♟️ SON HAMLE

18. BÖLÜM — TAHTANIN İÇİNDE

Yazar:

♟️ SON HAMLE – zeynep ay kitap kapağı
♟️ SON HAMLE – zeynep ay kitap kapağı

18. BÖLÜM — TAHTANIN İÇİNDE “ ŞAH. ” Derya’nın sesi salonun duvarlarına çarpıp geri döndü. Ardından beyaz şah Mert’in önünde durdu. Siyah vezir benim önümde. Ve Derya... Tahtanın tam ortasında. “ MAT. ” Kelime söylenir söylenmez bütün ışıklar söndü. Bu kez karanlık diğerlerinden farklıydı. Gözlerimi açmıştım. Ama hiçbir şey göremiyordum. Mert’in sesini duydum. “Lara!” “Buradayım!” “Sesini takip ediyorum!” “Ben de seni!” Elimi uzattım. Parmaklarım boşluğa değdi. “Mert?” “Buradayım!” Bir anda elimi tuttu. Sıkıca. “Bırakma.” “Bırakmayacağım.” “Ne olursa olsun.” “Ne olursa olsun.” Sonra karanlığın içinden bir ses geldi. Derya. Ama artık Derya'nın sesi değildi. Daha derin, daha soğuk ve sanki aynı anda yüzlerce insan konuşuyormuş gibi yankılanıyordu. “Ne kadar güzel.” Mert elimi daha sıkı tuttu. “Sen ne istiyorsun?” “Ben hiçbir şey istemiyorum.” “Öyleyse bizi bırak.” “Bırakamam.” “Neden?” “Çünkü siz benim parçalarımsınız.” “Biz insanız.” “Öyle olduğunuzu sanıyorsunuz.” Bir ışık yandı. Küçücük bir ışık. Sonra bir tane daha. Sonra onlarca. Karanlığın içinde bir satranç tahtası ortaya çıktı. Ama bu kez tahtanın üzerinde taş yoktu. İnsanlar vardı. Onlarca insan. Yüzlerce. Bazıları ayakta duruyor, bazıları diz çökmüş, bazıları ise birbirlerine bakıyordu. Hepsinin üzerinde bir işaret vardı. Piyon. Kale. At. Fil. Vezir. Şah. Mert fısıldadı: “Bunlar...” “İnsanlar,” dedim. Derya'nın sesi yankılandı. “Hayır.” Tahtanın üzerindeki insanlar aynı anda başlarını kaldırdı. Hepsinin gözleri bembeyazdı. “ Oyuncular. ” İçim ürperdi. “Bunları kim seçti?” “Tahta.” “Sen.” “Ben değil.” “Sen tahtasın.” “Evet.” “Öyleyse sen seçtin.” “Hayır.” Derya'nın sesi bu kez daha da soğuktu. “Tahta seçmez.” “Ne yapar?” “Hatırlar.” “Ne hatırlar?” “İnsanların verdikleri kararları.” Mert: “Bize oyun oynatıyorsun.” “Hayır.” “Bizi öldürüyorsun.” “Hayır.” “Öyleyse Derya nerede?” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Derya'nın bedeni karanlığın içinden çıktı. Ama artık ona bakmak bile korkunçtu. Yüzü aynıydı. Saçları aynıydı. Kıyafetleri aynıydı. Fakat gözlerinin içinde hiçbir şey yoktu. “Derya!” Bana baktı. “Lara.” “Sen misin?” “Bilmiyorum.” “Bizi duyuyor musun?” “Duyuyorum.” “Bizi hatırlıyor musun?” Derya bir an sustu. Sonra başını eğdi. “Hatırlıyorum.” İçimde küçük bir umut oluştu. “Öyleyse bize yardım et.” Derya'nın gözlerinden yaş süzüldü. “Edemem.” “Neden?” “Çünkü artık ne zaman konuşsam tahta da konuşuyor.” Mert: “Nasıl?” Derya dudaklarını araladı. “Benim ağzımdan.” Bir anda Derya'nın ağzından iki farklı ses çıktı. Biri kendi sesi. Diğeri tahta. “ Kaçın. ” “ Kalın. ” Derya'nın yüzü acıyla gerildi. “Gidin.” “Hayır.” “Lara, git!” “Bırakmam seni.” “Bırakmak zorundasın.” “Hayır.” “Lara!” Derya çığlık attı. Tahtanın üzerindeki bütün insanlar aynı anda hareket etti. Bir kare. Sonra bir kare daha. Mert: “Ne yapıyorlar?” “Hamle.” “Kim oynuyor?” Derya başını kaldırdı. “Sen.” Mert: “Ben mi?” “Evet.” “Nasıl?” Derya bana baktı. “Sen doğduğun gece ilk hamleyi yaptın.” Mert'in yüzü gerildi. “Ben daha bebektim.” “Tahta için yaş önemli değildir.” “Ne yaptım?” Derya'nın gözleri bana kaydı. “Onu seçtin.” “Beni mi?” “Evet.” Mert bana baktı. “Ben seni seçtim?” Derya başını salladı. “İkiniz doğduğunuzda iki beşik vardı.” “Sonra?” “Birinde beyaz şah.” “Diğerinde siyah vezir.” “Ben hangisiydim?” “Şah.” Mert: “Lara?” “Vezir.” Ben nefesimi tuttum. “Peki bizi neden ayırdılar?” Derya: “Çünkü kardeşler birlikte büyürse taşlar kendi kurallarını yazmaya başlar.” “Bunu nasıl biliyorsun?” “Çünkü ilk kez bunu siz yaptınız.” “Ne zaman?” Derya bana baktı. “Beş yaşındayken.” Bir an çocukluğumdaki görüntü gözümün önüne geldi. Küçük bir masa. Satranç tahtası. Babam. Beyaz piyon. “Ben o gece taşı oynatmıştım.” “Evet.” “Ne oldu?” “Tahta ilk kez cevap verdi.” “Nasıl?” Derya'nın yüzü değişti. “Bir taş kendi kendine hareket etti.” “Hangisi?” “Vezir.” “Benim taşım.” “Evet.” Mert: “Ben neredeydim?” “Yan odada.” “Beni görmüş müydü?” “Hayır.” “Peki sonra?” “Sen ağlamaya başladın.” Mert şaşırdı. “Ben mi?” “Evet.” “Neden?…

Bölümün tamamını WritePad'de oku