Bölüm 22: Son Çırpınış
Yazar: İpek🩷

Karadeniz’in o sarp uçurumlarındaki evden şehre dönüş yolculuğumuz, fırtınanın ardından gelen o aldatıcı, tehlikeli sessizliğe benziyordu. Barlas’ın tek eli direksiyonda, diğer eli ise benim sol elimdeydi. Parmaklarımdaki o siyah sarmaşıklı, kan kırmızısı yakut yüzük, arabanın gösterge panelinden yansıyan loş ışıkta parlıyordu. Barlas, gözlerini yoldan ayırmadan başparmağıyla yüzüğün pürüzlü yüzeyini okşuyor, sanki o taşı tenime daha da derinden kazımak istiyordu. Demir Korhan ve Soykan İmparatorluğu'nun çöküş belgeleri savcılığa teslim edilmiş, haber bültenleri çoktan bu yüzyılın en büyük holding skandalını manşetlerine taşımıştı. Barlas, kendi krallığını babasının külleri üzerine inşa ediyordu. "Bugün yönetim kuruluna gireceğim," dedi Barlas, sesi arabanın içindeki sessizliği yararak. "O masadaki herkes babamın kuklasıydı. Şimdi karşılarında beni gördüklerinde ne kadar ufalacaklarını izlemek zevkli olacak." "Seninle gelmemi ister misin?" diye sordum, elimi onun eline daha sıkı kenetleyerek. Barlas gülümsedi. O karanlık, yırtıcı gülümseme yüzüne çok yakışıyordu. "O binaya adım attığım an yanımda sen olacaksın. Korhan Holding’in yeni sahibinin tek bir zayıf noktası yok, aksine onu yenilmez kılan bir kraliçesi var... Bunu herkes görecek." Holdingin devasa, soğuk ve gri yeraltı otoparkına girdiğimizde, ortamda tuhaf bir ıssızlık vardı. Normalde güvenlik görevlilerinin ve şoförlerin telaşla koşuşturduğu bu VIP katı, ölümcül bir sessizliğe bürünmüştü. Barlas’ın kaşları anında çatıldı. Avcı içgüdüleri devreye girmişti. Arabayı her zamanki yerine park edip motoru durdurduğunda, elini beline, ceketinin altına doğru götürdü. "Arabada kal," dedi fısıltıyla, gözleri otoparkın karanlık köşelerini tararken. "Hayır," dedim kesin bir dille. "Ne olursa olsun, arkanda kalmayacağım Barlas. Beraber yürüyeceğiz." Barlas bana baktı. İtiraz etmek istediğini biliyordum ama gözlerimdeki kararlılığı görünce sadece sertçe başını salladı. "Arkamdan ayrılma." Arabadan indik. Otoparkın beton zemininde yankılanan ayak seslerimiz dışında hiçbir ses yoktu. VIP asansörüne doğru birkaç adım atmıştık ki, o metalik, soğuk ve kan donduran sesi duyduk. Bir silahın emniyetinin açılma sesi. "Gerçekten bittiğini mi sandınız?" Karanlığın içinden, kolonların arkasından çıkan silüet, Sarp Soykan’a aitti. Ama bu, okuldaki o jilet gibi takım elbiseli, kusursuz gülümsemeli "beyaz atlı prens" değildi. Üzerindeki gömlek yırtılmış, saçları dağılmış, gözlerinin altı çökmüştü. Yüzünde, her şeyini kaybetmiş bir adamın o hastalıklı, çaresiz deliliği vardı. Ve titreyen elleriyle tuttuğu siyah, namlusu bize dönük bir silah... Barlas anında, bir refleks olarak tüm vücuduyla benim önüme geçti. Beni tamamen arkasına aldı, adeta etten bir duvar ördü. "Soykan," dedi Barlas, sesi otoparkın beton duvarlarında bir aslanın kükremesi gibi yankılandı. Hiçbir korku belirtisi yoktu; sadece saf, dondurucu bir öfke. "O silahı indirmek için üç saniyen var. Yoksa o tetiği çekecek parmaklarını tek tek kırarım." "Babam hapiste!" diye bağırdı Sarp, sesi histerik bir şekilde çatlıyordu. Silahın namlusu Barlas ile benim aramda gidip geliyordu. "Tüm hesaplarımıza el konuldu! İsmimiz, itibarımız, her şeyimiz bitti! Sen kazandın Barlas! Ama bu dünyadan tek başına, zaferle ayrılmana izin vermeyeceğim!" Sarp’ın gözleri aniden Barlas’ın omzunun üzerinden bana kaydı. O an, Sarp’ın ne yapmaya çalıştığını anladım. O, Barlas’ı öldürmek istemiyordu. Barlas’ı yaşarken öldürmek istiyordu. "Sen," dedi Sarp, bana bakarak. Namluyu doğrudan benim olduğum tarafa çevirdi. "Sen benim o karanlık, bencil adama tercih ettin Gece. Sen o kusursuz hayatı elimin tersiyle ittin. Şimdi, onun sana ne kadar pahalıya mal olduğunu göreceksin. Onu değil... Seni alacağım Barlas'tan!" Zaman o an yavaşladı. Sarp’ın parmağının tetikte gerildiğini gördüm. Savaş boyalarımı kuşanmıştım ama bu savaşın bedelinin kan olacağını hiç düşünmemiştim. "GECE!" Barlas’ın o korkunç kükremesi otoparkı inlettiği an, vücudunu tamamen benim üzerime siper et…