4. Yalanlarda Üşür Mü?
Yazar: losttdiary

"İnsan, kaybetmekten en çok korktuğu şeyin peşinden giderken aslında kendinden de parçalar bırakır. Attığı her adım onu biraz daha değiştirir, biraz daha yanlızlaştırır. Çünkü bazı gerçekler bulunmak için değil, insanı baştan sona değiştirmek için vardır." Gözlerimi telefonun siyah ekranından ayıramıyordum. Parmaklarım soğuktan uyuşmuştu ve ekranda yazılı cümle zihnimi tamamen dondurmuş gibiydi. "Burada adımlar iz bırakmaz sadece karların altında kaybolur. Arkana bakmaya devam edersen neyi kaybettiğini bile anlamadan bu şehrin bir parçası olursun." Nefesim boğazıma düğümlendi. Yüzüme vuran dondurucu rüzgar yüzüme sıradan bir soğuk gibi çarpmıyordu artık. Biri buradaydı. Biri bizi en başından beri bir gölge gibi takip ediyordu. Emindim ve en kötüsü, buraya neden geldiğimi biliyordu. "Güzce kimden geldi o mesaj? Baban mı yazdı yoksa? Merak etmiştir adam." Yeva'nın sesiyle irkilip telefonu hızla deri ceketimin cebine sıkıştırdım. Bakışlarımı etraftan çekip ona döndüm. Uykusuzluktan hafifçe kızarmış gözleri ve soğuktan kızarmış burnuyla bana bakıyordu. Yüzümdeki ani değişimi fark etmemesi imkansızdı. "Yok... Babam değil," dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Kim o zaman?" Zoraki bir tebessüm oturtmaya çalıştım dudaklarıma ama becerebildiğimi hiç sanmıyordum. "Şey... Ajanstaki çocuklardan biri. Bir dosya lazımmış da onun PDF'ini istemiş. Önemli bir şey değil yani." Yeva tek kaşını yavaşça yukarıya kaldırdı. Omzundaki karları silkeleyip bana doğru yaklaştı. Yüzünde şüpheci bir ifade vardı. "Güzce. Sence benim anlımda salak mı yazıyor?" Valizini hemen yanına çekti. "Sabahın altısında rüzgar suratımızı felç ediyor ve sen gelen bir 'şirket dosyası' mesajı yüzünden ceset görmüş gibi oluyorsun? Sence bu terslikte bir iş yok mu?" "Yalan söylemiyorum Yeva." İçimdeki korku dalgasını bastırmak için ceketimin cebindeki ellerimi sıktım. "Sadece... Yorgunum. Gece boyunca uyuma şansım olmadı. Uçak, tren, buradaki ayaz... Hepsi üst üste geldi. Gerçekten sorun yok." "Güzce," dedi saçlarını düzeltirken. "Bana bak. Eğer bir sorun varsa bana söylemek zorundasın. Benden bir şey saklarsan ben sana nasıl yardımcı olacağım?" Göğsümdeki ağırlık daha da derinleşti. Yeva'ya gerçeği söyleyemezdim. Eğer mesajı anlatırsam panikleyeceğini biliyordum. Onu korumak için susmak zorundaydım. Sevdiğin birini korumak için söylediğin yalanlar aslında kendi vicdanına sapladığın en keskin bıçaktı ama şu an başka çarem yoktu. "Yeva yemin ederim önemli bir şey olsa ilk sana söylerim." Gözlerine bakıyordum. Yalan söylerken göz kaçırmama kuralını zihnime kazımıştım. "Sadece başım ağrıyor. Buradaki soğuk etkiledi sanırım. Tek düşündüğüm şey kalacak bir yer bulmak." Uzun bir süre yüzümü inceledi Yeva. İnanmadığı her halinden belliydi ama beni zorlamanın şu an bir işe yaramayacağını anlayacak kadar da zeki bir kızdı. Derin bir nefes vererek dudaklarını büktü. "Peki... Öyle olsun ama bu konuyu daha sonra konuşacağız." Kabanının yakasını düzeltti. "Şimdi şu otel işini hallet çünkü artık parmaklarımın ucunu soğuktan hissetmiyorum. Eğer biraz daha burada kalırsak bacaklarıma da veda edeceğim." "Tamam tamam. Hemen bakıyorum," diyerek cebimden telefonumu çıkardım. Mesajlar bölümüne bakmamaya çalışarak hızlıca harita ve otel rezervasyon uygulamasına girdim. İstanbul'dan yola çıkmadan önce Vyborg'daki birkaç küçük pansiyon ve otele bakmıştım ama rezervasyon yapmamıştım. Telefonun soğuk ekranında parmaklarımı kaydırırken Vyborg'un karlar altındaki haritası belirdi. "Bak şimdi," dedim telefonu Yeva'ya doğru çevirerek. "Otelin şatafatlı olmasına gerek yok. Hem tren garına hem de şehir merkezine yakın olsun. Şurada eski taş binaların arasında küçük bir butik otel var." Telefonun beyaz ekranını işaret ettim. "Odaları ahşap kaplama ve puanı oldukça iyi. Ne dersin?" Ekrana yaklaşarak gözlerini kıstı. "Isıtması iyi miymiş? Benim için tek kriter bu Güzce. Gideceğimiz yerde kaloriferler son raddede yanmıyorsa beni asla orada tutamazsın." Gülümsedim. Yeva'nın bazı tepkilerine bayıl…