GİRİŞ
Yazar: Zeynep

Hayat sizi bazen en istemediğiniz anlara sürükler. Bazen bir hastalıkta, bazen aşkta yenilirsiniz. Ve hayat size en büyük darbeyi vurur. İşte o zaman hayatın asıl gerçekleriyle yüzleşirsiniz. Bende 19 yaşında geçirdiğim kaza ile hayatın gerçekleriyle karşılaştım. Adım Fulya. Fulya Deniz. 25 yaşında hayallerini gerçekleştirip avukat olan genç bir kadınım. Fakat benim için asıl hayat üniversite yıllarında geçirdiğim bir kaza ile başladı. Nereden bilebilirdim ki bu kazanın hayatıma mal olacağını. Nereden bilebilirdim ki hayallerimi 2 sene erteleyeceğimi. Her şey yıllar önceki o kaza ile başladı. (28 Eylül 2020) Rüya. Liseden beri en yakın arkadaşımdı kendisi. Sapsarı saçları, gökyüzü mavisinde gözleri ve beyaz teni ile gerçekten hayran olduğum bir kızdı. Sevgilisi Selim gerçekten çok şanslıydı. Evet 2 senelik ilişkisi vardı ve çok mutluydu. Onu böyle mutlu görmek beni de mutlu ediyordu. Mavi gözlerindeki o ışıltıyı görmek dünyanın en güzel şeyiydi. Tarih 28 Eylül’ü gösteriyordu. Üniversitenin ikinci yılındaydım. Hayalini kurduğum, gece gündüz çalıştığım hukuk bölümünü kazanmıştım. Rüya ile aynı fakültedeydik. Derslerimiz bittikten sonra kafeye gitmeye karar vermiştik. Üniversitemizin çok yakınlarındaki bir kafeye gittik. Kahvelerimizi aldıktan sonra Rüya ile oturup biraz konuştuk. Sevgilisi Selim’den bahsederken bile gözlerinin içi gülüyordu. Bu çift ayrılırsa ciddi manada aşka olan inancım biterdi. Yaklaşık 2 saat oturduktan sonra biraz kalkıp alışveriş yapmak istedik. Alışveriş bittikten sonra sevdiğimiz bir restoran da oturup yemek yedik. Saat 23.30’u gösterdiğinde ise evlere dağılmak üzere ayrıldık. Tek başıma küçük bir evde yaşıyordum. Bana fazlasıyla yetiyordu. Bir odamı çalışma odasına çevirmeye karar vermiştim. Hukuka dair bütün kitapların dolu olduğu bir odaydı. Hayallerimden vazgeçmeye asla niyetim yoktu. Eve gittiğim sokakta her zaman gördüğüm içi boş karanlık depoya benzer bir yer vardı. Gözlerimi depoya çevirdiğim anda gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde donakalmıştım. Çünkü, senelerdir önünden geçtiğim, simsiyah karanlık bir depodan başka bir şey düşünmediğim yerde şu anda gözlerimin önünde cinayet işleniyordu. Elimi kalbime götürüp sakin kalmaya ve oraya bakmamaya çalışıyordum. Ama nafile. Ben gözlerimi kaçırmaya çalıştıkça onlar katilin gözlerinin içine bakmakta ısrarcıydı. Ve nihayetinde korktuğum şey başıma gelmişti. Katil sırıtarak acımasız bakışlarla bana bakıyordu. Gözlerimi hızla ondan çekip cinayete kurban giden çocuğa bakıyordum. Evet, çocuk diyordum çünkü henüz 16-17 yaşlarında birine benziyordu. Defalarca bıçaklayıp acımasızca katletmişti. Fakat şu anda tek yapmam gereken buradan hızla ayrılmaktı. Adımlarımı hızlandırıp elim kalbimde aklımda o görüntüyle koşmaya çalışıyordum. Acı çığlıkları hala geliyordu kulağıma. Gözümden bir damla yaş akmıştı. Bütün bu düşüncelerle karşıdan karşıya geçmeye çalışırken sağımdan hızla gelen arabayı fark etmemiştim. Ve arabanın saniyeler içinde bana çarpıp metrelerce savurması ise çok az bir sürede olmuştu. Benim acı içinde yerde kıvranışım, çevredekilerin başımdaki bağırışları, uzaklardan gelen ambulans sireninin acı çığlıkları kulağıma geliyordu. Görüş alanım gittikçe azalıyor, ağrılarım artıyordu. Kısa bir süre sonra gözlerimi tamamen kapattığımda ise aklımda tek bir görüntü vardı: Cinayet...