Siyah Bal

Bölüm 14: Küller ve İtiraflar

Yazar:

Siyah Bal - İpek🩷 kitap kapağı
Siyah Bal kitap kapağı

Şafak sökerken İstanbul, sanki bizim dün geceki yangınımızdan arta kalan küllerle örtülmüş gibi gri, puslu ve sessizdi. Rezidansın devasa, tavandan yere kadar uzanan camlarından sızan ilk solgun ışıklar, yerdeki manzarayı aydınlatıyordu: Bir köşeye fırlatılmış şarap kırmızısı ipek elbise, düğmeleri kopmuş siyah bir gömlek ve birbirine karışmış ayakkabılar... Bu dağınıklık, bir savaştan çıkmışız gibi görünse de, aslında en büyük barış anlaşmamızın kanıtıydı. Yatakta, Barlas’ın kollarının arasında kıpırdamadan duruyordum. Kolları vücudumu öyle sıkı sarmıştı ki, uykusunda bile beni görünmez bir tehlikeden, belki de kendi geçmişinin hayaletlerinden koruyor gibiydi. Sırtım onun geniş, çıplak göğsüne yaslıydı; kalp atışları güçlü ve ritmik bir şekilde sırtımda yankılanıyor, tenimin her bir zerresine "benimsin" diyordu. Dün gece Demir Korhan’ın o soğuk masasından, bu yatağın ateşine düşmüştük ve şimdi, fırtına sonrası o derin sessizliğin içindeydik. Yavaşça dönüp yüzüne bakmak istedim. Hareket ettiğim an, Barlas’ın kolları refleks olarak daha da sıkılaştı, beni neredeyse nefessiz bırakacak kadar kendine çekti. Uykulu, boğuk ve savunmasız bir sesle kulağıma fısıldadı: "Gitme... Sakın gitme." Bu fısıltı, Barlas Korhan’ın zırhının altındaki o yaralı çocuğun sesiydi. Annesinin bavullarını toplamasını izleyen o küçük çocuğun. Yavaşça ona döndüm. Gözleri hala kapalıydı ama kaşları hafifçe çatıktı, rüyasında bir şeylerle savaşıyordu. Elimle yanağını okşadım, parmaklarımı yeni çıkan sakallarının sertliğinde gezdirdim. "Buradayım," diye fısıldadım, dudaklarımı şakağına bastırarak. "Hiçbir yere gitmiyorum. Sadece güneş doğuyor, onu izliyorum." Gözlerini yavaşça araladı. O dipsiz, kapkara kuyular, sabahın ilk ışıklarıyla kahverenginin en sıcak, en insani tonuna dönmüştü. Beni gördüğünde, yüzündeki o gergin ifade silindi. Yerine, nadir gördüğüm, sadece bu odanın duvarları arasında şahit olduğum o huzurlu gülümseme yerleşti. Beni kendine çekip alnımdan, burnumun ucundan ve en son dudaklarımdan uzunca öptü. "Güneşi boş ver," dedi, sesi sabahın mahmurluğuyla daha da derinden, göğsünden geliyordu. "Benim güneşim zaten kollarımda." Yataktan kalkmak dünyanın en zor işiydi ama kahve kokusuna olan ihtiyacım ağır bastı. Barlas’ın dolabından rastgele bir gömlek aldım. Beyaz, keten bir gömlek. Üzerime geçirdiğimde etekleri dizlerime kadar indi, kolları ise ellerimi tamamen yuttu. Kollarını katlayıp mutfağa geçtim. Rezidansın mutfağı, evin geri kalanı gibi soğuk ve metalikti ama kahve makinesinin sesi ve yayılan koku, buraya bir yaşam belirtisi getirmişti. Tezgaha yaslanmış, dışarıdaki puslu İstanbul sabahını izlerken, belime sarılan sıcak kollarla irkildim ama korkmadım. Barlas, arkamdan gelip bedenini bedenime yasladı. Çenesini omzuma koydu, burnunu boynuma gömdü ve derin bir nefes aldı. "Kendi gömleğimi hiç bu kadar sevmemiştim," diye mırıldandı boynuma doğru. Dudakları tenimde gezinirken tüylerim diken diken oldu. "Üzerinde benim kokum, teninde benim izim... Bu görüntü için imparatorluklar yakılır Gece." Ona döndüm. Tezgahla Barlas’ın arasına sıkışmıştım. Ellerini tezgaha dayayarak beni tamamen hapsetti. Gözlerinde dün geceki o vahşi arzu hala taze bir kor gibi yanıyordu. "Bugün okula gitmemiz gerek," dedi, sesinde bariz bir hoşnutsuzlukla. Gerçek dünyaya dönmek istemiyordu. "O kurtlar sofrasına geri dönmek zorundayız." "Korkuyor musun?" diye sordum, dün gece arabada bana sorduğu soruyu ona iade ederek. Elimle dağınık saçlarını düzelttim. Barlas güldü. Kendinden emin, o eski "Karanlık Prens" gülüşüydü bu. "Kendim için değil," dedi. "Senin için endişeleniyorum. Dün gece o kolyeyi taktığında ve babamın karşısına o elbiseyle çıktığında, artık sadece benim asistanım olmadığını herkese ilan ettin Gece. Okuldakiler... Alara, Doruk... Hepsi şimdi kan kokusu almış köpekbalıkları gibi saldıracak." "Bırak saldırsınlar," dedim, parmaklarımı gömleğinin açık yakasında, göğsündeki o sert kasların üzerinde gezdirerek. "Senin yanındayken hiçbirinin bana ulaşamayacağın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku