3. BÖLÜM: ÇEMBER DARALIRKEN
Yazar: ruzgargulu

📆Yayınlanma Tarihi : 20.05.2026 3.BÖLÜM: ÇEMBER DARALIRKEN "Dünyanın geri kalanı büyük bir sıradanlıkla hayatını yaşarken, biz görünmeyen bir uçurumun kenarındaydık. Etrafımızdaki çember milim milim daralırken anladık; biz bu limanda yedi avdık, tek bir kapandık." 22 Mayıs 2025 Perşembe Bazı günler vardır; insan daha gözlerini açtığı anda o günün normal bitmeyeceğini hisseder. Bunun mantıklı bir açıklaması olmaz. Sanki görünmeyen bir şey, gecenin bir yarısı hayatının yönünü sessizce değiştirmiştir de sen bunu henüz anlayamamışsındır. İçinde büyüyen açıklanamaz bir huzursuzluk olur. Nedensiz gibi görünen ama kalbinin tam ortasına oturan ağır bir his... Ben o sabah uyandığımda hissettiğim şey tam olarak buydu. Gözlerimi tavana dikmiş şekilde birkaç saniye hareketsiz kaldım. Odamın içi loştu. Perdenin arasından süzülen silik sabah ışığı duvarın yalnızca küçük bir kısmını aydınlatıyor, geri kalan her yer gölgelerin içinde kalıyordu. Sanki oda bile bugün olacakları biliyor da sessizleşmiş gibiydi. Derin nefes almaya çalıştım ama göğsümün ortasındaki baskı buna izin vermedi. Bugün 22 Mayıs'tı. Benim doğum günüm. Ama içimde yeni yaş heyecanı yerine yaklaşan bir felaketin soğuk hissi vardı. Telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim. Ekran, gece yarısından beri gelen bildirimlerle çoktan dolmuştu. Grup adı değiştirildi : Arızalı Bela grup ismini değiştirdi: "Dikkar Dikkat Alçinin Doğum Günü" Drama Kraliçesi (Duru) : "İYİ Kİ DOĞDUNNNN 😭🩷" Çelik Kalkan (Demir) : "İyi ki doğdun. O zaman bugün ders çalışmak yasak." Arızalı Bela (Batu) : "Artık resmen yaşlandın ha. 😂" Geleceğin Avukatı Yükleniyor...(İmge) : "Yeni yaşın güzel geçsin Alçin 🤍" BatuSavar(Aras ): Doğum günün kutlu olsun" Ayloşum (Aylin) : "Mutlu yıllar 🫶" Mesajlara tek tek bakarken dudaklarımda istemsiz, buruk bir gülümseme belirdi. Onların varlığı normal şartlarda içimi ısıtırdı ancak bu sabah, bu sevgi dolu kelimeler bile göğsümdeki o fırtınayı dindirmeye yetmiyordu. Belki de en çok bu yüzden korkuyordum. Çünkü artık yalnız değildim. Bir buçuk ay önce hayatıma giren o gizemli gölge, şimdi sadece beni değil, etrafımdaki herkesi tehdit ediyordu. Ve insan bazen kendi başına mahvolmaktan değil, sevdiği insanları da o karanlığın içine sürüklemekten korkardı. Eğer bana bir şey olursa, onlara ne olacaktı? Bu düşünce zihnimi kemiren en ölümcül zehirdi. Öğleden sonra Alsancak her zamanki kalabalığına teslim olmuştu. Sokaklar insan sesleriyle doluydu. Kafelerden yükselen taze kahve kokuları, sokak müzisyenlerinin rüzgâra karışan melankolik gitar sesleri ve körfezden gelen hafif esinti... İnsanlar gülüyor, telefonla konuşuyor, hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi, büyük bir sıradanlıkla devam ediyordu. Dünyanın geri kalanı büyüleyici bir normallik içindeydi. Ben değildim. İmge'nin bana önceden attığı konuma göre yönlendirdiği kafenin kapısına geldiğimde, adımlarım yavaşladı. İçeride hiç ışık yoktu. Garip bir şekilde camlar da koyu renkli perdelerle kapatılmıştı. Kapının üzerindeki "KAPALI" yazısını görünce tam arkama dönüp İmge'ye "Galiba yanlış geldik," diyecekken, İmge omzumun üzerinden uzanıp kapıyı hafifçe itti. Kapı kilitli değildi, yavaşça aralandı. İçeriye adım attığımda etraf tamamen karanlıktı. Kör noktalarda ne olduğunu seçemiyordum. Kalbim hızla atmaya başlamışken, birden mekanın loş sarı ışıkları aynı anda yandı ve tavan yukarısından aşağıya doğru rengarenk konfetiler döküldü. "İYİ Kİ DOĞDUN ALÇİN!" Şaşkınlıktan nefesim kesildi. Kafenin içindeki tüm masalar duvar kenarlarına çekilmiş, ortadaki geniş alana sadece bizim ekibin oturacağı, üzerinde mumların yandığı büyük, şık bir masa hazırlanmıştı. Duru ellerinde boşalmış konfeti tüpleriyle zıplıyor, Demir arkada her zamanki sakin ve korumacı duruşuyla gülümsüyor, Batu ise parmaklarını ağzına götürüp yüksek sesle ıslık çalıyordu. Aras hemen yanlarında durmuş, gözlerindeki o gizli şefkatle bana bakıyordu. Mekanda çalışan birkaç garson dışında hiç müşteri yoktu; benim için kafayı tamamen kapatmışlardı. Utançla karışık büyük…