2. BÖLÜM: GERİ SAYIM BAŞLADI
Yazar: ruzgargulu

-Yayınlama Tarihi: 13.05.2026- 2.BÖLÜM: GERİ SAYIM BAŞLADI 3 Nisan 2025, Perşembe – Gece Yarısı İzmir'in nisan geceleri normalde insana o tanıdık huzuru vaat ederdi. Sokak lambalarının turuncu ışığı asfalta yansır, uzaklardan gelen tek tük araba sesleri şehrin hâlâ nefes aldığını fısıldardı. Ancak o gece, mutfak masasının tam ortasında duran o mat siyah kutu, odadaki tüm havayı bir anda ağırlaştırarak mutfağın o bildiğim, güvenli havasını yabancılaştırmıştı. Sıradan siyah bir kutuydu bu; ama masanın üzerindeki varlığı, mutfağı tekinsiz bir sessizliğe hapsetmişti. Masanın üzerine düşen beyaz lamba ışığı, kutunun mat yüzeyinde donuk ve cansız bir parıltı bırakarak içimdeki o tanımlanamaz gerginliği tetikliyordu. Mutfaktaki saatin tik takları, sessizliğin içinde her zamankinden daha baskıcı bir ritimle ilerlerken sanki her saniye, o kutunun orada duruşunu yüzüme vuruyor ve odadaki karanlığı daha da koyulaştırarak kalbimin hızını artırıyordu. Kendi evimde, kendi mutfağımda kendimi bir misafir gibi hissetmeme neden olan bu nesneyle baş başa kalmıştım. Hiçbir hayat belirtisi göstermeyen bu karton kütle, sanki görünmez bir ağırlık yayarak mutfağın her köşesine sinsice sızıyordu. Aysima'ya daha önce attığım mesajda sadece onun gönderdiği süslü paketten bahsetmiş, içinden çıkan o güzel spor ayakkabılar için teşekkür etmiştim. Çünkü o pembe kutu hayatın normal akışını, neşeyi ve dostluğu temsil ediyordu. Ama bu ikinci kutu, o siyah nesne... Onu sanki hiç yokmuş, kurye onu hiç getirmemiş gibi zihnimin en karanlık köşesine, belirsizliklerin saklandığı o tozlu odaya itmek istemiştim. Üzerindeki o tek satır, kargonun doğrudan bana ait olduğunu iddia ediyordu: ALÇİN İZEM. Soyadım yoktu, sadece ismim vardı. Üzerindeki etiketin resmiyeti ve kuryenin paketi uzatırken takındığı o sıradan tavır, bunun bir kargo hatası olmadığını; aksine her şeyin usulüne uygun şekilde, hiçbir kuralı çiğnemeden kapıma kadar ulaştığını kanıtlıyordu. Sistem işlemiş, teslimat tamamlanmıştı ama o mat siyah yüzeydeki el yazısı; harflerin o keskin ve düz çizgileri sanki doğrudan gözlerimin içine bakıyor ve sessizce fısıldıyordu: "Geri sayım başladı." O an anladım ki, bazı teslimatlar sadece paket değil, birer mühürdür; insanın hayatının tam ortasına tüm kurallara uygun şekilde bırakılan ve o andan itibaren geri dönüşü olmayan bir süreci başlatan kaçılması imkansız birer işaret. Kutuyu evde kimsenin görebileceği bir yerde bırakamazdım. Üniversite sınavı üzerimde devasa bir yük gibi dururken, her akşam "Sınava çalışıyor musun?", "Netlerin neden bu kadar düştü?" sorularıyla boğuşan annemi ve ablamı bir de bu tekinsiz kargo meselesiyle telaşlandırmak istemiyordum. "Alt tarafı bir kargo hatası Alçin, sakin ol," diye mırıldandım kendi kendime ama sesim boş mutfakta bir yabancının sesi gibi yankılanınca içimdeki ürperti daha da derinleşti. Kutudan en ufak bir ses gelmiyordu; ne bir mekanik tıkırtı ne de içindeki bir şeyin sarsıntı sesi... Bu sessizlik, içinde gizlenen her neyse onun uyandığında yaratacağı gürültüden daha korkutucuydu. Poşeti alıp odamın en kuytu köşesine, gardırobumun yanındaki o karanlık boşluğa yerleştirdiğimde, gece boyunca gözüme tek bir saniye bile uyku girmemiş, gözüm sürekli o belirsiz karaltıya kaymıştı. 4 Nisan 2025, Cuma – Sabah Poşeti elime aldım ve evden sessizce çıktığımda sabahın o serin ve keskin havası yüzüme çarptı. Sıradan bir öğrenci gibi görünmeye çalışarak mahallenin parkına doğru ilerliyordum. Adımlarım her zamankinden daha ağır, zihnim ise o siyah kutunun ağırlığıyla doluydu. Parka vardığımda herkes oradaydı: Aras, Batu, Demir, Duru, İmge ve Aylin. Yedi kişilik grubumuz tamamlandığında kimseden ses çıkmadı ve masanın ortasına bıraktığım poşetin hışırtısı, üzerimizdeki sabah sessizliğini bıçak gibi kesti. "Dün kapıya kurye geldiğinde elinde iki paket vardı," dedim sesimi alçaltarak, grubun meraklı bakışları altında. "Aysima'nın gönderdiği paket normaldi ama bu siyah olanın üzerinde sadece benim ismim yazıyor. Ne bir barkod, ne bir adres,…