Bölüm 16: Zehirli Sarmaşık
Yazar: İpek🩷

Sabahın kör ışıkları rezidansın koyu gri perdelerinden içeri sızmaya çalışırken, ben çoktan uyanmıştım. Ya da belki de hiç uyumamıştım. Barlas’ın göğsünde, onun düzenli kalp atışlarını bir metronom gibi dinleyerek geçen saatler, zihnimdeki savaşı dindirmeye yetmemişti. Barlas uyuyordu. Ama bu huzurlu bir uyku değildi; kaşları çatıktı, elleri belimi o kadar sıkı kavramıştı ki, parmak izlerinin tenime işlediğini hissedebiliyordum. Rüyasında bile beni birilerinden, muhtemelen Sarp Soykan’dan koruyordu. Dün geceki sevişmemiz bir aşk ilanı değildi; bir savaştı. Barlas, Sarp’ın bana bakan gözlerini, adımı söyleyen dudaklarını hafızamdan silmek istercesine tenimde gezinmişti. Her dokunuşu bir meydan okuma, her öpücüğü bir mülkiyet ilanıydı. Şimdi, sabahın bu savunmasız saatinde, onun o güçlü kollarının arasında yatarken, yaklaşan fırtınanın soğuk nefesini ensemde hissediyordum. Barlas aniden gözlerini açtı. Uyku mahmurluğu yoktu bakışlarında; doğrudan tavanı izleyen o gözler, saniyesinde keskinleşmiş ve karanlıklaşmıştı. Beni fark ettiğinde kolları gevşemedi, aksine beni kendine daha çok çekti. "Gitmedin," dedi, sesi sabahın sessizliğinde çatallı ve boğuktu. "Gitmedim," diye fısıldadım göğsüne yaslanarak. "Buradayım Barlas." "Bugün..." dedi, derin bir nefes alarak doğruldu. Sırtını yatak başlığına yasladı ve beni de yanına çekti. "Bugün o okulda işler değişecek Gece. Sarp sınırlarını zorluyor. Ve ben, sınırlarımı ihlal edenlere ne yaptığımı unuttu sanırım." "Ona zarar vermeni istemiyorum," dedim, elini tutarak. "Barlas, onun istediği de bu. Seni kışkırtmak, seni hata yapmaya zorlamak. Eğer ona saldırırsan, haklı çıkan o olur. 'Bakın, Barlas Korhan bir vahşi' derler." Barlas elimi dudaklarına götürdü, avcumun içini sertçe öptü. Gözlerini gözlerime dikti. "Ben zaten vahşiyim Gece. Bunu biliyorsun. Seni korumak için gerekirse canavar olurum, gerekirse o okulu başlarına yıkarım. Ama o adamın sana o yapışkan, o sahte nezaketiyle dokunmasına izin vermem." Yataktan kalktı. Çıplak sırtındaki kaslar gerilmişti. Banyoya doğru yürürken, omuzlarında taşıdığı yükün ağırlığını görebiliyordum. Sarp Soykan sadece bir aşk rakibi değildi; o, Barlas'ın çocukluğundan beri savaştığı o "mükemmel çocuk" imajının, babasının ona her zaman örnek gösterdiği o ideal varisin vücut bulmuş haliydi. Okula gittiğimizde, hava kurşun gibi ağırdı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı, sanki o da bizim gerginliğimizi yansıtıyordu. Barlas'ın arabasından indiğimizde, her zamanki fısıltılar yerini garip bir sessizliğe bırakmıştı. Barlas elimi tutmadı. Bunun yerine kolunu omzuma attı ve beni kendine yapıştırdı. Bu, "sevgiliyiz" demekten çok, "bu kadın benim korumam altında, yaklaşan yanar" demekti. Koridorda yürürken Sarp ile karşılaştık. Yanında Alara ve birkaç kişi daha vardı. Sarp, duvara yaslanmış, elindeki kahve bardağıyla oynuyordu. Bizi gördüğünde doğruldu. O kusursuz, katalog çekiminden fırlamış gibi duran gülümsemesini takındı. "Günaydın," dedi, sesi sinir bozucu derecede neşeliydi. "Erkencisiniz. Gece, bugün Edebiyat dersinde yan yana oturuyoruz, unutmadın değil mi? Hoca dün grupları mail atmış." Barlas'ın adımı durdurduğunu hissettim. Gövdesi kaskatı kesildi. "Ne grubu?" diye sordu, sesi buz gibiydi. Sarp, Barlas'a değil, doğrudan bana bakarak cevap verdi. "Dönem projesi Barlas. 'Modern Klasikler ve İnsan Psikolojisi'. Kura çekilmiş. Gece ile ben eşleşmişiz. Kaderin cilvesi işte." Barlas, Sarp'ın üzerine yürümek için bir hamle yaptı ama ben tüm gücümle beline sarıldım. "Barlas, dur!" "O kurayı kim çektiyse o kağıdı ona yedireceğim!" diye kükredi Barlas. Sesi koridorda yankılandı. Öğrenciler korkuyla geri çekildi. Sarp ise yerinden kıpırdamadı bile. "Sakin ol dostum. Bu sadece akademik bir çalışma. Gece'nin zekasına güveniyorum, harika bir iş çıkaracağız. Tabii sen onun zekasından çok, sadece sana ait olmasıyla ilgileniyorsun, orası ayrı." Barlas'ın gözleri karardı. Beni nazikçe ama kesin bir tavırla arkasına itti. Sarp'ın tam önüne geldi. Aralarında bir nefeslik mesa…