3. Kaybolmakta Bir Başlangıçtır
Yazar: losttdiary

"Bazen en büyük yalanları başkalarına değil sevdiğimiz insanları korumak için kendimize söyleriz. Çünkü gerçeğin yükü tek bir omuza sığamayacak kadar ağırlaştığında sevdiklerimizin gözlerinin içine bakıp yalan söylemek bir tercih değil, tek çare haline gelir." Gözlerimi açtığımda günün ilk ışıkları odanın tül perdesinden içeri süzülüyordu. Yatakta öylece yatarken tavanı izledim bir süre. Göğsümün ortasına oturan ağırlık uyandığım an tekrardan kendini hatırlatmıştı. Dün gece uçak biletini aldığım andan beri zihnimdeki çarklar bir saniye bile durmamıştı. Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim ve vakit hızla daralıyordu. Bu gece yarısı o uçağa ne olursa olsun binecektim. Derin bir nefes alarak yataktan doğruldum. Odadaki soğuk hava çıplak bacaklarıma vururken komodinin üzerinde duran telefonuma kaydı gözüm. Saat on bire geliyordu ve Yeva dünden beri mesaj atmamıştı. En azından şimdilik. Giyinme dolabımın kapağını sessizce açtım. Yatağın altında duran küçük siyah valizimi çıkarıp halının üzerine bıraktım. Çok fazla eşya almayacaktım. Gerek yoktu. Birkaç parça kalın kazak, termal içlikler, sağlam bir pantolon ve yedek çoraplarımı valize tıkıştırdım. Sırada en önemli kısım vardı. Valizin gizli bölmesine Gülce'nin odasında bulduğum iki kağıdı, pasaportumu ve yanıma aldığım nakit paraları dikkatlice yerleştirdim. Banka kartımı da unutamazdım tabiki. Valizin fermuarını çekerken çıkan ses yankılanıyordu odamda. Tekrardan valizi yatağın altındaki en köşeye itip üzerini örttüm. Kalbim deli gibi atıyordu. İşin en zor kısmı ise birazdan başlayacaktı. Annem ve babama yalan söylemek. Odamdan çıkıp koridora ilerlerken mutfaktan gelen sesleri duyuyordum. Kapının eşiğinde durup içeriye baktım. Annem tezgahın başında sırtı bana dönük bir şekilde çay demliyordu. Babam ise masaya oturmuş, önündeki çay bardağına bakıyordu. Evin içindeki hava o kadar ağırdı ki nefes alırken ciğerlerimin acıdığını hissedebiliyordum. "Günaydın," dedim sesimi olabildiğince normal tutmaya çalışarak. Babam başını yavaşça bana doğru çevirdi. Gözlerinin altındaki mor halkalar her geçen gün daha da derinleşiyordu sanki. "Günaydın kızım," dedi kısık bir sesle. "Nasıl oldun? Başının ağrısı geçti mi biraz?" Masadaki boş sandalyelerden birine oturdum. "Geçti baba iyiyim." Annem elindeki çaydanlıkla masaya yaklaştı. Yüzüme bakmadan çay bardağımı doldurdu. "Bir şeyler ye Güzce. Dün akşam da hiçbir şey yemedim zaten." Sesi titremişti. "Tamam anne yerim." Elimi masadaki peynir tabağına uzattım ama boğazımdan tek bir lokma bile geçemeyecek gibiydi. Birkaç şey yemeye zorladım kendimi. Yolun ortasında düşüp bayılmak istemiyordum ne de olsa. Annem ve babam sessizdi. Sadece önlerindekilerle ilgileniyorlardı. Bir şekilde konuşmalıydım artık. Eninde sonunda öğreneceklerdi zaten. Derin bir nefes alıp konuya girmeye karar verdim. "Benim size bir şey söylemem gerekiyor," dedim tek nefeste. Babamın çay bardağını tutan elleri duraksadı. Annem bakışlarını aniden üzerime kilitledi. İkisinin de gözlerinde aynı korku ifadesi vardı. Gülce'den bir haber mi var? "Kötü bir şey değil," dedim hızlıca ortamdaki gerilimi dağıtmaya çalışarak. "İşle ilgili." Babam derin bir nefes verip arkasına yaslandı. "Ne oldu kızım? Anlat bakalım." "Hani ben ajansın Rusça tercüme ve haber takip işlerine bakıyordum ya..." Boğazımı temizledim. Gözlerimi babama kitledim. Yalan söylerken göz kaçırmak yakalanmanın ilk kuralıydı. "Ajanstan bunlarla ilgili bir proje çıktı. Yurt dışı bağlantılı bir saha çalışması. Ajans yöneticisi beni görevlendirmek istemiş." Annemin kaşları çatılmıştı. "Ne projesi Güzce? Nereye gidiyorsun?" "Rusya'ya anne," dedim olabildiğince soğukkanlı bir sesle. "Sadece bir haftalık bir proje takibi. Zaten Rusça bildiğim için ajanstaki en uygun kişi bendim. Reddetme şansım yoktu." Masaya derin bir sessizlik hakim oldu. Annemin elindeki çatal yere düştü. Yüzü bir anda sapsarı kesildi. "Saçmalama Güzce!" diye bağırdı aniden. "Ne Rusya'sı? Ne Haberi? Sen bizi çıldırtmak mı istiyorsun?!" "Anne lütfen sak…