Bölüm 20: Kadife Kelepçeler
Yazar: İpek🩷

204 numaralı odanın ağır ahşap kapısı ardımızdan kapandığında, Barlas kilidi iki kez çevirdi. Metalin o soğuk tıkırtısı, dış dünyayla olan tüm bağlarımızın koptuğunu ilan eden bir ferman gibiydi. Çırağan Sarayı'ndaki o sahte ihtişam, polis sirenleri, Sarp'ın zehirli kelimeleri ve Demir Korhan'ın diktatörlüğü... Hepsi o kapının ardında kalmıştı. Bu odada sadece biz vardık. İki yaralı ruh, birbirinin kanayan yerlerini sarmak için sığınağına çekilmişti. Barlas, odanın duvarındaki gizli bölmeyi kapatıp bana döndüğünde, göğsü hala hızla inip kalkıyordu. O yenilmez maskesi düşmüş, yerine sevdiği kadını kaybetme korkusuyla yüzleşmiş, nefes nefese kalmış bir adam gelmişti. Yavaşça bana doğru yürüdü. Her adımında, odayı dolduran sessizlik daha da ağırlaşıyordu. Tam önümde durdu. Gözleri, zifiri karanlık bir okyanus gibi çalkantılıydı. Ellerini yavaşça yanaklarıma yerleştirdi; parmak uçları titriyordu. Bu titreme korkudan değildi, içindeki o devasa, dizginlenemez duygu selindendi. "Seni o sarayın ortasında, o çakalların arasında tek başına bıraktığımda..." diye fısıldadı, sesi pürüzlü ve boğuktu. Alnını alnıma yasladı. "Zihnimde binlerce senaryo kurdum. Sarp'ın sana dokunabileceği, babamın seni ezebileceği düşüncesi aklımı kaçırmama neden oluyordu. Seni benden alacaklarını sandım Gece." Ellerimi onun geniş, gergin omuzlarına koydum. "Alamadılar," dedim, sesimi olabildiğince yumuşak tutarak. "Beni kimse senden alamaz. Sarp'ın o sahte ışığına değil, senin gerçeğine aitim ben. Bunu sana daha kaç kez kanıtlamam gerekecek?" Barlas başını kaldırdı. Okyanus gibi olan gözlerinde aniden tehlikeli bir ateş, o avcı pırıltısı belirdi. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Kanıtlaman gerekmeyecek," dedi, başparmağıyla alt dudağımı okşayarak. "Çünkü bu gece, o mülkiyeti senin zihnine ve tenine öyle bir kazıyacağım ki... Bir daha 'acaba' kelimesi lügatinde bile yer almayacak. Bu gece kontrol sende değil Siyah Bal. Bu gece tüm ipleri bana vereceksin." Barlas benden uzaklaşıp odanın köşesindeki ağır, antika dolaba yöneldi. Çekmecelerden birini açtığında, ne yapacağını merakla izliyordum. Kalbim, göğüs kafesimi dövüyordu ama bu korkudan çok, derin bir beklentinin ritmiydi. Barlas geri döndüğünde, bir elinde siyah, saf ipekten uzun bir kumaş şeridi, diğer elinde ise içi yumuşak kadife kaplı, dışı deri, ince iki kelepçe vardı. Eşyaları odanın ortasındaki o geniş yatağın ucuna bıraktı. Yanıma geldi, ellerimi tuttu. "Dışarıdaki o savaşta hep güçlü olmak zorundasın. Benim yanımda, o yılanların arasında hep dik durmak zorundasın. Ama bu gece... Bu dört duvar arasında zırhını çıkarmanı istiyorum. Düşünmeni, karar vermeni, savunmada kalmanı istemiyorum. Sadece hissetmeni istiyorum. Bana o kadar güven ki, gözlerin kapalıyken bile düşmene izin vermeyeceğimi bil." "Sana güveniyorum," dedim hiç tereddüt etmeden. Barlas, siyah ipek şeridi aldı. Arkama geçti. Kumaşın o serin, pürüzsüz dokusu gözlerimin üzerine kapandığında, dünya bir anda zifiri bir karanlığa gömüldü. İpeği başımın arkasında, saçlarımın altından sıkıca bağladı. Görme duyum elimden alındığı an, diğer tüm duyularım keskin bir bıçak gibi bilendi. Odanın içindeki o rutubetli ama sıcak havayı, Barlas'ın teninden yayılan o odunsu, baharatlı kokuyu çok daha yoğun hissediyordum. Nefes alışverişinin sesi odada yankılanıyordu. "Karanlıktan korkma," diye fısıldadı kulağıma doğru. Dudakları kulak mememe sürtünüyordu. "Benim karanlığım, seni dünyadaki tüm sahte ışıklardan daha iyi saklar." Beni belimden kavrayıp nazikçe yatağa doğru yönlendirdi. Yatağın kenarına oturduğumda, ellerimi bileklerimden tuttu. Kadife kelepçelerin yumuşak dokusunu tenimde hissettim. Onları bileklerime geçirirken hareketleri o kadar özenliydi ki, sanki kırılgan bir porselene dokunuyordu. Kelepçeleri yatağın ağır, pirinç başlığına sabitledi. Kollarım başımın üzerinde, hafifçe gerilmiş bir şekilde yukarıda kaldı. Kaçacak hiçbir yerim yoktu. Tüm benliğimle, tüm savunmasızlığımla ona sunulmuştum. Bu çaresizlik hissi beni korkutması gerekirk…