur biliyor musun?” “Biliyorum.” “Hayır.” Derya başını yana eğdi. “Beni vurursan Lara'nın kalbi durur.” Babamın eli titredi. Mert: “Ne?” Derya bana baktı. “Çünkü artık ikimiz aynı yerdeyiz.” “Ne demek?” “Ben dışarıdaki tahtayım.” Göğsümü gösterdi. “Sen içerideki.” İçim ürperdi. “Beni sen mi kontrol ediyorsun?” “Henüz değil.” “Ne zaman?” Derya gülümsedi. “Otuz altıncı hamlede.” Babamın yüzü düştü. “Hayır.” Derya: “Evet.” “Otuz altıncı hamleye ulaşamayacaksınız.” “Buna kim karar verecek?” “Ben.” “Hayır.” Derya'nın gözleri parladı. “…