8. BÖLÜM: SERVİS KORİDORLARI VE İLK SIZINTI
Yazar: zeynep ay

8. BÖLÜM: SERVİS KORİDORLARI VE İLK SIZINTI METEHAN KARAHANLI Karargâhtaki odamın penceresinden dışarı baktığımda Rize tam karşımda duruyordu. Dağların üzerine çöken gri sis, şehri bir yorgan gibi sarmalamıştı. Cebimde duran o iki soğuk mermi kovanını parmaklarımın arasında çevirip duruyordum. Dün deniz kenarındaki o çay bahçesinde, karşımda sivil kıyafetleriyle, haki yeşili kapşonlusu ve gri eşarbıyla oturan kadının duruşu zihnimden gitmiyordu. Dr. Dilara Öztürk... Bana gözünün içini bile kırpmadan "Karadeniz’in adamını da bilirim, üslup bilmeyen insanı da" demişti. Ula ben koskoca Poyraz Timi’nin komutanıyım; PKK’lı teröristi, sınır sızmasını, roketatar mermisini görmüşüm; gelip bir İstanbullu doktor kadının iki lafıyla ayazda kalmış gibi kalıyorum! Ağzından çıkan her kelime tartılı, her bakışı hesaptı. Geri adım atmıyordu. Ne rütbemden çekiniyordu ne dağ gibi duruşumdan. Hayatımda bana boyun eğmeyen ilk insandı belki de. Ama o çay bahçesinde sesini ilk defa alçaltıp, "Bizim işimiz de soğukkanlılık gerektiriyor" dediğinde, o çelik kaplı kabuğunun ardındaki insanı görmüştüm. Gururlu bir hekimdi. İşine âşıktı. "Komutanım?" Kapının vurulmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Dönüp baktığımda Üsteğmen Murat esas duruşta bekliyordu. "Gelebilirsin Murat. Zafer’in durumu nasıl? Servise çıkardılar mı?" "Çıkardılar komutanım," dedi Murat, yüzünde rahatlamış bir tebessümle. "Ortopedi ve cerrahi servisinde, 304 numaralı odada. Bilinci tamamen açık. Ziyaret saati başladı, tim olarak yanına gitmek için izin istiyoruz." Siyah deri ceketimi sandalyenin arkasından kaptım. "İzin ne demek Murat? Hazırlanın, ben de geliyorum. Zafer’i o yatakta yalnız bırakacak değiliz." Rize Devlet Hastanesi’nin 3. katındaki cerrahi servisine girdiğimizde Poyraz Timi tam kadro arkamdaydı. Murat, Kıdemli Başçavuş Samet, Astsubay Demir... Hepimiz sivil ama askeri disiplini üzerimizden atamamış adımlarla koridorda yürüyorduk. 304 numaralı odanın kapısını hafifçe vurup içeri girdim. Zafer yatakta yarı oturur vaziyetteydi. Bacağı alçıda, göğsünde bandajlar vardı ama gözlerindeki canlılık yerine gelmişti. Bizi görünce doğrulmaya çalıştı. "Yorma kendini Zafer, yat aşağı!" dedim sesimi sertleştirmeye çalışarak ama içimdeki rahatlamayı gizleyememiştim. "Nasılsın ula? Dağda kurşundan kaçarsın, Rize’nin virajında minibüse mi toslarsın?" Zafer mahcup bir şekilde gülümsedim. "Komutanım... Sivil adamın durumu iyi miymiş? Onu yoldan çekeyim derken ben ortada kaldım." "Sivil adam iyi, senin sayende hayatta," dedi Murat Zafer’in omzuna hafifçe vurarak. "Sen kendi derdine bak. Komutanım dün gece ameliyathane kapısını nöbet tuttu, içerideki doktor hanımla birbirlerine girmedikleri kaldı bir tek." Zafer şaşkınlıkla bana baktı. "Doktor Hanım mı?" "Boş konuşma Murat," dedim çatık kaşlarımla ona dönerek. "Zafer, ameliyatını yapan Dr. Dilara Öztürk. İşinin ehli bir kadın. Sen dua et ona, seni o masadan sağlam kaldırdı." Tam o sırada odanın kapısı açıldı. İçeriye elinde hasta dosyasıyla tam da konuştuğumuz kadın girdi. Koyu mürdüm rengi krep eşarbı, jilet gibi doktor önlüğü ve o her zamanki dik duruşuyla Dr. Dilara Öztürk... Peşinde de yine o melek yüzlü dostu Dr. Ayşenur ve arkada korkak adımlarla süzülen Dr. Ecrin vardı. Dilara içeri girdiğinde bizi tek bir vücut halinde yatağın başında görünce bir an için adımlarını durdurdu. Bakışları odayı taradı ve en son benim üzerimde kilitlendi. Aradaki o görünmez elektrik akımı odayı bir anda kapladı. "Yüzbaşı Karahanlı..." dedi Dilara, sesindeki o mesafeli, profesyonel tonla. "Ziyaret saati olduğunu biliyorum ama hastanın dinlenmesi gerekiyor. Çok kalabalıksınız." Adımlarımı yavaşça yatağın kenarına doğru attım. Bakışlarımı gözlerinden bir an bile ayırmadım. "Biz askerimizi yalnız bırakmayız Doktor Hanım," dedim gür sesimle. "Ama sizin kurallarınıza uyacağız tabii. Zafer’in kontrolünü yapın siz." Dilara bana cevap vermedi. Dosyayı açıp Zafer’in yanına yaklaştı. Stetoskopunu çıkarıp Zafer’in sırtını ve göğsünü dinlemeye başladı. "Nefes al Zafer…