Giriş
Yazar: Niss

"Bir sırrı saklamanın en güvenli yolu onu hiç var olmamış gibi gömmektir. Ancak yeraltına gömülen her şey eninde sonunda üzerindeki toprağı çatlatıp gün yüzüne çıkacak bir tohum barındırır. Karanlık, sadece gerçeğin uyanacağı güne kadar sürer." Dondurucu soğuk eski kereste fabrikasının çatlaklarından içeri sızarken içerideki havayı iyice soğutuyordu. Duvar kenarındaki moloz yığınının arkasına sinmiş olan Gülce nefes alırken ağzından çıkacak buharın yerini belli etmemesi için montunun yakasını ağzına sımsıkı bastırmıştı. Birkaç metre ötede karanlığın bastırdığı noktada bir adam diz çökmüş duruyordu. Onun tam karşısında ise koyu renk, dizlerine kadar uzanan yün paltosunun içinde dimdik duran bir adam vardı. Boynuna gelişigüzel dolanmış gri atkı, soğuğa rağmen tek bir kırışık bile taşımayan siyah deri eldivenleri ve kusursuz duruşuyla çevresindeki adamlardan ayrılıyordu. Gösterişli değildi. Aksine, ilk bakışta kalabalığın içinde kaybolabilecek kadar sıradandı. En rahatsız edici olan ise gözleriydi. Hiç öfkeli görünmüyorlardı. Sanki karşısındaki diz çökmüş adama değil de çoktan ölmüş birine bakıyormuş gibi soğuk ve kayıtsızdı. Gülce onun kim olduğunu çok iyi biliyordu. Siyah paltolu adam hiç acele etmeden belindeki silahı çekti. Namlunun ucundan çıkan tek el silah sesi boş fabrikada patladığında Gülce gözünü bile kırpmadan deklanşöre bastı. Hedefteki adam karların üzerine yığılırken Gülce refleksiyle hareket etti. Yakalanma ihtimalinin nefesini ensesinde hissediyordu. Kamerayı hızla indirdi ve montunun iç cebindeki eski ahşap matruşka bebeği dışarı çıkardı. Parmakları soğuktan uyuşmuş olabilirdi ama korku daha baskındı. Büyük bir hızla en dıştaki figürü ayırdı, içindekileri tek tek açtı. En son kalan simsiyah matruşka parçasını eline aldı. Kameranın yuvasından tırnağıyla çıkardığı minik hafıza kartını küçücük siyah boşluğun içine yerleştirdi ve tekrar iç içe kapatıp kilitledi. Bebeği duvarın derin çatlağındaki molozların arasındaki zifiri karanlığa bıraktı hiç düşünmeden. Tam oradan uzaklaşmak için hamle yapacakken uyuşmuş ayağı zemindeki çürük kalasa baskı yaptı. Keskin bir çatırtı yankılandı fabrikanın içinde. Sadece içinden okkalı bir küfür savurabildi. Kıpırdayamadı daha fazla. Siyah paltolu adam fabrikanın boşluğunda yankılanan bu sesle birlikte duraksadı. Başını yavaşça sesin geldiği yöne çevirdi. Karanlık gözlerini hedefindeki avı arayan bir yırtıcı gibi doğrudan kızın olduğu noktaya kilitledi. Adamın sadece tek bir el işaretiyle harekete geçen adamlar hızla moloz yığınına doğru harekete geçmişti. Gülce kaçmaya bile fırsat bulamadan arkasından gelen güçlü eller tarafından kavrandı. Kollarından tutularak karların üzerinden sürüklenerek ayakta duran adamın tam önüne fırlatıldı. Dizleri betona çarptığında acıyla dişlerini sıktı ama ses çıkarmadı. Adam yerdeki kıza tepeden bakıyordu şimdi. İlk olarak eldiveninin üzerindeki görünmez tozu başparmağıyla silkeleyip yerdeki kameraya baktı. Eğilerek kamerayı karların içinden tek eliyle aldı. Cihazı evirip çevirdi, ardından hafıza kart yuvasının kapağını sertçe açtı. Yuva boştu. Adamın yüzündeki sakinlik yerini buz gibi bir ciddiyete bırakmıştı şimdi. Kamerayı yanındaki adamlardan birine fırlatıp bakışlarını yeniden yerdeki kıza dikti. "İçindeki kart nerede?" diye sordu. Sesi pürüzsüz ama bir o kadar da tehditkardı. Gülce dizlerinin üzerindeki acıyı umursamadan çenesini dikleştirdi. "Çok geç kaldın," dedi sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "O kameradaki her şey çoktan sisteme yüklendi. Yarın sabah kim olduğunuzu, burada ne yaptığınızı tüm dünya öğrenecek. Beni burada tutmanız hiçbir şeyi değiştirmeyecek." İçindeki korku baskın gelsede yalan söylemeyi tercih etti. İçindeki hafıza kartına hiçbir şey yapmadan sadece siyah matruşkanın içine atıp saklamıştı. O an sadece aklına bu gelmişti. Güzce'nin hediye ettiği siyah matruşka. Adam bu sözlerin üzerine hafifçe öne doğru eğildi. Dudaklarında alaycı ince bir kıvrılma belirdi. "Bana yalan söyleme,'" dedi sakince. "Ve beni hafife alaca…