21. BÖLÜM — İÇİMDEKİ ŞAH
Yazar: zeynep ay

21. BÖLÜM — İÇİMDEKİ ŞAH Telefonun ekranındaki son cümle gözlerimin önünde yanıp sönüyordu. “O ŞAH... SENİN İÇİNDE.” Bir süre kimse konuşmadı. Sanki hepimiz aynı anda ne anlama geldiğini düşünmeye çalışıyorduk. Ama benim aklımda tek bir şey vardı. Kalbim. Güm. Tik. Güm. Tik. Her kalp atışımın arasında o satranç saati sesi duyuluyordu. Elimi göğsüme bastırdım. “Bu normal değil.” Mert hemen yanıma geldi. “Lara.” “Kalbimde bir şey var.” “Ne?” “Bilmiyorum.” Derya telefonun ekranına bakıyordu. “Mesajı tekrar aç.” “Niye?” “Belki devamı vardır.” Telefonu elime aldım. Ekran tamamen kararmıştı. Sonra kendi kendine yeniden açıldı. Bir satır belirdi. OYUN DURDURULDU. Altında: OYUNCU: LARA Sonra: TAŞ: ŞAH Mert'in yüzü değişti. “Sen şah mısın?” “Hayır.” “Mesaj öyle söylüyor.” “Ben vezirim.” Derya başını iki yana salladı. “Hayır.” “Ne demek hayır?” “Sen başından beri vezir olduğunu sandın.” “Öyle değil mi?” “Değil.” Derya bana yaklaştı. “Vezir olduğunu düşündüğün için seni yönlendirmek kolaydı.” “Kim yönlendirdi?” “Tahta.” “Peki gerçek ne?” Derya gözlerini kaçırdı. “Sen şahsın.” Mert: “Hayır.” “Evet.” “Ben şahım.” Derya: “Sen de.” İkimiz birden sustuk. “İki şah olamaz.” Derya acı bir şekilde gülümsedi. “Normal bir satrançta.” Mert: “Peki burada?” “Burada iki şah olabilir.” “Nasıl?” “Çünkü bu oyun kazanmak için oynanmıyor.” “Ne için?” Derya'nın sesi kısıldı. “ Birini seçmek için. ” Mert bana baktı. “İkimizi mi?” “Evet.” “Tahta neye göre seçiyor?” “Hanginizin daha güçlü olduğuna.” “Güçlü olan ne olacak?” “Hayatta kalacak.” “Diğeri?” Derya cevap vermedi. Ben söyledim. “Ölecek.” Derya başını eğdi. “Evet.” Mert elimi tuttu. “Buna izin vermeyeceğim.” “Ben de.” Tam o anda odanın duvarında bir kapı belirdi. Daha önce orada yoktu. Üzerinde sadece bir sayı vardı. 32 Mert: “Bu ne?” Derya: “Yeni bölüm.” “Bölüm mü?” “Tahtanın diliyle.” Kapının kolu kendi kendine döndü. Çıt. Kapı açıldı. Arkasında uzun, karanlık bir koridor vardı. Duvarlarda yüzlerce fotoğraf asılıydı. Hepsinde ben vardım. Ama fotoğrafların hiçbiri benim hatırladığım hayat değildi. Birinde küçük bir kız çocuğu olarak satranç oynuyordum. Birinde bir hastane koridorunda yürüyordum. Birinde annem yanımdaydı. Birinde Mert vardı. Bir diğerinde ise... Mert yoktu. Fotoğrafların tarihleri farklıydı. Bazıları benim doğumumdan yıllar öncesine aitti. “Bunlar ne?” Derya: “Senin yaşayabileceğin hayatlar.” “Ne?” “Tahta her zaman tek bir gelecek seçmez.” “Peki bunlar?” “Kaybedilen ihtimaller.” Mert bir fotoğrafın önünde durdu. Fotoğrafta kendisi vardı. Ama yanında başka bir kız vardı. Kız bana çok benziyordu. “Bu kim?” Derya: “Senin hiç tanımadığın kız kardeşin.” Mert fotoğrafa baktı. “Benim kız kardeşim Lara değil mi?” Derya sustu. “Derya?” “Bu fotoğraf başka bir oyundan.” Mert: “Başka bir oyun?” “Evet.” “Kaç tane oyun var?” Derya: “Bilmiyorum.” “Nasıl bilmiyorsun?” “Çünkü her oyun bittiğinde hafızamız siliniyor.” “Seninki neden silinmedi?” Derya bana baktı. “Ben oyunun parçasıyım.” Koridorun sonunda bir kapı açıldı. İçeriden bir ses geldi. “ Lara. ” Sesimi tanıyordum. Ama benim sesimdi. “Gel.” Mert: “Gitme.” Ses tekrar geldi. “ Mert. ” Bu kez onun sesiyle. “İkiniz de gelin.” Derya geri çekildi. “Ben gelmeyeceğim.” “Niye?” “Çünkü oraya girersem beni tekrar hatırlar.” “Kim?” Derya'nın yüzü korkuyla gerildi. “Beni yapan kişi.” Mert: “Kim yaptı seni?” Derya cevap vermedi. Ben kapıya doğru yürüdüm. Mert arkamdan geldi. “Lara.” “Evet?” “Birlikte.” “Birlikte.” Kapıdan geçtik. Bir anda kendimizi eski bir odada bulduk. Ortada küçük bir masa vardı. Üzerinde satranç tahtası. İki sandalye. Ve duvarda eski bir saat. Saat durmuştu. 03.17 Mert: “Bu saat...” “Ne?” “Doğduğumuz saat.” “Emin misin?” “Evet.” Masaya yaklaştım. Satranç tahtasının üzerinde iki taş vardı. Beyaz şah. Siyah şah. Ama taşların üzerinde isimler yazıyordu. Beyaz şah: MERT Siyah şah: LARA Mert: “İki şah.” “Evet.” “Peki vezir nerede?” Tahtanın ortasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra masanın altından bir ses geldi. Tık. Eğildim. Masaya bağlı küçük…