IV. SÖZ,YEMİN VE GÜÇ
Yazar: s💌

BÖLÜM 4, IV: "SÖZ, YEMİN VE GÜÇ." "Ama bütün deliler, bütün serseriler, bütün caniler bir zamanlar çocuktular; senin gibi oynamışlardı, gelecekte onları güzel şeylerin beklediğine inanmışlardı," demiş Cesare Pavese. Oldukça ilgimi çekmişti çünkü bu gerçekten doğruydu, geçenlerde Selim'e kurduğum cümleye benziyordu. İnsanın karakteri belki çocukluğundan bir açıdan bellidir fakat yaşadığı, ona yaşatılan şeyler, onun o çocukluk hâlini alıp götürebilirdi. Ben de çocukken böyle bir kadın olacağımı düşünmezdim, hem de hiç. Sabahki olayı hiç düşünmeye fırsat vermemiştim kendime. Zaten baygınlık hâlim çok da uzun sürmemişti, direkt saate bakmıştım çünkü. Sadece dört dakika sürmüştü. Selim'in çağırdığı doktor gelene kadar ben çoktan hazırlanmıştım bile. Sabahki o stresi, telaşı, benim bir anda o ruh hâlinden sıyrılıp makyaj yapmamı gördüğündeki şok çok eğlendirmişti beni. "Sen iyi değilsin," deyip durmuştu. Elbette iyi değildim, hem de çok uzun zamandır. Ama hayat her şeye rağmen devam ediyordu, edecekti de. Oturup hâlime ağlamamın bir anlamı yoktu, ağlayamıyordum zaten. Üzerimdeki diz hizasındaki elbiseyi düzelttim. Vücuduma çok yapışmıyordu ama belimden itibaren oturuyordu. Krem rengi elbisenin üzerine blazer ceket giymiştim, üzerimde de kabanım vardı. Ankara cidden soğuktu. Açık kahve stilettolarım yüksekti. Elimdeki çantaları sıkıca tuttum. Biri evraklar içindi, defterlerim ve kalemlerim de vardı. Önüme düşen dalgalı saçlarımı geriye doğru ittim. Arabanın camından dudağımdaki gül kurusu ruj taşmış mı diye baktım. "İyisin," dedim. Derin nefes aldım. İyi olduğuma kanaat getirince, kaldırıma yürüdüm. "Hare, artık yaklaşabilir miyim sana?" Gergin İdo'ya güldüm. "Adam yemiyorum," diye homurdandım. "Sen yamyamları bile yersin, şaşırtmaz." Göz devirdim. "Ne oldu?" "Kuzey abi seni soruyor. Balayı konuşulmamış sanırım." "İşim gücüm yoktu bir de balayına mı gideyim İdo?" "Hare balayına herkes gider! Benim işim gücüm yok muydu?" "Hanım köylüsün sen." "Bir git Allah aşkına, ne hanım köyü?" "Suzan'ı da getirdin Ankara'ya İdo!" "E karımsız mı kalayım Hare?" Gülmemek için çabaladım. "Köyün belli, git köyüne." "Çalışıyorum şu an." "Az önce karına bir miyavlamadığın kalmıştı, o zaman çalışmıyor muydun?" "N-ne?" Ofladı. "Duyuların beni şaşırtıyor!" "Aferin Suzan'ıma, erkeklere bu az bile. Her gün üç posta miyavla." "Hare! Biri duyacak," dedi sinirle. Güldüm. "Salak mıyım ben İdo? İnsanların duyacağı mesafede niye böyle şeyler söyleyeyim? Hem Suzan gördü mü sosyal medyadaki seni arayan kişileri." Derin derin ofladı. "Yani onu düğüne getirseydim böyle olmayacağını iddia ediyor. Sanıyor ki o gelseydi ben onu koluma takıp içerdeki conconlarla oturacağım." Güldüm istemsizce. "Otururdun İdo abartma." "Saçmalama Hare, o an nasıl oturayım içeride? Selami bir bok beceremiyor, gazetecilerden korkuyor gevşek!" "Suzan nasıl, iyi mi?" Adalet Sarayına iyice yaklaştığımız için ciddileştim hemen. "Burada doktor ayarladım, Efsun söyledi mi size?" "Evet Hare, sağ ol. İyi bir sıkıntı yok, yarın kontrolü var. Onu diyecektim ben d-" "Sıkıldım İdo," diye fısıldadım sinirle. "Böyle şeyler için benden izin alma! Bırak yerine birini, git!" "Olmaz Hare," dedi hızla ama adliyeye gireceğimiz için sustu. Ona baktım, başını hafifçe eğdi. O girmeyecekti. Adliyeden içeri girip X-RAY'den geçerken sıkıca çantamı aldım kontrol bitince. Cüppemin yakası, psikolog kimliğim ve bilirkişi evraklarım vardı çantada. Diğer çantamın değeri, içerisindeki kartların doluluğu, son model telefon, arabanın anahtarı, hiçbiri önemli değildi. Diğer herkese basit gelecek çanta çok daha önemliydi benim açımdan. Yıllardır adliye koridorlarındaydım, çok dava görmüştüm, çok insan görmüştüm, çok yürümüştüm bu yolları. Bu adliyeye bile yüzlerce kez girmiştim ama ilk kez, bir tarafım yoktu. Tarafsızdım, tarafsız olacağıma yemin etmiştim. Evet haftanın belli günleri taraf olarak girecek olsam da, kalan günleri tarafsızlığımla dolaşacaktım bu koridorları. Çok zor ikilem, çok zor karardı. Bir an bile karıştırsam…