1. Mezarsız Yas
Yazar: losttdiary

29.07.2026 Başlama tarihimizi buraya bırakalımm. 🖤 "Zaman yaraları iyileştiren bir ilaç değildir. Sadece acının etrafındaki deriyi nasırlaştırır. En korkuncu ise ölümün netliği değil, belirsizliğin insanı derinden bitiren sessizliğidir. Çünkü insan, mezarını bilmediği bir ruhun yasını tutamaz." Tam altı ay on iki gün olmuştu. Yüz doksan beş gün boyunca her sabah aynı boşluğa uyanıyordum ve bu duygu içten içe beni yiyip bitirmeye başlamıştı. Gülce'nin kaybı beni içten içe yerken bir de Emniyet Müdürlüğü'nün baskın koridorlarından çıkarken elimde kalan tek şeyin koca bir sıfır olması da cabasıydı. Komiserin dosyayı kapatırken ki sesi hala kulaklarımdaydı. " Anlamıyorsunuz ," demiştim komisere. " O sadece Rusya'ya gidip kaybolan biri değil, o bir gazeteci. Nasıl altı ayda tek bir iz bile bulamazsınız?" Komiser sadece gözlerini kaçırmıştı. " Güzce Hanım, inanın altı aydır Rus makamlarıyla konuşmadığımız yazışma kalmadı. İkizinizin ne bir otel kaydı var ne de bir kamera görüntüsü. Elimden geleni inanın yapardım ama elimizde maalesef somut bir delil olmadığı için bu dosyayı kapatmak zorundayım. " Kapandı. Benim diğer yarımı tozlu bir rafın arasına sıkıştırmak onlar için bu kadar kolaydı işte. Eve nasıl geldiğimi bile hatırlamıyordum. Kilitli demir kapıyı açtığımda beni karşılayan sessizlik, dışarıda yağmaya başlayan yağmurdan daha boğucuydu. Üzerimde beni sıkan dar gömleğin boğazını bir ilmek daha açtım. En azından bir umut rahatlatması için. Fakat hiçbir şey değişmedi. Ayakkabılarımı çıkarırken koridorun sonundan babamın ağır adım sesleri kulaklarımdaydı. Gözlerindeki son umut kırıntısıyla bana bakıyordu. Hemen arkasında ise mutfak kapısına tutunmuş ve gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş annem belirdi. "Güzce?" dedi annem fısıltıyla. "Bir haber var mıymış benim kuzumdan? Ne dediler sana?" Kabanımı asarken başımı iki yana salladım. Gözlerimi onlardan kaçırmaya çalıştım ama başaramadım. Elimde olsa duyduklarımı söylemeyi hiç istemezdim ama mecburdum. Başka şansım yoktu. Onlarda kızlarından iyi haber bekliyordu sonuçta. "Dosyayı kapattılar anne." Annem bir anda elini ağzına götürüp hıçkırıklarla arkasındaki duvara yaslandı. Babam ise sanki bu cevaba kendini hazırlamış gibi derin bir nefes verdi. Yanlarına gittiğimde elini omzuna koydu dolu gözlerle. "Nasıl kapattılar Güzce?" dedi çaresiz sesiyle. "Benim kızımı yeryüzünden silinmiş gibi mi kabul ettiler? Hiç mi bir şey yapmıyorlar artık?" "Rusya'da hiçbir sonuç gelmiyormuş baba," dedim öfkemi bastırarak. "Elimizde somut delil yok deyip arşive kaldırdılar dosyayı." Annem mutfak tezgahına doğru yürürken kendi kendine söyleniyordu. Hıçkırıklara bir nebze azalmıştı. "Ben biliyordum... O lanet olası işe girdiğinden beri biliyordum. ' Gitme ' dedim ona. ' Bırak şu saçma haberleri ' dedim ama dinletemedim işte." "Anne lütfen... Kendini daha fazla harap etme. Şu an bunu konuşmanın bir faydası var mı sence?" "Ne konuşalım Güzce?" Sesini yükseltmişti aniden. Arkasını dönüp gözlerimin içine baktı. "Kardeşinin öldüğünü mü konuşalım? Altı aydır kızımdan tek bir ses bile yok! Polis bile pes etti. Biz ne yapacağız? Oturup Gülce'nin öldüğünü mü kabullenelim?" Babam araya girerek annemin omuzlarından tuttu. "Pervin Allah aşkına bir sakin ol. Güzce'ye bağırman Gülce'yi geri getirmeyecek. O da perişan görmüyor musun?" Ardından bana döndü sakinlikle. Bir süre sustu. Kelimeleri kafasında toparlıyordu belki de. "Belki de... Polisin dediği doğrudur Güzce. Belki kendimizi en kötüsü hazırlamamız gerekiyordur. Altı ay az bir zaman değil kızım." Babam kendi öz kızından bu kadar hızlı vazgeçecek biri miydi? "Ne diyorsun baba?" diyerek bir adım geriye çekildim. "Sen hemen kabullendin yani. Sana bir şey söyleyeyim mi baba? Gülce ölmedi! Ben bunu hissediyorum. Eğer ölseydi bilirdim ben! Hissederdim!" "Güzce yapma nolur," dedi yorgun bir sesle. "Eninde sonunda gerçeklerle yüzleşmek zorundayız. Kendini boş yere tüketiyorsun." "Ben yüzleşeceğim gerçeklerle," dedim dişlerimi sıkarak. "Ama sizin gibi oturarak değil.…