Bölüm 24: Beyaz Kuğu ve Karanlık Kral
Yazar: İpek🩷

Boğaz'ın serin suları üzerine kurulan o devasa, tarihi yalının en üst katındaki odada, aynanın karşısında ayağa kalktığımda odadaki herkes nefesini tuttu. Ben bile kendi yansımama bakarken kalbimin göğüs kafesimi kırıp çıkacağını hissediyordum. Bu, sıradan bir masal prensesinin gelinliği değildi. Bu, Gece'nin Barlas Korhan'ın karanlığına bir ışık gibi doğduğunu tüm dünyaya ilan ettiği o muazzam, lekesiz zırhtı. Kusursuz, ağır bir ipekten dikilmiş, vücudumu ikinci bir deri gibi saran bembeyaz, kar gibi bir gelinlikti. Sırtı, bel oyuntuma kadar tamamen açıktı ve Barlas'ın tenimde bıraktığı o görünmez izleri sergilemek istercesine cesurdu. Bembeyaz kumaş, adım attıkça ayaklarımın etrafında bir bulut gibi dalgalanıyordu. Saçlarımda, metrelerce uzunlukta, bembeyaz, su gibi akan incecik bir ipek duvak vardı. Boynumda ise Barlas'ın bana o cam evde evlenme teklifi ederken taktığı o kan kırmızısı yakut kolye duruyordu. Bembeyaz ipeğin üzerinde tek bir kan damlası gibi, tehlikeli ve büyüleyici bir şekilde parlıyordu. Kapı kolu yavaşça aşağı indi. Barlas içeri adım attığında, odadaki stilistler başlarını öne eğerek birer gölge gibi hızla dışarı süzüldüler. Kapı ardımızdan ağır bir "tık" sesiyle kapandı. Barlas, üzerinde jilet gibi duran, simsiyah bir smokinle tam karşımdaydı. Kravat yerine boynunu açık bırakan siyah bir gömlek giymişti. Karanlık, tehlikeli ve nefes kesici derecede yakışıklıydı. Olduğu yerde, kapının hemen önünde çakılıp kaldı. Kapkara gözleri üzerimde, bembeyaz duvağımdan başlayıp gelinliğin kar gibi eteklerine kadar yavaşça, adeta her bir santimi ezberlemek istercesine gezindi. Yüzündeki o sert, acımasız ifade anında erimiş; yerini, bir mucizeye bakıyormuş gibi huşu dolu, sarsılmış bir hayranlık almıştı. Çenesinin kasıldığını, adem elmasının yutkunurken hareket ettiğini gördüm. Ağır adımlarla yanıma geldi. Aramızda sadece bir nefeslik mesafe kaldığında, o büyük ve sıcak ellerini o bembeyaz kumaşın üzerinden belime yerleştirdi. Sanki kırılmamdan korkuyor, dokunmaya kıyamıyor ama dokunmadan da duramıyordu. Gözlerimin en derinine baktı. "Sanki..." dedi boğuk bir sesle, sesi o koca odada titreyerek yankılandı. "Sanki cehennemin ortasına düşmüş bembeyaz bir melek gibisin. Bu kadar temiz, bu kadar kusursuz olman... Gece, yemin ederim seni şu an buradan kaçırmak, bu beyazlığı sadece kendi dünyama saklamak istiyorum. O aşağıda bekleyen kalabalığın sana bakması bile beni delirtiyor." "Ben senin cehennemine kendi isteğimle geldim Barlas," dedim, ellerimi onun siyah smokininin geniş omuzlarına koyarak. Siyah ve beyazın o muazzam tezatı, aynadaki yansımamızda bir şiir gibi duruyordu. "Dışarıdaki insanlar sadece birer gölge. Gerçek olan tek şey biziz." Barlas alnını alnıma yasladı. Gözlerini kapattı, benim o hafif vanilya kokumu derin derin içine çekti. "Sen benim yirmi beş yıllık karanlığımın ilk ve tek sabahısın," diye fısıldadı. "Hadi. Gidip şu krallığın tahtına beraber oturalım." Yalının devasa balo salonuna girdiğimiz an, içerideki yüzlerce elit davetlinin uğultusu bıçak gibi kesildi. Orkestra, o ağır ve dramatik melodiyi çalmaya başladığında, Barlas'ın koluna girdim. Siyahlar içindeki o yıkım getiren adamın yanında, bembeyaz ipekler içinde yürüyordum. Bu yürüyüş, bir düğün seremonisinden çok, yeni fethedilmiş bir şehre giren iki komutanın yürüyüşü gibiydi. Herkesin gözü üzerimizdeydi. Bu, ışığın karanlığa teslim oluşu değil; ışığın karanlığı evcilleştirişiydi. Demir Korhan'ın eski dostları, Barlas'ın rakipleri, hepsi oradaydı ve hepsi korkuyla karışık bir saygıyla bize bakıyordu. Kimse fısıldaşmaya bile cesaret edemiyordu çünkü Barlas'ın o dondurucu, ölümcül bakışları tüm salonu esir almıştı. Nikah masasına oturduğumuzda, Barlas elimi bir saniye bile bırakmadı. Başparmağı, avuç içimi sakinleştirici bir ritimle okşuyordu. Memur o klasik soruları sorarken, Barlas'ın gözleri sadece bendeydi. "Siz, Gece Sancak... Barlas Korhan'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet," dedim, sesim o koca salonda net, güçlü ve sarsılmaz bir ş…