Bölüm 1
Yazar: Zeynep Yazkan

Karlı Moskova gecesinde, adımlarım karda boğuk sesler çıkarıyordu. Botlarımın altındaki o ezilme sesini tam olarak duyamasam da, ayak tabanlarımda titreşimini hissediyordum. Kulaklarımdaki o sabit, yüzde yetmişlik uğultu, rüzgarın uğultusuna karışıyordu. Karşımda dikilen kadının kürk mantosunun üzerindeki kar taneleri bile erimiyordu; o kadar kaskatı, o kadar donmuştu. Rus yeraltı dünyasının diz çöktüğü kadın, yani *Avtoritet* Polina Sokolova, bana bakarken gözlerindeki buz mavisi renk, Moskova’nın ayazından daha çok üşütüyordu tenimi. Küçük ellerimle onun vizon kürküne tutunmaya çalıştım. Parmaklarım tir tir titriyordu. "Mama, beni bırakma! Söz, duyacağım!" Sesim dışarıdan nasıl çıkıyordu bilmiyordum; çatallı mı, cılız mı, yoksa acınası mı? Tek bildiğim, kulaklarımdaki o sağır edici boşluğu yırtmak için tüm gücümle bağırdığımdı. Polina, kürküne sığınan ellerime tiksinir gibi baktı. Bileğimi kavradı; parmakları tenime birer buz kütlesi gibi saplandı. Beni tek bir hamleyle geriye, karların üzerine doğru savurdu. Yere düştüğümde dizlerim sızladı, ama gözümü ondan ayırmadım. "Bırak şu acınası debelenmeyi," dedi. Dudaklarının hareketleri o kadar net, o kadar keskindi ki, duyamadığım kelimeleri tek tek yüzüme vurdu. "Meval, yeraltı dünyasında kusurlulara yer yok." "Ben kusurlu değilim," diye fısıldadım, kardan ıslanmış kirpiklerimin arasından ona bakarak. "Duyabiliyorum Mama. Bak, konuşuyorsun ve anlıyorum." Polina arkasını döndü. Siyah lüks sedan aracın kapısını koruması çoktan açmıştı. Arabanın egzozundan çıkan yoğun beyaz duman, soğuk havada bir sis bulutu gibi yayıldı. O dumanın arkasında yavaş yavaş kayboluyordu. "Götürün şunu," dedi korumasına doğru, bana dönüp bakmadan. "Sokolov kanı, arkasında bir sakat bırakamaz. Nereye atacaksanız atın." "Mama!" Kardan destek alıp ayağa kalkmaya çalıştım ama korumanın iri eli omzuma indi, beni tekrar dizlerimin üzerine çöktürdü. Araba hareket etti, lastiklerin karda çıkardığı o ağır gıcırtıyı sadece göğsümdeki bir sarsıntı olarak hissettim. O gece Moskova’nın dondurucu sokağında arkasında bir çocuk değil, sessizliğin içine gömülmüş bir intikam bıraktı. Arabanın kırmızı stop lambaları karların arasında eriyip gidene kadar arkasından baktım. Dizlerimin sızısını boş verip ayağa kalktım. Adımlarım beni nereye götürüyorsa oraya yürüdüm; bomboş, hissiz. Cihazımdan gelen o ince, kesik kesik "bip" sesi zihnimde yankılandı. Şarjı bitiyordu. Birkaç dakika sonra o da susacaktı ve ben tamamen karanlık bir sessizliğe gömülecektim. Gerçekten sağır kalacaktım. "Mama haklı mıydı?" diye fısıldadım kendi kendime. "Kusurlu doğanlara yer yok mu bu dünyada?" Karnımdan gelen şiddetli gurultu fısıltımı böldü. İki elimle karnımı sıkıca bastırdım, sanki o açlığı orada boğabilirmişim gibi. Birkaç sokak sonra köşede ışıkları yanan bir fırın belirdi. Paltolu bir adam içeri girerken kapıyı açtı; dışarı sızan o taze, sıcacık ekmek kokusu yüzüme çarptı. Yutkundum. Acaba istesem verirler miydi? Adımlarımı hızlandırıp fırının kapısını ittim. Tezgahın arkasındaki un lekeli fırıncıya bakıp ellerimi birleştirdim. "Простите, можно мне получить кусочек хлеба? У меня с собой нет денег," (Affedersiniz, biraz ekmek alabilir miyim? Yanımda hiç param yok,) dedim, sesimin titremesine engel olamayarak. Fırıncı kaşlarını çatıp beni tepeden tırnağa süzdü. "Yallah sokağa! Dilencilerle uğraşamam sabah sabah." "Dilenci değilim," diye üsteledim, tezgaha bir adım daha yaklaşarak. "Lütfen, sadece küçük bir parça. Çok açım." Adam elindeki tahta küreği tezgaha sertçe vurdu. Titreşimi ayak tabanlarımda hissettim. "Duymuyor musun sen beni? Çık dışarı dedim!" Cihazımdan son bir uzun "bip" sesi geldi ve ardından... Her şey tamamen kapandı. Dünya bir anda derin, mutlak bir sessizliğe gömüldü. Adamın dudakları öfkeyle hareket ediyor, bağırıyordu ama benim için artık hiçbir ses yoktu. Sadece dudaklarını okuyabildim: "Polis çağırttırma bana, defol!" "Lütfen..." diye fısıldadım, gözümden süzülen yaşın yanağımı yakmasına izin vererek. "Sadece bir parç…