12. BÖLÜM — DİĞER OYUNCULAR
Yazar: zeynep ay

12. BÖLÜM — DİĞER OYUNCULAR “ Şahınızı teslim edin. ” Kapının arkasından gelen sesle birlikte odadaki herkes sustu. Bir anlığına nefes almayı bile unuttum. Elimde tuttuğum siyah vezir, avucumun içinde buz gibi duruyordu. Taşın üzerinde adım yazıyordu. LARA. Kapının diğer tarafında ise kim olduklarını bilmediğimiz insanlar bekliyordu. Derya hemen bana döndü. “Taşı bana ver.” “Hayır.” “Lara, şimdi inat etmenin zamanı değil.” “Bu taş benim.” “Tam olarak sorun da bu.” Mert kapının yanına gidip kulağını duvara dayadı. “En az altı kişi var.” “Altı mı?” “Belki daha fazla.” Babam hâlâ yerdeydi. Nefes almakta zorlanıyordu ama kendini toparlamaya çalışıyordu. “Lara...” Yanına eğildim. “İyi misin?” “Beni bırak.” “Hayır.” “Beni dinle.” “Dinliyorum.” “Taşı sakla.” Elimdeki siyah vezire baktım. “Bunu mu?” “Evet.” “Niye?” Babamın sesi iyice kısıldı. “Çünkü onlar seni taşla birlikte istiyor.” Kapının ardından tekrar ses geldi. “ Son kez söylüyorum. Şahınızı teslim edin. ” Derya hemen odanın diğer tarafına koştu. Duvarı incelemeye başladı. “Burada başka bir çıkış olmalı.” Annem de ayağa kalktı. “Var.” Derya ona döndü. “Nerede?” Annem duvarın köşesini gösterdi. “Şurada.” Derya eliyle taşların arasını yokladı. Bir süre sonra küçük bir metal parça buldu. “Bu mu?” Annem başını salladı. “Çevir.” Derya çevirdi. Duvarın bir bölümü içeri doğru açıldı. Arkasında dar ve karanlık bir geçit vardı. Mert fenerini içeri tuttu. “Bu nereye çıkıyor?” Annem cevap verdi. “Eski oyun salonuna.” “Orada ne var?” Annem birkaç saniye sustu. “Hatırlamak istemediğim şeyler.” Kapıya tekrar vuruldu. GÜM! Duvar sarsıldı. “Karar vermeliyiz,” dedi Derya. Babam güçlükle ayağa kalktı. “Geçide girin.” “Sen?” “Ben onları oyalarım.” “Hayır.” “Lara.” “Sen burada kalırsan seni öldürürler.” Babam bana baktı. “Zaten beni yıllar önce öldürdüler.” “Ne demek istiyorsun?” “Şimdi sadece bedenim ayakta.” Anlamadım. “Baba...” “Git.” Başımı salladım. “Hayır.” Babam ilk kez sert bir sesle konuştu. “ Lara, git! ” Sesi odada yankılandı. Bir an olduğum yerde kaldım. Sonra annem elimi tuttu. “Babanın istediğini yap.” “Sen de onun tarafında mısın?” Annem başını salladı. “Ben sadece seni hayatta tutmaya çalışıyorum.” Kapıya bir darbe daha geldi. GÜM! Ahşap kapı çatladı. Derya bağırdı: “Şimdi!” Geçide girdik. Önce Derya, ardından Mert, annem ve ben. Babam en son geldi. Kapının arkasından gelen sesler daha da yaklaşıyordu. Koşmaya başladık. Geçit o kadar dardı ki nefes almak bile zorlaşıyordu. Duvarlardan soğuk su damlıyordu. Ayaklarımızın altında eski taşlar vardı. Mert arkasına baktı. “Geliyorlar!” “Koş!” “Lara!” “Ne?” “Baban nerede?” Arkamı döndüm. Babam yoktu. “Baba?” Geçidin gerisine baktım. Kimse yoktu. “Babam nerede?” Annem durdu. “Geri döndü.” “Ne?” “Onları durdurmak için.” “Hayır.” Geri dönmek için hareket ettim. Derya kolumdan tuttu. “Lara, yapma.” “Bırak beni!” “Baban bunu bilerek yaptı.” “Onu orada bırakamam.” “Eğer dönersen sen de öleceksin.” “Umurumda değil.” Annem önüme geçti. “Lara.” “Ne?” “Babanın hayatını kurtarmak istiyorsan ilerlemelisin.” “Nasıl?” “Çünkü bu oyunun kurallarını yalnızca içeriden bozabiliriz.” “Peki o?” Annem gözlerini kapattı. “Baban kendini feda etti.” Bir süre kimse konuşmadı. Sonra uzaktan bir ses duyuldu. Bir çığlık. “BABA!” Sesim geçidin içinde yankılandı. Mert omzuma dokundu. “Lara...” Bir kez daha bir ses geldi. Bu kez daha uzaktan. Sonra sessizlik. Gözlerim doldu. Ama ilerlemek zorundaydım. Bir süre sonra geçidin sonunda metal bir kapı gördük. Derya kapıyı açtı. Karşımıza büyük bir salon çıktı. Odayı gördüğüm anda olduğum yerde kaldım. Duvarların tamamında satranç tahtaları vardı. Yüzlerce. Bazıları küçük. Bazıları devasa. Bazılarının üzerinde hâlâ taşlar diziliydi. Ama en korkutucu şey ortadaki masaydı. Masada otuz altı farklı satranç tahtası bulunuyordu. Her birinin üzerinde farklı bir oyun vardı. Derya yavaşça konuştu. “Burası oyun salonu.” “Burada ne olmuş?” Annem cevap verdi. “İnsanlar burada birbirleriyle oynardı.” “Satranç mı?” “Hayır.” “Ne?” “Hayatl…