Siyah Kutu: Liman Gecesi

8.BÖLÜM:CARİYELER KOĞUŞU: ESARET

Yazar:

Siyah Kutu: Liman Gecesi – ruzgargulu kitap kapağı
Siyah Kutu: Liman Gecesi – ruzgargulu kitap kapağı

-Yayınlanma Tarihi:06.08.2026- 8. BÖLÜM : ​Cariyeler Koğuşu: Saray Duvarları Ardında Esaret "Dersaadet’in kıvrım kıvrım taş sokaklarında vakit geceye dönerken, fenerlerin cılız ışığı sükûnete bürünmüş duvarları aydınlatıyordu. Lakin bu kadim şehrin gürültüsünden uzakta, tek bir ruhun içinde kopan fırtına koca bir divanı dolduracak kadardı. O, payitahtın gölgesinde hasretin en ağır tonuyla baş başa kalmış bir adamdı. Aslında çok uzakta değillerdi; aynı sofraya oturur, aynı dost meclisinde bulunur, aynı yedi arkadaşın arasında her gün omuz omuza nefes alırlardı. Lakin aralarındaki o mesafe coğrafi değil, kelimelerin ötesinde, aşılması imkânsız birer duvardı. Gündüzleri gülüşüp aynı yollardan geçerlerken, o adam içindeki yangını hep derinlere saklamıştı. Onlarınkisi dostluk kisvesi altında saklanan, birbirlerinin gözlerine uzaktan, gizlice bakmaktan gayrı nasipleri olmayan platonik bir yangındı. Bir kez olsun "yar" diyememiş, bu imkânsız sedayı dost meclislerinin orta yerinde bir sır gibi göğüs kafesinde büyütmüşlerdi. Ne o cüret edebilmişti hislerini açmaya ne de bu vuslatsızlığın adı konulabilmişti. Şimdi ise kaderin acı bir cilvesiyle o nazenin varlık bu fâni âlemden erkence göçmüş, aralarındaki o görünmez duvarlar ölümle ebediyete kadar mühürlenmişti. Artık her gün oturdukları o taş sokakta, o dost meclisinde boş kalan bir sedir vardı sadece. İstanbul’un serin rüzgârı eserken, yapayalnız kalan adam içindeki o sönmeyen ateşe baktı. Gözlerinden süzülen bir damla yaş kadim toprağa düşerken dudaklarından yine tek bir isim dökülmedi. Çünkü bazı aşklar aynı masada otururken bile en uzakta yaşanır, dost bildiğin bir kalpte ömür boyu susarak taşınırdı." *** " Matin'in kurduğu bu karmaşık labirentte, zamanın ipuçları yavaş yavaş birleşiyor; herkes bu devasa sarayın düzeni arasında kendi yerini bulmaya çalışırlarken, kalplerindeki en büyük acı ortada asılı duruyordu." -"Harem-i Humayûn :Uyanış"- ("Alçin'in Bakış Açısı") Kör edici mor ışık gözlerimi tamamen yaktıktan sonra kulaklarımızı sağır eden o şiddetli uğultu birdenbire kesildi. Zamanın ve mekânın âdeta kâğıt gibi büküldüğü o uçurum kenarında, zihnime silinmez bir damga gibi kazınan o son sahne bütün canlılığıyla gözlerimin önünde yanmaya devam ediyordu. Duru... Duru'nun vurulup o yüksek uçurumdan aşağıya doğru çaresizce düşüşü, kulaklarımı tırmalayan o son çığlığı beynimin içinde yankılanıyordu. O kurşun bedenine saplandığı an karanlık boşluğa savrulmuş ve o dipsiz derinliklerde kaybolup gitmişti. Ediz'in acımasız yüzü ve kutuyu almak için yaptığı o hamle, her şeyin sonunu hazırlamıştı. Şimdi ise buz gibi dağ rüzgârının yerini; ağır, basık ve boğucu bir baharat, misk ve tütün kokusu almıştı. Ciğerlerime dolan hava ne o kavurucu kehribar sokağın kuraklığına ne de modern binaların sterilliğine benziyordu; bu hava dev kazanlarda kaynayan etlerin, kuyruk yağının, isli ve nemli taşın, sarayın mermer salonlarından sızan yoğun tütsülerin birbirine karışmış ağır kokusuydu. Gözlerimi aralamaya çalıştım ama kirpiklerim birbirine tutkalla yapıştırılmış gibi ağırdı. Alnımda ve sırtımda hissettiğim sert, soğuk zemin mermerden ya da cilalı modern bir tahtadan çok uzaktı; kaba tahta kalasların üzerine serilmiş, bitirim ve güve kokan ince, yıpranmış bir çul parçasının üzerindeydim. "Alçin..." diye fısıldayan titrek ve kısık bir ses duyuldu karanlıktan. Bu Aylin'in sesiydi, sesi korkudan adeta bir yaprak gibi titriyordu. İmge de hemen yanımızda, dizlerini karnına çekmiş, şaşkınlıkla etrafı izliyor, nefes alışverişleri panik atak geçiriyormuşçasına hızlanıyordu. Hızla gözlerimi açıp doğruldum. Başımın içindeki o şiddetli, zonklayan ağrıyla etrafıma bakındığımda gördüğüm manzarayla kanımın damarlarımda tamamen çekildiğini hissettim. Taş duvarları kalın örümcek ağlarıyla kaplı, meşalelerin sarı ve titrek ışığıyla aydınlanan loş, basık ve havasız devasa bir kilerdeydik. Dışarıdan, sarayın üst katlarından ve geniş dış avlulardan gelen devasa mehter sesleri, top atışlarının boğuk yankıları ve kulak tı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku