13. BÖLÜM — VEZİRİN SIRRI
Yazar: zeynep ay

13. BÖLÜM — VEZİRİN SIRRI “ Artık bütün oyunlar seni oynuyor. ” Annemin söylediği cümle, salonun içinde yankılanırken otuz altı satranç tahtasının tamamı aynı anda hareket etti. Tık. Tık. Tık. Siyah vezirler birer birer ilerliyordu. Hepsi aynı yöne. Hepsi bana doğru. Bir adım geri çekildim. “Bu ne demek?” Annem cevap vermedi. “Anne!” “Lara, sakın tahtalara yaklaşma.” “Niye?” “Çünkü seni seçerlerse oyun başlar.” “Zaten başladı!” “Hayır.” Annemin sesi titredi. “Şimdiye kadar gördüklerin sadece hazırlıktı.” Salonun ortasındaki büyük saat çalışmaya başladı. Tik... tak... Sonra duvardaki ekranda bir sayı belirdi. 34 Mert ekrana baktı. “Bu sayı neden hâlâ otuz dört?” Derya cevap verdi. “Çünkü otuz dört hamlemiz kaldı.” “Otuz dört?” “Evet.” “Peki ilk iki hamle neydi?” Derya gözlerini tahtaya dikti. “İlk hamle Mert'i seçti.” Mert yutkundu. “İkincisi?” “İkincisi babanı.” Babam başını kaldırdı. “Ben seçilmedim.” Derya ona baktı. “Emin misin?” Babam sustu. “Taş senin için hareket etti.” “Bu beni oyuncu yapmaz.” “Belki de yapar.” Babam cevap vermedi. Ben ona baktım. “Baba?” “Lara...” “Sen bu oyunun içinde misin?” “Hayır.” “Gerçekten mi?” “Evet.” “Peki neden taş sana tepki veriyor?” Babam yüzünü çevirdi. “Çünkü...” “Çünkü ne?” “Çünkü ben oyundan çıkmış biriyim.” “Ne demek o?” “Bir zamanlar ben de oyuncuydum.” İçimde bir şey koptu. “Sen de mi?” Babam başını eğdi. “Evet.” Annem gözlerini kapattı. “Artık söyle.” Babam derin bir nefes aldı. “Yıllar önce bu oyuna ben de girdim.” “Nasıl?” “İsteyerek değil.” “Kim soktu seni?” “Kerem.” “Niye?” Babam salondaki tahtalara baktı. “Çünkü ailemiz bu oyunun içindeydi.” “Bizim ailemiz mi?” “Evet.” “Ne zamandır?” “Çok uzun zamandır.” “Ne kadar?” Babam sustu. “Baba!” “Yüz yıldan fazla.” Salonun havası bir anda ağırlaştı. “Yüz yıl mı?” “Bu oyun bizim ailemizle başlamadı.” “Öyleyse kim başlattı?” Annem cevap verdi. “Kimse bilmiyor.” “Nasıl bilmiyorsunuz?” “Çünkü başlangıç diye bir şey yok.” “Ne demek bu?” “Bu oyun hep vardı.” Mert kaşlarını çattı. “Bu saçma.” Annem ona döndü. “Keşke saçma olsaydı.” Derya masaya yaklaştı. “Burada bir şey yazıyor.” Hepimiz onun yanına gittik. Büyük tahtanın kenarında eski harflerle bir cümle vardı: “OYUNU BAŞLATAN YOKTUR. OYUN, KENDİNİ OYNAYACAK İNSANLARI BULUR.” Altında başka bir yazı vardı. “ŞAH SEÇİLDİĞİNDE, VEZİR UYANIR.” Gözlerim elimdeki taşa kaydı. Siyah vezir. “Vezir uyandı.” Annem başını salladı. “Evet.” “Peki neden ben?” “Çünkü sen şah değilsin.” “Ne?” “Sen vezirsin.” Bir an hiçbir şey söyleyemedim. “Ben... şah değil miyim?” Annem başını iki yana salladı. “Hayır.” “Peki neden herkes bana şah diyor?” “Çünkü oyunun seni şah sanmasını istedik.” “Kim?” “Ben.” “Niye?” “Çünkü vezirin kim olduğunu bilirlerse seni öldürürler.” Elimdeki taşı sıktım. “Vezirin görevi ne?” Annemin gözleri doldu. “Şahı korumak.” “Peki şah kim?” Annem cevap vermedi. Babam konuştu. “Bilmiyoruz.” “Nasıl bilmiyorsunuz?” “Çünkü şah henüz seçilmedi.” “Peki o zaman neden beni seçtiler?” “Çünkü seni vezir sanıyorlar.” “Ben zaten vezirim!” “Hayır.” Babam bana baktı. “Sen gerçek vezir değilsin.” “Ne?” “Sen bir anahtarısın.” “Ne anahtarı?” Babam cevap vermeden önce salonun ışıkları söndü. Bir ses duyuldu. Tak. Sonra bir başka ses. Tak. Bir satranç taşı yere düştü. Karanlıkta bir kadın sesi duyuldu. “ Anahtar bulundu. ” Derya hemen fenerini açtı. Salonun karşı tarafında biri duruyordu. Uzun siyah bir elbise giyiyordu. Yüzü görünmüyordu. Mert fısıldadı: “Kim bu?” Annem bir adım geri çekildi. “Hayır...” “Tanıyor musun?” “Evet.” “Kim?” Annemin sesi titredi. “ Oyunun bekçisi. ” Kadın bize doğru yürümeye başladı. Ayak sesleri salonun içinde yankılanıyordu. Bir. İki. Üç. Sonra durdu. “Lara.” Adımı biliyordu. “Beni tanıyor musun?” “Doğduğun günden beri.” “Beni nereden biliyorsun?” “Çünkü ilk taş senin doğduğun gece hareket etti.” “Ne?” Kadın başını kaldırdı. “Annen seni kucağına aldığında tahtadaki şah devrildi.” Annem gözlerini kapattı. “Sen oradaydın.” “Evet.” “Bizi neden bıraktın?” “Çünkü oyunun kararını değişti…