Giriş
Yazar: Dila K

Bölüm şarkısı: boygenius - Not Strong Enough 'Hep bir melektim, hiç Tanrı olamadım' Mükemmel bir tablonun acı dolu hikayesi -Dila K. İyi okumalar, bol bol yorum bekliyorum 🩵❄️ ❄️ Daha iyi olmalıydım. Aynadaki ruhsuz yansımama bakarken tek düşündüğüm şey buydu. Daha iyi olmalıydım. Mesela az önce yaptığım dönüş hatasını tekrar yapmamalıydım. Ayak parmaklarımın acıdığını göz ardı etmem ve aynalı odada ruhumun derinliklerini saklayarak dans etmeliydim. Dengem tekrardan şaştığında bu sefer az önceki gibi şanslı olamayıp dizlerimin üstüne düşmüştüm. Sivri tırnaklarımın avucumun içine battığını hissettiğimde acıyı yok etmeye çalışıyor ve çenemi sıkıyordum. "Senden hiçbir şey olmaz," dedi o içimi soğutan ses. Gözlerimi aralamaya korktum ama varlığını gözlerim kapalı olsa dahi hissedebiliyordum. "Aç gözlerini!" Sinirli sesi bacaklarımın titremesine neden oldu ama artık on yaşındaki o küçük kız değildim bu yüzden titreyen bacaklarımı gizlemek için dizlerimi iyice yere sabitledim. Morlukların artık bir parçam olması onun umurunda bile değildi. Onu daha da kızdırmamak için gözlerimi araladığımda tekrardan yansımamla karşılaştım. Sarı saçlarımdaki tek bir tel bile kaçmayacak şekilde sıkı sıkı toplanmıştı. Alnımdaki birkaç ter damlası önce şakağıma sonra da boynumdaki diğer ter tanelerine doğru akıyordu. "Sen bu performansla iyi bir dansçı olacağını mı sanıyorsun?" Elindeki kuşağı avucuna sararken dimdik bir şekilde karşıma bakmaya devam ediyordum. Sanmıyordum. Hem de hiç sanmıyordum. Dans etmek istemiyordum ki. O yapamıyordu bu yüzden bana yaptırıyordu. Hem de yaptırırken kendi isteklerimi bir bir yok ediyordu. Elimde kalan son şey olan buz patenini kaybetmemek için dans etmeye çalışıyordum ama onu da iğrenç bir kumarda kaybettiğimin farkındaydım. Sadece daha iyi olursam bana izin vereceğini düşünüyordum. Ona bakmamak için vücudumu incelemeye devam ettim. Kimileri için güzel gelebilecek bir yüze sahiptim. Normalde beyaz tenli olsam da yaz ayının getirisiyle beraber biraz bronzlaşmıştım. Pembe dudaklarım, saatlerdir dans ettiğim ve çok az su içtiğim için aralık ve kuruydu. Boğazıma kadar o kuruluk devam ettiği için derin nefesler almak dışında bir şey yapamıyordum. Elindeki kuşak, dansımın bir parçasıydı. Bir noktada onu alıp etrafımda dönmem gerekiyordu ama şimdi onun elindeydi. Neler yapabileceğinin farkındaydım ama bu farkındalık bana bir şey hissettirmiyordu. Ruhumdaki çizikler ve yaralar o kadar büyüktü ki bedenimdeki yaraları hissedemiyordum. Hissetsem de artık omuzlarım düşmüştü. Ağlamayı bile sessizce yapabiliyordum çünkü onun yanında ağlamaya bile hakkım yoktu. Ağlamak güçsüzlüktü ve ben güçsüz olamazdım. "Sen bir de bizi, Acar ailesini temsil edeceğini mi sanıyorsun? Daha ayakta bile duramazken!" Eline sardığı kuşağın büyük bir kısmı da yerdeydi bana doğru adımlarken dudaklarımı birbirine bastırıp gözümü bile kırpmadan aynadaki yansımamı izlemeye devam ettim. Kuşağın yere değen kısmını çıplak omzumda hissettiğimde refleks olarak gözümü yummuştum. Tenime çarpan kuşağın sesi aynalı odayı sararken çığlık atıp ağlamamın hiçbir işe yaramayacağının farkındaydım. Ben Lina Acar. Dışarıdan bütün isteklerimin hemen yerine getirildiği, huzurlu ve güvenli minik bir ailede yaşıyordum. Gören herkesin kıskanacağı, keşke bende onun yerinde olabilseydim diyebileceği bir ailede büyümüştüm. En güzel giysiler hep benimdi. En pahalı mücevherler, aynalı makyaj masamın özel bölmesinde beni bekliyordu. Son model telefonum ve özel bir şoförüm bile vardı. Daha ne isteyebilirdim ki? Herkes gidip ailemle yalnız kaldığımdaysa her şey rengini kaybediyor ve koca bir karanlığa gömülüyordu. Bu lüks yaşam tamamen göz boyamaydı. O karanlığın içinde boğuluyordum ve kurtulabilmemin hiçbir yolu yoktu. Her şeyde çok iyi olursam belki kurtulabilirdim. Hayallerimde buz pateni yapıp başarılı olmak olsa da bunlar silik bir hayalden ibaretti. Görünmez zincirler her yerime bağlıyken benim bu evden çıkabilmem bile imkansızdı. Kuşakla tenimde yeni kızarıklıklar oluştururken…