V. BASİT ANLAR VE ÖLÇTÜĞÜ HAYATLAR
Yazar: s💌

BÖLÜM V, 5: "BASİT ANLAR VE ÖLÇTÜĞÜ HAYATLAR." Bekle ve umut et. Abim severdi Monte Cristo Kontu kitabını. İntikam ve bir insanın karanlık iç dünyasını anlatıyordu kitap. Ben kitabı bitirmiştim ama abim sadece o intikam fikrini sevmişti. Beklemeyi kabul ediyordu fakat umut? Abimde bu yoktu. Abim, bekler, ince ince işler ve o intikamı alırdı. Yapardı, bırakmazdı, iç dünyasında kaybolmazdı. Abimle zıt iki karakterdik aslında. Ben ne kadar iç dünyamda kayboluyorsam, o normal dünyada kaybolmayı tercih ederdi. Ben insanı içimde öldürebilirdim, o gerçekten öldürebilirdi. Sanırım. Hak eden birini? Hak ettiğine kim karar verecekti? Hukuk insanı kimliğim ve aile kimliğim çok çakışıyordu, bu yüzden tüm olayı ele alsam da, bazılarını ailemdekilere bırakıyordum. Ben birini bulur, gerisini onlara bırakırdım. O son ana kadar her şeyi yönetirdim ama intikam vaktinde orada olmazdım. Ama gün geldiğinde, insanlığımı kaybetmek pahasına orada olacaktım. Benden çocukluğumu alan insanlara acıyacak hâlim yoktu. Adalete teslim et. Adalet karar versin. Hukuk sistemi bunun için var. Önce bulayım, dedim. Önce bulayım, gerisi sonra. Severdim ben bazı şeylerden kaçmayı, içsel düşüncelerimden bile kaçabilirdim. Siyahlara bürünmüştüm bugün. Düz kumaş bir pantolon, saten bir gömlek. Tek renk gözlerimdi. Saçlarımı bile ensemde toplamıştım. Ceket ve kabanı üzerime giydim, çantamı alırken yüksek stilettoları da giyiyordum. Odadan çıkarken üst kattan inen adama bir an bakış attım. "Günaydın savcım," dedim neşeli bir sesle. "Birlikte gidelim mi? İnsanlar karı koca görsün." Dik dik bana baktı. "İkimizden biri karım derken diğeri kızacak, biri kocam derken öbürü kızacak. Böyle mi olacak?" Güldüm. "Her zaman birbirimize zıt değil miydik? Ölümüne muhalefet ve inat değil miydik?" Göz devirdi. "Uykumu alamadım bu yüzden uğraşamayacağım hiç." Ofladım. "Ama Selim," dedim hızla. Bakışları bana değdi. "Hiç uğraşma inatçı çakır, keyfimi yerine getiremezsin. Ne oldu, dün söylediklerinden pişman mı oldun?" Durdum. Normalde biz önceki gün ettiğimiz kavgaları sonrasında konuşmazdık. Yeni kavgalar bulurduk. Anlaşılan dün dediklerim onun canını yakmıştı. "Son pişmanlık neye yarar?" dedim cevap veremeyerek, saçma bir şarkıyla üstünü kapatarak. "Adliyede görüşürüz kocacığım." Merdivenlerden inene kadar beni görebilir diye gülümsememi bozmadım ama indiğim gibi yüzümdeki gülümseme kayboldu. İnsanları üzerek elime bir şey geçmezdi. Bir süre beraberdik, birlikte çalışacaktık, belki savaşacaktık, yanındakini dost bilmek istiyor olabilirdi. Ama ben o dost değildim. Normalde pişman da olmazdım, neydi bu hissettiğim? Ofladım. Bence ben çocukluğumdan gelen her şeye hassastım, her şeye! Ve çocukluğumun en eğlendiğim, mutlu olduğum, sonradan kaybettiğim için içerlediğim yanı, Selim Yargıcı'ydı. Çünkü o bana hep bir şey öğretirdi. Yaşı benden büyüktü, bazen daha çok okurdu, benden daha az uyurdu o zamanlar. Ben uykuma düşkündüm, bu yüzden kitabı bitirmeden uyuyabilirdim ama o uyumazdı. Bu yüzden sonraki gün onun anlatacak daha çok şeyi olurdu, benim de öğrenecek. Ve ben, bilgiye deli gibi açtım, öğrenmek benim için çok heyecanlıydı. Bir de bunu sevdirerek yapan biri canımı yiyebilirdi. Bu kişi de Selim oluyordu. Hiç sevmediğim tarih konularını bile sevdirebilmişti bana, nasıl yapabilmişti? Annemin dediğine göre sırf onunla konuşabilmek için tarih okuyormuşum, o kişi Selim olmasaydı okumazmışım. Ben ise olaya bilgi olarak bakıyordum, kişi olarak değil. Her insan hayatımıza bir şeyler katmak için girerdi. Bir bilgi, bir ders, bir acı, bir aşk, bir keder, belki bir gerçek. Hayatımıza giren her bir kişi elimize bir şey bırakırdı, girme amacı buydu. Çıkma kararına kader der geçerdik ama hayır, her şey insanın seçimlerinin sonucuydu. Bu yüzden kimse kadere suçu yüklememeliydi. Belki Selim'e bizi yıllarca arayıp sormadığı için öfkelenmiştim. Biz değil, biz değil. Belli ki abimle görüşmüşler. Beni. Beni hiç arayıp sormamıştı. Bu yüzdendi belki öfkem, olabilirdi. İnsandım. Nasıl arabaya bindim, adliye…