Siyah Bal

Bölüm 11: Yağmurun Altındaki Sığınak

Yazar:

Siyah Bal - İpek🩷 kitap kapağı
Siyah Bal kitap kapağı

Barlas’ın dudaklarından dökülen o iki kelime, “Teşekkür ederim”, odadaki yerçekimini değiştirmişti. Sanki 204 numaralı oda, artık bir savaş meydanı ya da bir hapishane değil, dış dünyadan soyutlanmış, zamanın farklı aktığı bir sığınaktı. O sabah, her zamanki rutinimizi bozan tuhaf bir huzursuzluk değil, adını koyamadığım yumuşak bir gerilim vardı havada. Banyodan çıktığımda, Barlas’ı giyinmiş halde buldum. Ama bu sefer o zifiri siyah takımlarından birini değil, koyu gri, boğazlı bir kazak ve siyah bir kaban giymişti. Saçları her zamanki gibi kusursuzdu ama yüzündeki o sert, köşeli ifade, dün geceki migren atağının etkisiyle biraz yumuşamıştı. Gözlerinin altındaki hafif gölgeler, ona insani, dokunulabilir bir hava katıyordu. “Hazır mısın?” diye sordu. Sesi emredici değildi. Sadece soruyordu. “Hazırım,” dedim, çantamı omzuma asarken. “Kahveni termosa koydum. Arabada içersin.” Bana doğru yürüdü. Aramızda bir adım mesafe kala durdu. O an, dün gece saçlarını okşadığım, bileğimi tutarak uyuyan adamla, şu an karşımda duran Velas Akademisi’nin sahibi arasındaki çizgiler bulanıklaştı. Elini kaldırdı. İrkildim, geri çekilmek istedim ama yapmadım. Eli, saçımın önüne düşen bir tutamı yavaşça kulağımın arkasına sıkıştırdı. Parmak uçları, kulak mememe ve boynuma değdiğinde, tenimdeki tüylerin diken diken olduğunu hissettim. “Gözlerin şişmiş,” dedi, sesi şaşırtıcı derecede alçaktı. “Dün gece rahat uyuyamadın.” “Yatak... Yatak biraz rahatsızdı,” diye geveledim. Asıl sebep, onun elini tutarak sandalyede sızmış olmamdı ama bunu dile getirmek, aramızdaki o görünmez anlaşmayı bozmak olurdu. “Bugün dersin var mı?” “Öğleden sonra iki dersim var. Sabah boşum.” Barlas, başını hafifçe salladı. “Güzel. O zaman kahvaltıyı dışarıda yapıyoruz.” “Ama... Okul?” “Okul bekleyebilir Gece,” dedi, kapıyı açıp bana yol verirken. “Ve benim asistanımın, uykusuz ve aç bir şekilde yanımda dolaşmasına izin veremem. Düşerlerse, beni suçlarlar.” Dudaklarının kenarında o yarım, çarpık gülümseme belirdi. Bu, alaycı değil, neredeyse... çapkın bir gülümsemeydi. Ve itiraf etmeliyim ki, bu gülümseme kalbimin ritmini tehlikeli bir şekilde hızlandırıyordu. Kampüsten çıkıp sahil yoluna saptığımızda, İstanbul gri bir yorganın altına saklanmış gibiydi. İnce ince yağan yağmur, denizin üzerine bir tül gibi iniyordu. Barlas, arabayı her zamanki o agresif tarzıyla değil, daha sakin, daha kontrollü sürüyordu. Radyoda kısık sesli, enstrümantal bir caz parçası çalıyordu. Bu atmosfer, arabanın içini sıcak, güvenli bir kozaya çevirmişti. Şehrin gürültüsünden uzak, denizin hemen kenarında, eski bir köşkün restore edilmesiyle yapılmış şık ama sakin bir mekana geldik. İçerisi tenhaydı. Şöminede yanan odunların kokusu ve taze demlenmiş çay kokusu birbirine karışmıştı. Bizi en köşedeki, denize bakan masaya aldılar. Garsonlar Barlas’ı tanıyor gibiydi, fazla soru sormadan, sadece saygıyla başlarını eğerek siparişleri aldılar. Ya da daha doğrusu, Barlas’ın benim adıma verdiği siparişleri not ettiler. “Ona kuvvetli bir şeyler getirin,” dedi Barlas, menüye bakmadan. “Bal, kaymak, ne varsa. Rengi yerine gelsin.” Garson gittikten sonra, masanın üzerindeki elime uzandı. Elimi tutmadı ama parmak uçlarıyla masanın üzerindeki elimin üzerine hafifçe vurdu. “Anlat,” dedi. “Neyi?” “Kafanın içindekileri. Çok gürültülü düşünüyorsun Gece. Sessizliğin bile sorularla dolu.” Derin bir nefes aldım. Cesaretimi topladım. “Dün gece...” dedim tereddütle. “O rüyayı çok mu görüyorsun?” Barlas’ın yüzündeki o yumuşak ifade bir an dondu. Gözlerini denize çevirdi. Dalgaların kıyıya vuruşunu izlerken, çenesindeki kasın seğirdiğini gördüm. Konuyu kapatacağını, bana “Seni ilgilendirmez” diyeceğini sandım. “Her zaman değil,” dedi, bakışlarını denizden ayırmadan. “Sadece zayıf düştüğümde. Migren atakları, zihnimin savunma mekanizmasını kırıyor. O zaman... O zaman o anıya geri dönüyorum.” “Hangi anıya?” diye fısıldadım. Barlas bana döndü. Gözlerinde, daha önce hiç görmediğim bir açıklık vardı. Sanki ruhunun kapısını aralamış ve i…

Bölümün tamamını WritePad'de oku