10.BÖLÜM: "REKAPERNİ": ŞARKININ NEHRİ
Yazar: ruzgargulu

-YAYINLANMA TARİHİ:15.08.2026- -SARAYIN BAHÇESİNDEKİ HESAPLAŞMA- Topkapı Sarayı’nın mermer havuzlu arka bahçesine dökülen güneş ışığı, ortalıkta kopmak üzere olan fırtınanın sessiz bir şahidi gibi parlıyordu. Havuzun etrafındaki kesme taşlara çarpan adımlarımız, sarayın o ihtişamlı sakinliğini bir anda paramparça etti. Elinde sımsıkı kavradığım o mat siyah kutuyla soluk soluğa dururken, arkamdan gelen sert adımların sesini duydum. Ediz, üzerindeki kaba köle şalvarına ve dağılmış saçlarına aldırış etmeden, gözlerinde devasa bir hırsla üzerimize doğru yürüyordu. Yüzündeki o soğuk ve hesapçı ifade yerini tamamen karanlık bir öfkeye bırakmıştı. "Buraya kadar Alçin," dedi Ediz, sesindeki o tehditkâr tını bahçenin rüzgârında yankılanarak. Adımlarını yavaşlatmadan aramıza girmeye çalıştı ancak Demir hemen önüme geçerek sarsılmaz bir duvar ördü. "Bir adım daha atarsan, seni bu yüzyıla gömerim dediklerimi unutma Ediz," dedi Demir, sesindeki o çelik gibi sertlikten ödün vermeden. Aras ve Batu da hemen Demir'in yanını alarak Ediz'in etrafını sardılar. Ediz, etrafını saran üçlüye küçümseyen bir bakış attıktan sonra doğrudan gözlerimi hedef aldı. "O kutunun ne anlama geldiğini bir bilseniz, böyle çocukça bir oyun oynamazdınız," diye bağırdı Ediz, sesini yükselterek. "O sadece zamanı büken bir nesne değil; her şeyi başlatan ve bitiren anahtar! Onu bana vermezseniz, bu devirde daimi olarak mahsur kalırsınız. Buradan çıkışınız yok!" Elinde tuttuğum mat siyah kutu, avuçlarımın arasında nedensizce ağırlaşıyor gibiydi. Üzerinde en ufak bir ışık parıltısı yoktu; tamamen düz, tamamen sıradan ve mat bir demir parçası gibi duruyordu. Ama içindeki o sessiz ağırlık, ruhumuzu zehirlemeye devam ediyordu. Duru'yu o uçurum kenarında kaybetmemizin acısı, bu adamın bize yaşattığı tüm bu kabuslar zihnimde bir şimşek gibi çaktı. "Bize bu kabusu yaşatan sensin, Ediz," dedim, sesim titriyordu ama içinde inatçı bir kararlılık barındırıyordu. "Bizim hayatımızı altüst eden bu lanet şeyi nereye götürecekse, sonunu da seninle birlikte getireceğiz." Ediz, gözlerindeki o hırslı delilikle ani bir hamle yaparak Demir'i kenara itmeye çalıştı. Aras ve Batu hemen üzerine atılarak Ediz'i yere düşürdü; ancak Ediz inanılmaz bir güçle onlardan sıyrılıp ayağa kalktı ve doğrudan benim üzerime atıldı. "Bana ver onu şu kutuyu!" diye kükredi Ediz, ellerini uzatarak. Refleksle bir adım geriye çekildim ama mermer zeminde ayağım kaydı. Düşmemek için dengemi bulmaya çalışırken, Ediz kutunun bir kenarından sertçe yakaladı. Bahçenin ortasında, sarayın o tarihi duvarlarının arasında mat siyah kutu için bir kez daha nefes kesen bir çekişme başladı. Ben kutuyu göğsüme doğru çekerken, Ediz hırsla parmaklarını kutunun yüzeyine bastırıp kendine doğru asılıyordu. İkimizin arasındaki bu boğuşma sürerken, Ediz ani ve vahşi bir hamleyle kutuyu birden çekti; ancak o sırada kutu ikimizin de elinden kayarak mermer zemine sert bir darbeyle düştü. Kutu hiçbir şekilde ne zarar gördü ne de bir darbe aldı; kapalı, mat ve pürüzsüz haliyle kusursuz bir şekilde yerde duruyordu. Fakat yere çarptığı o an, kutunun birleşim yerlerinden sızmaya başlayan siyahla karışık, gözleri kör eden o yoğun beyaz ışık dalgası bir anda etrafı sardı. Işık, Topkapı Sarayı'nın mermer avlularını, altın varaklı kubbelerini ve 1596 yılının o sonbahar gökyüzünü tek bir saniyede yuttu. Bahçedeki her şey, zamanın o devasa girdabında bükülmeye başlarken, Ediz'in şaşkınlıkla açılan yüzü ve arkadaşlarımın çığlıkları o siyah ve beyazın iç içe geçtiği boşluğun içinde kaybolup gitti... &&& 10. BÖLÜM: REKAPERNİ:ŞARKININ NEHRİ’NDE BİTMEYEN PARTİ "Rekaperni, tam 1700 nüfusuyla dış dünya ile bağın, zamanın ve akıllı telefonların kesintisiz işlediği, altın kumlu canlı bir sahil kasabasıdır. Burası, eğlencenin ve hayatın asla tek bir zamana ya da mekana hapsedilmediği, kendine has kurallarıyla yaşayan rengarenk bir diyardır. Gündüzleri kumsalda 2000'lerin hareketli pop şarkıları yankılanır; insanlar dalgaların sesine karışan neşeli melodiler eşli…