Yeni Başlangıçlar
Yazar: Zeynep Güneş

BÖLÜM Küçücük bir çocukken hep kuş olmak isterdim. Özgürlüğün kanatlarımın altında olduğu, istediğim yere, istediğim zaman uçabildiğim bir kuş... O masum çocukluk dileğimin, yirmi dokuz yaşında yetişkin bir kadın olduğumda bambaşka bir şekilde gerçekleşeceğini nereden bilebilirdim? Direksiyonu sıkıca kavramış, zihnimde dönüp duran düşüncelerle boğuşurken Filiz'in omzuma binen hafif ama kararlı dokunuşuyla irkilerek kendime geldim. "Sonunda şeytanın bacağını kırdın," dedi, gözlerinin içi parlayarak. Sonra dudaklarına muzip bir tebessüm yerleşti. "Şeytan derken sakın kızma ama Arzu Hanım'dan bahsediyorum tabii ki." Kahkahamı tutamayarak başımı iki yana salladım. Kontağı kapatırken derin bir nefes aldım. "Aşk olsun kıvırcığım. Annemin ne şeytanlığını gördün demeye dilim varmıyor. O yüzden sus lütfen." Filiz... Bu hayattaki tek gerçek dostum, sırdaşım ve kendi seçtiğim ailem. Arabadan inip babamın şirketinin otoparkında yürümeye başladığımızda ona döndüm. "Seni çok sevdiğimi ve şimdiden özlemeye başladığımı biliyorsun, değil mi? Sen benim bu hayattaki en büyük şansımsın." Adımlarını yavaşlattı, çikolata kahve gözleri anında dolmuştu ama güçlü durmaya çalışıyordu. "Hayırdır Bilgi Hanım? Aşkımız buraya kadar mı? Ayrılık konuşması mı hazırlıyorsun bana?" Burnunu çekip her zamanki alaycı tavrına sığındı. "Diyarbakır dediğin yer dünyanın öbür ucu değil. İzmir'de nasıl bıktıysan orada da aynı şekilde bıktırırım seni. Hiç merak etme." Sesi ne kadar neşeli çıkmaya çalışsa da altındaki o ince sızıyı hissedebiliyordum. Gözlerine baktığımda, yıllar önce dar bir sokakta, yaralı bir kedinin başında tanıştığımız o ilk günkü kızı görüyordum hâlâ. Hayatın onu ne kadar zorladığını, buna rağmen nasıl dimdik ayakta kaldığını en iyi ben biliyordum. O gün o veteriner kliniğinde başlayan dostluğumuz, geçen yıllar içinde ilmek ilmek işlenerek sarsılmaz bir bağa dönüşmüştü. Gülerek omzuna çarptım. "Aşk olsun. Ben senden ne zaman bıktım? Tamam... Bazen çok bıkıyorum ama ne yapalım? Alışmış kudurmuştan beterdir." Filiz sahte bir kırgınlıkla dudaklarını büktü. "Sen beni çok ararsın... Çook." Haklı olduğunu bildiğim için yalnızca yutkunabildim. Otomatik cam kapılardan geçip şirket binasına girdiğimizde, klimaların serinliği yüzüme çarptı. Bizi lobide her zamanki zarif gülümsemesiyle Canan Hanım karşıladı. "Hoş geldiniz Bilgi Hanım. Fahri Bey'e haber vereyim mi?" Gülümseyerek başımı salladım. "Hayır Canan Ablacığım, haber vermene gerek yok. Sürpriz yapmak istiyorum." Canan Hanım başını sallayarak turnikeleri bizim için açtı. Asansöre binip dokuzuncu kata çıkarken midemde kanat çırpan o heyecanlı kuşlar yerini ağır bir hüzne bırakmaya başlamıştı. Babamın odasının kapısına geldiğimizde derin bir nefes aldım. Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri başımı uzattım. "Buralarda çok yakışıklı bir patron varmış. Acaba gördünüz mü?" Büyük, ahşap masasında evraklarla boğuşan babam, sesimi duyar duymaz kahkahasını bastıramayarak yerinden kalktı. "Sen hiç büyümüyorsun. İşin en güzel tarafı da bu. Gel bakalım buraya." Kollarını bana açtığında hiç tereddüt etmeden o güvenli limana sığındım. Burnuma dolan o tanıdık hafif tütün ve odunsu parfüm kokusu, içimdeki tüm korkuları bir anlığına susturdu. Babam, yıllar önce annemle olan bitmek bilmez kavgalarının beni yıpratacağını fark edip geri çekilmek zorunda kalmıştı velayet konusunda... Beni annemle bırakmıştı ama benden asla vazgeçmemişti. İhtiyacım olan her an, her saniye omuzumdaki güçlü el olmuştu. O, dünyadaki en iyi babaydı. Sarılmamız bitince babamın gözleri kapıda bekleyen Filiz'e kaydı. "Küçük Hanım, babaya sarılmak varken neden öyle uzakta duruyorsun?" Filiz gülümseyerek yanımıza geldi ve babamın diğer kolunun altına girdi. Babam tam olarak böyle bir insandı işte. Birinin hayatında eksik olan ne varsa onu hisseder, şefkatiyle o yarayı kapatmaya çalışırdı. Hep birlikte deri koltuklara geçtiğimizde babam keyifle sordu: "Ne istersiniz güzellerim? Yemeğe mi çıkalım? Yoksa önce bir kahve mi içelim?" Başımı iki yana salladım. Eller…