5. BÖLÜM:DORNİ DOHRNİİ: BİRİNCİ DÜNYANIN KAPISI
Yazar: ruzgargulu

🗓️Yayınlanma Tarihi : 23.06.2026 5.BÖLÜM: DORNİ DOHRNİİ: BİRİNCİ DÜNYANIN KAPISI "2-1 KOŞUN! Batu'nun bağırmasıyla hepimiz aynı anda arkamızı dönüp deli gibi koşmaya başladık." Bütün şehir ayaklarımızın altında bir cehenneme dönmüştü! Arkamızdan gelen o sert adım sesleri caddelerde yankılanırken, ciğerlerimiz patlayana kadar koşuyorduk ve arkaya bakacak tek bir saniyemiz bile yoktu!" ---------------------------------------- Gözlerimi bu kör edici ışık karşısında istemsizce kapattığım ve bilincimin anında karanlığa gömüldüğü o saliseler, zihnimde sonsuz ve zifiri bir boşluk bıraktı. Ne limanın o paslı, katı soğukluğu kalmıştı geriye ne de beynimin kıvrımlarını tırmalayan o sağır edici uğultu. Her şey bir bıçak darbesiyle kesilir gibi anında kesilmiş, yerini daha önce hiç deneyimlemediğim, ruhu sağır eden sonsuz bir sessizliğe bırakmıştı. Ediz'in o son andaki panik ve kontrol edilemez öfkeyle dolu çaresiz haykırışı bile bu derin sessizlik duvarına çarparak saniyeler içinde yok olmuştu. Oysa buraya gelene kadar her şey ne kadar ateş çemberinde, ne kadar gözü dönmüşçeydi; Ediz arkasındaki onlarca silahlı adamla, tek bir amaç uğruna, o mat siyah kutu için bizi o paslı konteynerlerin arasında ölümüne kovalamıştı. Adamın tek bir hedefi vardı: Kutuyu elimizden zorla geri almak. Ancak o kutunun yere çarptığı an, kapağı bile açılmadan, o kapalı haliyle dünyayı yutacak bir parıltı yayacağını ve bizi içine çekecek bir ışık patlaması olacağını o da tahmin edememişti. Son saniyede kulaklarımızda yankılanan "Hayır! Durun! Geçmeyin! Oraya gitmemelisiniz!" feryadı, o amansız takibin sonunda kontrol edemediği bu gizemli güce karşı duyduğu saf dehşetin en büyük kanıtıydı. Nereye çıkacağını, bizi nereye fırlatacağını bilmeden, sadece canımızı kurtarmak için o kör edici beyazlığın içine bırakmıştık kendimizi. Göz kapaklarımın arkasında zonklayan o keskin ışık yavaşça çekilmeye başladığında, ilk algıladığım şey tenime çarpan yoğun mayıs sıcağı oldu. İzmir Limanı'nın o nemli, yosunlu ve serin gecesinden çok uzakta, burnumun direğini sızlatan temiz ama kimyasalı andıran havayı ciğerlerime çektim. "Alçin..." Duyduğum bu ses, sanki derin bir suyun altından geliyormuş gibi boğukça yankılandı beynimin içinde. Gözlerimi zorlukla araladım. İlk gördüğüm şey, sınırları olmayan gökyüzünün maviliği oldu. Başımı hafifçe yana çevirdiğimde, sert, pürüzsüz ve bembeyaz bir betonun üzerinde sırtüstü yattığımı fark ettim. Hafifçe doğrulurken anladığım kadarıyla burası dümdüz, uçsuz bucaksız bir gökdelenin çatısıydı. "Alçin... Alçin, iyi misin?" Yanı başımda diz çökmüş, omzuma elini koymuş kişiye baktığımda İmge olduğunu gördüm. İmge'nin yüzü kireç gibiydi, saçları birbirine karışmıştı. Endişeyle bana bakıyordu. Dirseklerimi betona dayayıp doğruldum. Başımın içindeki o sersemletici uğultunun durulmasını beklerken gözlerimi etrafta gezdirdim. Sadece İmge değil, herkes buradaydı. Batu çoktan ayaklanmış, elleri cebinde, şok içinde gökyüzünü izliyordu. Demir endişeyle " Hepimiz burada mıyız?" der gibi tek tek etrafı tararken Aras ise yerden destek alarak ayaklanıyordu. Aylin sırtını hayali bir duvara yaslar gibi boşluğa vermiş, titreyen ellerini izliyordu. Duru ise hemen geride üstünü başını kontrol ediyor, elini kalbine bastırıyordu. Hepsi buradaydı. O limandan, kutunun o tahmin edilemez ışık patlamasından sağ çıkan herkes... Tam kadro. Yedi kişi de eksiksizdik. Ancak gözlerim korkuyla etrafı taradığında Ediz'in burada olmadığını fark ettim. Bizi adamlarıyla kapana kıstıran, kutuyu almak için peşimize ordu salan o tehlikeli adam, o limanda kalmıştı. "Neredeyiz biz?" diye fısıldadı Batu. Sesi, bu devasa boşlukta hiçbir yere çarpmadan kaybolup gitti. "Liman nerede? O adamlar..." "Liman yok," dedi Demir. Sesi her zamankinden daha kalın, daha çaresiz çıkmıştı. Eliyle ilerideki boşluğu işaret etti. "Hiçbir şey yok." Kendimi ayağa kalkmaya zorladım. Yere düştüğümde ellerimde ve dizlerimde hissettiğim o keskin sızı canımı yaktı. Mavi pantolonumun yırtık yerinden sızan yarayı…