I. SONU İNTİKAM BAŞLANGIÇ
Yazar: s💌

Bir varmış, bir yokmuş diye başlarmış masallar. Biri varmış, biri yokmuş. O biri, hayatımızın anlamıymış. Sanılır ki, o biri sadece aşktır, sevdadır, hayır; o biri, yüreğine sancıdır. Sevgidir, umuttur, ailedir, belki dost ama kalbe yaradır. Kalbe yara olan, bir zamanlar o kalbe iyi gelen, onu iyileştirendir. Kalbime yara birçok insan vardı, hepsinin ölü bedenleri, göğüs kafesi boşluğumda asılıydı. O boşlukta beni yaşatan ciğerlerim vardı ama en çok, beni yaşatan, benim yaşattığım, insanlığımın yegane kaynağı kalbim vardı. Çok uzun zamandır o kalbimin varlığını, bazı anlar anımsadığım acı hatıralarla ritimleri bozulmadığı sürece, bedenimi titretmediği, başımı döndürmediği, beni ölüme yaklaştırmadığı sürece hissetmiyordum. Ne yazık, çok yazık. Bana yazık olmuştu bundan uzun yıllar önce ve ben, birilerine yazık edecektim; yemin ederim ki, o kalbim bir an sızlamayacaktı. Yemin ediyordum, ki ben yeminlerden korkardım, inançlı yetiştirilmiştim, yemin insanın elini ayağını bağlardı, Yaratıcıya verdiğin bir sözdü çünkü. Soğuk, taşlaşmış kalbimin bir göstergesi olan, daima buz gibi duran bedenimi hareket ettirdiğimde ve yüksek topukluların üzerinde özgüvenle yürüdüğümde, herkesin bakışları bana çevrilmişti. Bu adamlar uzun yıllardır bizimleydi, beni çok iyi tanırlardı. En azından hangi yaşta, nasıl giyindiğimi, neler yaptığımı, saç şeklimi, makyajımı bilirlerdi. Ama hiçbiri evin içindeki o kızı bilmezlerdi. En azından birçoğu. Dışarıda güçlü, korkutucu, saygın duran o kadınlar, evin içerisinde bazen yıkık dökük harabeden farksız kız çocuklarına dönerlerdi. Kaderimizdi bu bizim, maskemizdi, yaşayabilmek için tek çaremizdi. Bazı kız çocuklarının kaderi, korkunç adamların hatalarıyla birleşirdi ve o kader, onların boğazına düğümlenir, umutlarını alır geriye duygusuz bir beden bırakırdı. "Hazır mıyız?" Merdivenlerden çıkıp arabaya ilerlediğimde peşimden gelen ekibi onlara bakmadan takip edebiliyordum. Bir sistemimiz vardı ve onlar buna uymak zorundalardı. "Hazırız Hare Hanım, buyurun." İdo dediğimiz İdris, abimin çok yakın dostuydu ve ailedendi. Güvenebileceği tek adamdı. Bu yüzden benim yanımdan hiç ayrılmazdı ve beni çok, çok iyi tanırdı. Bu sebeple de beni arabaya yönlendirdiğinde kapımı açmaması gerektiğini iyi bilirdi. Kapımı kendim açtım, yüksek arabaya kolayca bindim. Küçükken çok zorlanırdım, babam, abim veya dayımlar, amcamlar... İçimden gülümsedim. Kim varsa o yardım ederdi bana. Belimden tuttuğu gibi oturturlardı beni arabalara. Çok kızardım alçak araba almaları için ama onlar da sevmezdi alçak araba, kullanması daha riskliymiş. Özellikle de yüksek arabaları Karadeniz'de kullanması daha iyiydi, o yaylalara başka türlü çıkılmazdı, arabanın altı mahvolurdu. Bir gün bir inat uğruna denemeseydim eğer bilemezdim bunu ama denemiştim, bir inat uğruna neredeyse o bayırdan aşağı çakılacaktım. Neyseki beni benden iyi tanıyan ailem, üç koca nefret ettiğim yüksek arabalarla bindiğim aracı durdurabilmişlerdi. Geçmiş lanetti. Bu yüzden hızla sıyrıldım geçmişten. Elimdeki çantayı arkaya bırakırken, İdo yanıma oturdu, Selami ve Hayrettin abi de arkaya oturdular. "Ağrıma gidiy haçan," dedi Hayrettin abi arkadan. "Üç koca herifiz, güya adamız, bir kız çocuğu sürüyor ula arabayı!" Yanağımın içerisini dişledim gülmemek için. Siteden çıkarken büyük demir kapılar açıldı. Bizden önce bir araç çıktı, ben ortalarına geçtim, arkamdaki araç hızla yerini aldı. "Abi etma da şimdi," dedi Selami. "Bak Hare duyacak, bugün stresliyiz bir de! Bokluğa gömer bizi, biliysın!" "Hakiki bokluk yok buralarda," dedi Hayrettin abi. "Olan çakmasına da Hare gitmiyor." "Abi bir git," dedi. "Hare seni beni gömmek için o pahalı ayakkabıları kirletmek pahasına o bokluğa gider. Ha bir de inek boku da değil bildiğin at bokuna gömer bizi." "Haçan anlamayrum zaten," dedi Hayrettin abi. "İneği öküzü danası bitti de at bakar olduk! Zamane uşaklarını anlamak zor." "Abi o atları sana mı tımarlatıyorlar?" Trafikte durduğumuzda dikiz aynasından arkaya bakmıştım. "Yok be kızım," dedi.…