Melankoli.
Yazar: Hiraeth

Bölüm şarkısı: Daughter-Youth. “Bir acizlik, iki ölüme neden oluyor. O insanlar bilmeden bir ruhun ölümüne, bin inkisara neden oluyor.” Ekin Nehir Tan: “Sonuç olarak melankoli, yalnızca üzüntü ya da karamsarlık anlamına gelen bir duygu değildir. Tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmış, psikoloji, sanat ve edebiyat gibi birçok alanda önemli bir kavram haline gelmiştir. Günümüzde melankoli, özellikle depresyonla olan ilişkisi açısından incelenmekte ve bireyin duygusal dünyasını anlamada önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu nedenle melankoliyi doğru anlamak, hem insan psikolojisini daha iyi kavramamıza hem de ruh sağlığına ilişkin farkındalığımızın artmasına katkı sağlamaktadır.” Cümlelerimin bitimiyle beraber rahat bir nefes aldım. Ortamı kapsayan basık hava, bir sürü insanın gözünün üstümde olması ve uzun bir süre konuşmak beni germişti. Küçük merdivenleri yavaş yavaş inmeye başladım. Herkes yerime geçerken bana bakıyordu, ben ise onlara bakamıyordum. Alkış sesleri ilişti kulağıma, beğenilmişti yaptığım sunum. Yüzüme gurur dolu bir tebessüm kondurarak teşekkür ettim. Yapabilmiştim, haftalardır uğraştığım bu sunumu bir stres yüzünden mahvetmemiştim. Korkunçtu, bir sürü insanın beni dinlemesi bile beni o kadar korkutuyordu ki. Yememiş, içmemiş bu sunuma çalışmıştım. Önemli bir sunumdu, belki de hayatımın en önemli sunumu. Denora’nın bozuk düzeninden nefret ediyorum. Bu sunumu başaramamam yaşam bölümümün düşmesiyle eşdeğerdi. Gençlerin tüm hayatını bir kaç sunuma adıyorlar, sonucunda ise işimizin olup olmayacağı bile meçhuldü. İşimizin olması için bunları başarmamız gerektiğini dayatıyorlar bize; işimiz olmazsa halimiz yaş çünkü, paramızında olmaması demek bu. Param olmazsa Denora’da yaşam bölümüm düşermiş, bu yüzden başarmalıymışım bunları. Neden mesela, neden kendimizi bu düzene şartlıyoruz ki? Yapmazsak ne olur, neden hiç düşünmüyoruz? Burada günlerimizi bu şekilde ‘robot’ gibi geçirmekten çok mu keyif alıyoruz? Neden her bir saatimizi çile haline getiriyoruz? Saat mi? Hayır! Gözlerimi duvardaki saate çevirdim. Kahretsin! Eşyalarımı hızlıca sırt çantama doldurmaya başladım. Otobüse geç kalmamam gerekiyordu, üstelik son otobüs buydu. Elimin altındaki mavi tükenmez kalemi alarak ismimin yanına çıktığımı belirten imzayı attım. İmzayı atar atmaz kalemi bırakarak koşmaya başladım, otobüsün durakla arası kaç dakikaydı ki? Koşsam yetişebilir miyim, yine de kaçırır mıyım? Ya şuan duraktaysa, şimdiden geç kaldıysam? Aklımda ki tüm düşünceler karşımda ki otobüs durağını ve biraz gerimdeki otobüsü görmemle silindi. Sadece koşmaya başladım, sonunda soluk soluğa bir halde durağa yetişebilmiştim. Benim hemen ardımdan gelen otobüse yüzümde küçük bir gülümsemeyle bindim, yetişmiştim. Kartımı okutmak üzere elimi çantama attım, çantanın içini hızlıca karıştırdım. Yoktu, kartım yoktu. Şoförün “Hanımefendi biraz hızlı lütfen, kartınız yoksa inmenizi rica edeceğim.” Demesiyle aklıma düşen düşünce yutkunmama neden oldu. Kol çantamı okulda unutmuştum, kartta onun içindeydi. Ne yapacağım, diye düşünmeye başladım. Birine sorsam yardım eder miydi? Otobüsün içine hızlıca göz gezdirdim. Çok fazla kişi yoktu, olanlar da dost canlısı insanlara benzemiyorlardı. Yardım etmelerini bekledim, en azından birinin teklif etmesini. Kimse etmedi, bir tanesi bile sesini çıkartmadı. Paraları mıydı dertleri? Aynı parayı kazanmaları beş dakikalarını almazdı. Neden yardım etmiyorlardı o zaman, bu kadar mıydı insanlıkları? Yardım etmeye acizler miydi? Otobüse son bir kez daha baktım, bir umuttu içimdeki. Yardım etmelerini diliyordu hala gönlüm, bu kadar acımasız olmamalarını. Nasıl gidecektim eve, düşünmüyorlar mıydı hiç? Ya aynı şey onların kızının başına gelseydi? Kimsenin yardım etmemesi uöudumu kırdı, çaresizce otobüsten aşaüı indim. Eskimiş durağın bir kenarına oturdum, düşünceler her tarafımdaydı. Ben onları değil, onlar beni yönetiyordu. N’apabilirim diye düşünmeye başladım, ne yapabilirdim ki? Okula gitsem diye düşündüm, girişler kapanmıştı. Rica etsem alırlar…