Bölüm 15: Sahibinin Gölgesi
Yazar: İpek🩷

Sabah, şöminedeki odunların son çıtırtıları ve dışarıdaki ormanın huzurlu sessizliğiyle uyandım. Barlas, arkamdan sarılmış, burnunu saçlarımın arasına gömmüştü. Uykusunda bile beni bırakmaya niyeti yokmuş gibi, o güçlü kollarını belime sıkıca kenetlemişti. Battaniyenin altındaki sıcaklığımız, dışarıdaki dondurucu soğuğa ve bizi bekleyen o kaotik dünyaya inat, bizi koruyan tek sığınaktı. Gözlerimi açtığımda, tavandaki ahşap kirişlerin arasından süzülen solgun kış güneşini izledim. Hayatım boyunca hiç bu kadar güvende, hiç bu kadar "evde" hissetmemiştim. Annemin hastane masrafları ödenmişti, okulda arkamda koca bir dev vardı ve kalbim... Kalbim artık o eski, kırık dökük kuş yuvası değil, Barlas'ın ateşiyle ısınan bir mabet gibiydi. Barlas kıpırdandı. Uykulu, boğuk bir sesle, "Güneş çok erken doğmuş," diye mırıldandı. Beni kendine daha da çekip, boynumun en hassas noktasına, tam şah damarımın üzerine küçük, ıslak ve uykulu bir öpücük bıraktı. "Kapat perdeleri Siyah Bal, biraz daha kalalım burada. Zaman dursun." "Barlas, okula gitmemiz gerek," dedim gülerek ama sesimdeki isteksizlik barizdi. O sıcak kolların arasından çıkıp soğuk dünyaya dönmeyi en son isteyen kişi bendim. "Dün koridorda yaptığın o şovdan sonra bugün herkes bizi, daha doğrusu seni bekliyor olacak." Barlas derin bir nefes alıp gözlerini açtı. O kapkara gözler, sabah ışığında yumuşacık, erimiş bir çikolata rengine dönmüştü. "Bırak beklesinler," dedi umursamazca. "Dünya yanabilir Gece. Şu an, şu küçük evde, seninle ten tene olduğum her saniye, dışarıdaki on yıla bedel." Beni altına aldı. Kollarının üzerine yaslanıp yukarıdan yüzüme baktı. Saçları alnına dağınık bir şekilde düşmüştü ve bu hali ona tehlikeli bir cazibe katıyordu. Eliyle yüzümü avuçladı, baş parmağıyla alt dudağımı yavaşça, ezberler gibi okşadı. "Seni hiç bırakmasam?" dedi, sesi aniden ciddileşerek gözlerinde o koyu sahiplenme arzusu belirirken. "Seni bu eve kapatsam, kapıyı kilitlesem ve anahtarı yutsam... Sadece benim olsan... Dışarıdaki o zehirli havayı hiç solumasan?" "Beni biliyorsun Barlas," dedim, ellerimi göğsüne, tam kalbinin üzerine koyarak. "Ben kafesleri sevmem. Ama senin kolların bir kafes değil; benim tek özgürlüğüm." Bu cevabım üzerine eğildi ve dudaklarıma kapandı. Bu öpücük uzun, tatlı ve sabahın o mahmur tazeliğiyle doluydu. Dudakları dudaklarımda yumuşak bir vals yaparken, ellerim ensesindeki o sert saç tutamlarına gitti. Bu anın sonsuza dek sürmesini istiyordum. Ama komodinin üzerindeki telefonunun o keskin, ısrarcı sesi, odadaki romantizmi soğuk bir bıçak gibi kesti. Barlas inleyerek hüsranla geri çekildi. "Lanet olsun," diye homurdandı ve telefona uzandı. Ekrana baktığında yüzündeki o huzurlu, aşık ifade anında silindi. Yerine o buzdan duvarlar örüldü. "Doruk arıyor," dedi kaşlarını çatarak. "Bu saatte arıyorsa önemli bir şey vardır." Telefonu açtı ve hoparlöre verdi. Doruk’un sesi telaşlı, nefes nefese ve heyecanlı geliyordu. "Barlas! Neredesiniz oğlum? Okul çalkalanıyor! Kampüs yıkılıyor!" "Ne oldu Doruk? Alara yine mi bir kriz çıkardı?" "Hayır, Alara değil. Çok daha büyük bir bomba. Yeni biri geldi. Transfer öğrenci. Ama sıradan biri değil... Sarp Soykan." Barlas’ın yüzü o an kaskatı kesildi. Elindeki telefonu öyle bir sıktı ki, metalin bükülme sesini duyar gibi oldum. Odadaki hava bir anda ağırlaştı. "Soykan mı? O herifin benim çöplüğümde ne işi var?" "Babasının işleri yüzünden buraya nakil olmuş. Ve daha kötüsü... Gece ile aynı sınıfta, aynı ders programında. Şu an kafeteryada herkes ondan bahsediyor. Çocuk tam bir 'beyaz atlı prens' modunda takılıyor, herkese gülücükler dağıtıyor. Alara bile etrafında pervane olmuş durumda." Barlas telefonu kapatıp yatağın ucuna fırlattı. Bir hışımla yataktan kalktı. Az önceki o yumuşak, romantik adam gitmiş; yerine avını korumak için dişlerini gösteren bir yırtıcı gelmişti. Kasları gerilmiş, damarları belirginleşmişti. "Gidiyoruz," dedi, gömleğini giyerken. Düğmelerini iliklerken elleri öfkeyle titriyordu. "O Sarp denilen herif, Gece'nin on…