4. BÖLÜM
Yazar: Lioravale

Lütfen okuduğunuza dair minik belirtiler bırakırmısınızzz 🌿🧚🏻♂️ Garsonlar masaya yaklaşırken masadaki hava fark edilir biçimde değişti. Az önce sahte pasta yüzünden kopan kahkahalar hâlâ tam olarak dinmemişti ama herkesin dikkati şimdi aynı noktada toplanmıştı. Şirazen'in imza tatlıları, sanki doğum günü masasının asıl gösterisi olmak için gecikmeli şekilde sahneye çıkıyordu. Herkesin önüne ayrı ayrı tabaklar yerleştirilmeye başlandığında ilk tepki yine Ece'den geldi. "Hayır, hayır, hayır..." diye fısıldadı, gözleri kocaman açılmıştı. "Bunlar yenmez. Bunlar bildiğin fotoğraf çekmelik." Can hemen önündeki tabağa eğildi. "Fotoğrafını çek de yiyelim o zaman." Defne çoktan kendi tabağını incelemeye başlamıştı. Ardıç, masanın tam ortasında oturmanın verdiği rahatlıkla iki yana bakıp memnuniyetle sırıtıyordu. "Gördünüz mü? Ben size boş iş yapmam." Leyla'nın önüne bırakılan tabak diğerlerinden daha sade ama daha iddialı görünüyordu. Beyaz porselenin ortasında, tabana oturtulmuş kusursuz biçimli parlak bir kubbe vardı. Kubbenin rengi, yumuşak bir fildişi tonuyla açık karamel arasında bir yerde duruyordu; ışık vurdukça yüzeyinde cam gibi ince bir parıltı oluşuyordu. Altındaki ince taban fıstıklı bir bisküvi ya da dacquoise olmalıydı. Etrafına gelişigüzel serpilmemiş ama özellikle dağınık görünmesi istenmiş gibi yerleştirilmiş karamel kırıkları, çok ince çekilmiş Antep fıstığı ve birkaç minik portakal kabuğu rendesi vardı. Tabağın kenarına tek çizgide çekilmiş koyu renkli sos ise ilk bakışta portakal indirgemesini andırıyordu. Göze hitap ediyordu, evet. Hatta ilk bakışta fazlasıyla etkileyiciydi. Ama Leyla, tatlılara yıllardır yalnızca gözle bakmayı bırakmıştı. Sunum ne kadar güzel olursa olsun, bir tabağın karakterini bazen ilk bakışta sezebilirdi. Bu tatlıda da onu durduran küçük bir şey oldu. Sanki aynı anda çok fazla şey söylemeye çalışan bir tabak gibiydi. Karamel, portakal, fıstık... Üçü de ayrı ayrı doğru malzemelerdi ama birlikte gerçekten ne anlatacaklarını ancak ilk lokma söyleyecekti. Masadakiler tatlılarına neredeyse aynı anda saldırdı. Ece, fotoğraf çekme işini beklenmedik şekilde hızlı bitirmiş, kaşığını dikkatle tabağın üst katmanına geçirmişti. Can daha ilk lokmadan "Tamam, ben bunu evde de isterim," diyecek kadar memnun görünüyordu. Ardıç kendi tabağından aldığı lokmayla gözlerini kapatıp "Doğru karar vermişim," dedi, sanki Şirazen'in tatlı menüsünü bizzat kendisi oluşturmuş gibi. Defne, tattığı şeyin içeriğini çözmeye çalışıyor, Mert de "Bu kadar övgüden sonra kötü çıksa çok komik olurdu," diyerek kendi tatlısına yöneliyordu. Barlas ise herkesten önce Leyla'ya baktı. Çünkü masada tatlıların onun için ne anlama geldiğini bilen kişi oydu. Leyla kaşığını eline aldığında, Barlas farkında olmadan sırtını sandalyeye biraz daha yasladı. Bekliyordu. Leyla ilk olarak tabağa bir kez daha dikkatle baktı. Kaşığını tatlının parlak üst katmanına geçirdiğinde çok ince bir kırılma sesi duyuldu. Doku kötü değildi; ne fazla sertti ne de gereğinden yumuşak. Alt katmana kadar inmeden yalnızca üst bölümden küçük bir parça aldı. Ağzına attığı anda yüzündeki ifade değişmedi. Ama zihni hızla çalışmaya başladı. İlk gelen tat portakaldı. Taze, canlı bir narenciye hissi değil; tatlının merkezine yerleşmiş, diğer her şeyi kendine doğru çeken bir portakal. Hemen arkasından karamel geldi ama o da olması gerektiği gibi yuvarlak ve dengeli değildi. Hafif yanık bırakılmıştı; belki bilinçli bir tercih, belki karakter vermek için atılmış bir adım... Fakat portakalla birleşince ağızda tatlıdan çok tartışma yaratıyordu. Fıstık ise dokuda hissediliyor ama lezzette geri planda kalıyordu. Oysa tabağın görsel dili, fıstığın daha belirgin olacağını vaat etmişti. Leyla ikinci kez çiğnemedi. Lokmayı yuttu, kaşığını tabağa bıraktı ve bir saniye boyunca önündeki tatlıya baktı. Barlas bunu hemen fark etti. "Beğenmedin." Sesi alçaktı ama emindi. Bu bir soru değildi; tespit gibiydi. Leyla gözlerini tabaktan ayırmadan hafifçe nefes verdi. "Kötü değil," dedi önce.…