6.BÖLÜM: MATİN:BİLİNMEZİN ORTASINDA
Yazar: ruzgargulu

-Yayınlanma Tarihi: 06.08.2026- 6. BÖLÜM: MATİN:BİLİNMEZİN ORTASINDA "Gecenin veya sabahın ne anlama geldiğini kimse hatırlamazdı; çünkü burada ne zamanın bir adı ne de takvimlerin yaprağı vardı. Adını Fransızca "sabah" kelimesinden alan Matin, göğün hep o canlı, masmavi aydınlığında asılı duran, başka bir evrenin parçasıydı. Matin’in sokaklarında yaşayan 179 insan, dışarıdan bakıldığında dünyaya ait birbirinden farklı, renkli günlük kıyafetleriyle dikkat çekiyordu. Burada herhangi bir kıyafet kuralı ya da zorunluluğu yoktu; herkes kendi zevkine göre giyinirdi. Onları normal insanlardan ayıran en büyük özellik ise uykuyu çoktan unutmuş olmalarıydı. Buraya öylesine alışmış, buralı olmuşlardı ki uykusuzluk artık onlar için sıradan bir yaşam tarzı haline gelmişti. Tabii ki bu durumun ardında katı bir gerçek yatıyordu. Şehrin tam ortasında saklı duran küçücük, minnacık bir taş vardı; bütün Matin’in ayakta kalmasını sağlayan yegane şey o minik taştı. Kural çok sertti: Eğer biri uykuya dalar ve bir daha uyanamazsa, bu evrenden tamamen silinip yok olurdu. Zaman kavramının ve yılların olmadığı, uykusuzluğun artık tam anlamıyla bir alışkanlığa dönüştüğü bu aydınlık diyarda, Matin sakinleri sonsuz bir "sabahın" içinde öylece yaşayıp gidiyordu. Ve işte bu aydınlık sokakların ortasında, o minik taşın etrafındaki gizemi çözecek olan yedi arkadaş, birbirlerinden habersiz bir şekilde aynı yerde, yan yana gözlerini ilk kez burada, Matin'in hiç kararmayan göğü altında açtılar..." **** "Suyun altına atladığım o an, dünyadaki tüm seslerin kesildiği, yerini uğultulu bir sessizliğe bıraktığı bir "yok oluş" anıydı..." ☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️☀️ Suyun o turkuaz, buz gibi gövdesi, varlığımızı çekip içine hapseden, sonu görünmeyen bir hiçliğin soğuk aynasıydı. Düşüşün şiddetiyle ciğerlerim patlayacak gibi olmuştu. Çarpışmanın yarattığı şok dalgası zihnimi sarsarak tüm gerçeklik algımı yerle bir etti. Suyun altına atladığım o an, dünyadaki tüm seslerin kesildiği, yerini uğultulu bir sessizliğe bıraktığı bir "yok oluş" anıydı. Ancak suyun altı, beklediğimiz gibi bir son değil, bir geçişin sancısıydı. Bedenimdeki o yoğun baskı, yerini ansızın bir boşluğa bıraktığında, başka dünyanın kapılarını araladığımızı ben bile sonradan idrak edebilmiştim. Gözlerimi açtığımda karşılaştığım ilk şey, derimi yakan o kavurucu, kehribar rengi güneş ışığıydı. Sırtımı yasladığım zemin, tanıdık, hafif pürüzsüz ama garip bir şekilde ılıktı. Ciğerlerimdeki o yanma hissi, aldığım her nefesle birlikte yerini kurak ve ağır bir havaya bırakıyordu. Üstümdeki ıslak kıyafetlerin ağırlığı bedenime yapışmıştı; suyun o serinletici etkisinden eser yoktu, aksine kıyafetlerim bedenimden çekilen nemle ağırlaşırken, buranın havası üzerimdeki suyu adeta bir tehdit gibi emiyordu. Kuruyan kumaşlarımdan yayılan keskin, tanımsız koku; o soğuk binaların arasından sızan bayat bir esintiyle birleşip boğazıma düğümleniyordu. Etrafıma baktığımda, hepimizin tam kadro burada, aynı şaşkınlığı paylaştığını gördüm. Batu, Demir, Aras, Duru, İmge, Aylin hepsi hemen yanı başımda, bu tuhaf zeminde doğrulmaya çalışıyorlardı. Üstümüz başımız sırılsıklam, gözlerimiz ise bu bilmediğimiz şehrin o hiç bitmeyen sabahına odaklanmış halde öylece kalmıştık. Aras boğazını temizleyip "Nasıl geldik oğlum az önce boğuluyorduk" dedi şaşkınlıkla. Arasın bu tepkisiyle hepimiz düşününce anladık ki hiçbirimiz o düşüşün ardından nasıl hayatta kaldığımızı ya da buraya nasıl savrulduğumuzu dahi hatırlamıyorduk. Batu, sırılsıklam saçlarını arkaya doğru itti ve yüzüne o alıştığımız, durumu tiye alan muzip ifadeyi yerleştirdi. Korkusunu gizlemek için kullandığı o kalkanı, hemen devreye girmişti. "Arkadaşlar, eğer bu bir 'Survivor' çekimi ise, gerçekten kötü bir prodüksiyon," dedi, sesindeki o alışıldık dalga geçme tonuyla. "En azından bir Hindistan cevizi verirlerdi. Ayrıca bu güneş ne böyle? Gökyüzünde donup kalmış, batmaya hiç niyeti yok ama tenimi resmen haşlıyor! Eğer bir yarışmaysak, ben açlıktan bayılmadan bitirsinler bu işi…