Siyah Kutu: Liman Gecesi

7.BÖLÜM:MATİN'İN İLK KURBANI

Yazar:

Siyah Kutu: Liman Gecesi – ruzgargulu kitap kapağı
Siyah Kutu: Liman Gecesi – ruzgargulu kitap kapağı

7. BÖLÜM: MATİN'İN İLK KURBANI "Okuldan yeni dönmüşlerdi; ellerini yüzlerini yıkayıp mutfaktan gelen mis kokulu yemek tabaklarıyla salondaki masanın etrafına yerleşmişlerdi. Karşılıklı oturup sıcak yemeklerini yerken çocuk merakla başını tabağından kaldırdı ve gözlerini dedesine dikti. "Dede, anlattığın anılarından bir hikaye vardı ya hani bir taşı kurtarıyorlardı; atalarımız o taşı nasıl kurtarmıştı? O büyük günü tekrar anlatır mısın ?" Annesi elindeki bardağı masaya bırakıp hafifçe gülümsedi: "Anlattı ya oğlum, bilmediğin şey değil ya..." Çocuk hemen savunmaya geçerek annesine döndü: "Yarısını dinlemiştim sadece, arkadaşlarım çağırdı da oyun oynamaya gitmiştim ya anne! Hem dedemden dinlemenin tadı başka." Dedesi de tebessüm ederek elini çocuğun saçında gezdirdi, sonra çatalını bırakıp arkasına yaslanıp anlatmaya başladı: "Bak dinle evladım... Gecenin ne anlama geldiğini kimsenin bilmediği, takvim yapraklarının hiç var olmadığı bu aydınlık diyarda, biz doğma büyüme buralıyız; gözümüzü ne zaman kapatsak başka türlü yaşarız biz. Ama atalarımız bize anlatırdı da içimiz titrerdi; eskiden bir gün, neredeyse hepimizin sonu oluyormuş. O zamanlar aramızdan biri, aklı aklına denk olmayan açgözlü biri çıkmış, şehrin tam ortasındaki o küçücük, minnacık taşı yerinden söküp çalmış. Taş gider gitmez ne olmuş biliyor musun? Normalde sapasağlam duran bütün halkın üzerine bir anda devasa, karşı konulamaz bir ağırlık çökmüş. İnsanlar dizlerinin üstüne yığılıp ardı ardına bilincini kaybetmeye başlamışlar. Ve kural acımasızmış evladım; kim bu hale düşer ve kendine gelemezse, bu evrenden tamamen silinip yok olurmuş. Sokaklar birer birer boşalmış, millet yok olup gitmiş. Şehir neredeyse haritadan silinecekmiş yani. İşte tam o dehşet anında, bizim cesur atalarımızdan biri çıkmış ortaya. Öyle bir yiğitlik göstermiş ki, çalınan o minik taşı hırsızın elinden kapıp geri almış, koştuğu gibi şehrin merkezindeki yerine geri koymuş.Taş yerine oturur oturmaz o minicik gücünü yeniden yaymış da, o ağır duruma kapılıp gitmek üzere olan son insanları kurtarmış. İşte o günden sonra o minik taşın bu diyarda nefes almamızın tek çaresi olduğunu kafamıza kazıdık. Şimdi bakıyorum da, o gün o atamız o taşı yerine koymasaydı, ne sen burada olurdun ne de ben..." Çocuk merakla gözlerini açarak sordu: "Peki dede, o taşı çalan hırsız sonra ne oldu?" Dedesi hafifçe kaşlarını çatıp ciddiyetle cevap verdi: "Yakalanmış evladım; o açgözlü hırsız hemen orada kıskıvrak yakalanmış." Dede hikayesini bitirip tebessüm ederken, o an gelen derin bir sarsıntıyla birlikte; bu masalın gerçeğe dönüştüğü yerde, uykudan uyanır gibi gözlerini aralayan yedi arkadaş, Matin’in aydınlık sokaklarında yeni yeni uyanıyorlardı... *** "Karşımızda, sanki bizi adım adım takip ediyormuş gibi aniden belirmişti. Yüzündeki o soğuk ve ürkütücü gülümsemeyle doğrudan ellerimdeki siyah mat kutuya baktı." 2322 Matin’in o kavurucu, kehribar rengi güneşi tepemizde asılı duruyordu. Gökyüzü sabit bir mavilikte asılı kalmıştı; ne kararıyor ne de en ufak bir bulut hareketi sergiliyordu. Zaman, bu coğrafyada sabit bir duruşa geçmiş ve saatlerin akışı tamamen askıya alınmıştı. Güneşin o sabit, tepede dikilen konumu insanda derin bir zihinsel sıkışmışlık yaratıyordu. Gecenin getireceği o dinlendirici karanlıktan mahrum, sürekli aynı sarımsı, yakıcı aydınlığın altındaydık. Batu, ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokmuş, dik dik gökyüzüne bakarken derin ve öfkeli bir nefes verdi. O her zamanki neşeli, durumu tiye alan maskesi artık tamamen çatlamış, altından saf bir çaresizlik ve gerginlik çıkmıştı. Dorni Dohrnii'deki o turkuaz sudan çıktıktan sonra buranın o kurak havası sayesinde üzerimizdeki ıslaklıktan eser kalmamıştı; kıyafetlerimiz tamamen kurumuştu. "Böyle olmaz," dedi Batu, sesindeki o alaycı ton tamamen silinerek. "Güneşin yerinden bir milim bile oynamadığını fark ettiniz mi hiç? Saat kaç bilmiyorum çünkü saatimde milim oynamıyor ama içimden sayıyorum; normalde çoktan gece olmalıydı ve biz bu kabustan uyanmış…

Bölümün tamamını WritePad'de oku