5. Eve Çıkmayan Yollar
Yazar: losttdiary

"Bazen insan, gerçeğe ulaşmak için attığı her adımda biraz daha korkuya yaklaşır. Duyduğu her ses, gördüğü her iz, cevabını aradığı soruları daha da büyütür. Çünkü bazı yollar insanı yanlızca gerçeğe değil, yüzleşmekten kaçtığı duygulara da götürür. Ve insan en çok kaybettiği şeyin izini sürerken yanında kimin kaldığını asıl o zaman fark eder." Odadaki döküm kaloriferin hafif cızırtılı sesi dışında çıt çıkmıyordu ama içimdeki gürültü, dışarıdaki tipinin uğultusunu bile bastıracak kadar şiddetliydi. Otel odasının ahşap zemininde bir ileri bir geri adımlıyordum. Ayakkabılarımdan çıkan hafif gıcırtılar zihnimi tırmalıyordu fakat duramıyordum. Durup tek bir saniye bile düşünürsem dizlerimin bağının çözüleceğini ve kendimi soğuk parkelerin üzerine bırakacağımı biliyordum. Yatağın tam ortasında, bembeyaz nevresim örtüsünün üzerinde duruyordu. Kaset. Şeffaf plastik gövdesinin içine sızmış koyu kırmızı kurumuş kan lekesi oda ışığının altında bana dik dik bakıyordu sanki. Kalbim kaburgalarımı zorlayacak kadar fazla atıyordu. 18 Eylül - Son Kayıt. Yeva odanın köşesindeki çalışma masasının kenarına kalçasını yaslamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde beni izliyordu. Çizmelerini dahi çıkarmamıştı. Yüzündeki her zamanki neşeli ifade yoktu. Rengi hala kireç gibiydi. Birkaç saat önce yaşadıklarımızın şokunu atlatamamıştı. "Güzce," dedi en sonunda. Sesi kısıktı ama hiç bu kadar emin konuştuğuna şahit olmamıştım daha önce. "Yeter, lütfen dur artık. Bir ileri bir geri giderek benim de başımı döndürüyorsun. Otur biraz ya." Ona bakamadım bile. Adımlarımı yavaşlatmadım. Gözlerimi yataktaki siyah plastikten ayıramıyordum. "Nasıl durayım Yeva? Nasıl oturabilirim? Bu kasedi bilerek bıraktı. Bizi izliyorlar. Bir sonraki hamlemizi biliyorlar." "Tamam işte!" Yaslandığı yerden hafifçe doğruldu. Ellerini iki yana açarak sesini biraz daha yükseltti. "Bende tam olarak bundan bahsediyorum Güzce! Bu yaşadıklarımız senin gazetede okuduğun veya polislerin kestirip attığı şeyler değil. Adam gözümüzün önünde kayboldu ve biz sadece üstünde kurumuş kan olan bir kasetle beraber burada dikiliyoruz!" Pencereye doğru adımladım. Tül perdeyi hafifçe aralayarak karanlığa bürünen sokağa baktım. Sokak lambalarının sarı ışığında savrulan kar taneleri hariç hiçbir şey görünmüyordu. "Bizi biliyorlar Yeva," diye fısıldadım kendi kendime konuşur gibi. Tülü bırakıp tekrardan Yeva'ya döndüm. "Kafes diyorlar. 'Beyaz kuğu kafesinden kaçtı ama kanatları hala elimizde' diyorlar. Gülce ellerinde olabilir. Ya da..." Boğazım kurumuştu. Kelimeye söylemeye dilim varmadı. "Ya da Gülce öldü!" Lafı bir anda yüzüme vurmuştu. Bakışlarında büyük üzüntü ve çaresizlik vardı. "Bunu söylemekten nefret ediyorum! Yemin ederim kalbimi söküp atmak istiyorum ama gerçeklerle yüzleşmek zorundayız! Altı aydır kimseden ses yok. Bizimle oyun oynuyorlar. Anlasana artık Güzce!" "Gülce ölmedi." Dişlerimi birbirine bastırdım. "Yarım hissetmiyorum Yeva. Gülce ölseydi ben yarım hissederdim. Hissedemiyorum ki. Ve şu kaset..." Yatağa doğru bir adım attım parmağımla kasedi göstererek. "Bu kaset onun son kasedi. Kaybolmadan önce bıraktığı son kasedi." Yeva derin bir nefes verip elleriyle yüzünü kapattı. Ardından parmaklarının arasından bana baktı. Durduğu yerden haraketlenerek kasetten birkaç adım uzağa oturdu. Dizlerini kendine doğru çekti. "Peki dinleyince ne olacak Güzce?" Bu kez sesi daha yumuşak ve daha sitemkardı. "Diyelim ki dinledik. İçinde ne duyacaksın? Gülce'nin çığlıklarını mı yoksa gülüşünü mü? Bahsettiğin örgütün adını mı yoksa ne yaptıklarını mı? Onu dinleyeceğin an ne değişecek? Elimizde bir silah, arkamızda bir ordu mu var? İkimiz cebimizde üç kuruşla Rusya'da yapayalnızız." Cümleleri saplanan birer çivi gibiydi. Çünkü haklıydı. Mantığım onun söylediği her şeyi onaylıyor, buradan hemen ilk uçakla kaçıp gitmemiz gerektiğini söylüyordu. Fakat kalbim önümdeki yatakta duran siyah kasede kitlenip kalmıştı. Yatağın kenarına çöktüm. Kaset tam karşımdaki yatağın üzerinde duruyordu. Ellerim titrerken k…