SİPERDEKİ FIRTINA

6. BÖLÜM: AMELİYATHANE KAPISI VE SESSİZ NÖBET

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

METEHAN KARAHANLI Ameliyathane kapısının üzerindeki o kırmızı ışık, gecenin üçünde Rize Devlet Hastanesi'nin soğuk koridorunu kana bulanmış gibi aydınlatıyordu. Deri ceketim ıslaktı. Omuzlarımdan süzülen yağmur damlaları fayans zemine tık tık diye düşüyordu ama ben kılımı bile kıpırdatmadan o kapıya bakıyordum. Cebimdeki ellerimi sıkmaktan parmak boğumlarım uyuşmuştu. Zafer benim timimin astsubayıydı. Kaçkar’ın zirvesinde roketatar mermilerinden, karlı uçurumlardan sağ çıkardığım adam, Rize’nin virajlı dağ yolunda bir minibüsün altında kalmıştı. Daha da çıldırtıcısı... Zafer’in canı şu an o yeşil krep eşarplı, gözleri buz tutmuş doktor kadının ellerindeydi. Dr. Dilara Öztürk. Bana ameliyathanenin ortasında "Burası benim acil servisim, geri çekilin!" derkenki o duruşu gözümün önünden gitmiyordu. Hayatımda hiçbir kadın bana öyle bakmamıştı. Hiç kimse benim karşıma dikilip de emreder gibi konuşamamıştı. Ama o kadının gözlerinde bir şey vardı; ne makam korkusu ne de benim üniformamın heybeti... Sadece sarsılmaz bir meslek gururu. Zafer’i kurtarmak için içeride zamanla yarışıyordu ama bana attığı o son bakış hâlâ göğsümü sıkıştırıyordu. "Komutanım," dedi arkamdan gelen ses. Dönüp baktım. Üsteğmen Murat elinde iki plastikten karton bardağa koyduğu çayla yanıma yaklaşıyordu. Yüzündeki çamur lekelerini silmişti ama gözlerindeki endişe aynıydı. "İç komutanım, buz gibi oldun. Zafer sağlam çocuktur, atlatacak." Bardağı elinden aldım ama içmedim. Sıcaklığı avcuma yayılırken ameliyathane kapısındaki kırmızı ışığa diktim gözlerimi. "Sivil adamın durumu nasılmış?" "Sürücüyü hemen alt kata, yoğun bakıma almışlar komutanım. Durumu stabilmiş. Zafer ise arabadan iner inmez adama koşmuş... Bizim çocuk her zamanki gibi kendini siper etmiş." "Siper eder tabii," dedim sesimdeki Karadeniz tınısı sertleşirken. "Poyraz Timi’nin adamıdır o. Dağda kurşuna siper olur, yolda sivile siper olur." Tam o sırada koridorun solundaki doktor odasından bir hareketlilik koptu. Şu açık kahve saçlı, gözleri sürekli fıldır fıldır dönen doktor kadın—adının Ecrin olduğunu duymuştum—elinde bir kucak tıbbi malzeme ve serum şişeleriyle ameliyathane tarafına doğru hızlı hızlı yürümeye başladı. Ama adımları o kadar kararsız ve telaşlıydı ki, koridorun ortasındaki ıslak zemini fark edemedi. Topuklu doktor terliği kaydı. Elindeki serum şişeleri ve gazlı bezler havada uçuştu. "Eyvahlar olsun!" diye bağırdı Ecrin, dengesini kaybetmiş bir şekilde doğrudan benim durduğum tarafa doğru bodoslama devrilirken. Refleks işte. Dağda gülle gelse kaçmayan vücut, burada kucak dolusu tıbbi malzemeyle üzerime uçan bir doktoru tutmak zorunda kaldı. Sol elimle Ecrin’in önlüğünün kolundan yakalayıp havada çektim, sağ elimle de düşmek üzere olan serum şişelerinden birini yakaladım. Ecrin gözlerini sımsıkı kapatmış, düşmeyi bekliyordu. Bir saniye sonra açtı gözlerini. Karşısında beni, tepesinde çatık kaşlarımla durduğumu görünce yüzü bembeyaz oldu. "Tövbe bismillah..." diye fısıldadı Ecrin, nefes nefese. "Yüzbaşı Bey... Siz... Ben... Yerler çok kaygan da!" Hemen kolunu bıraktım. Doğruldu, üzerini düzeltti. Yerdeki serum şişeleri etrafa saçılmıştı. Üsteğmen Murat arkada bıyık altından gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. "Doktor Hanım," dedim sesimi olabildiğince düz ve otoriter tutmaya çalışarak. "Hastane koridorunda intikal eder gibi koşturulmaz. Düşüp ayağınızı kırsanız bir de sizinle mi uğraşacak bu acil?" Ecrin gözlerini kocaman açtı, gözlüklerini burnunun üzerine doğru itti. "Ben... Ben ameliyathaneye malzeme yetiştiriyordum! Hem siz niye burada canlı bir anıt gibi tam virajın ortasında duruyorsunuz ki? Rize’nin yolları kaygan diyoruz, hastanesinin koridoru bile virajlı!" Murat daha fazla dayanamayıp hafifçe öksürdü. Ben ise çatık kaşlarımı bir milim bile gevşetmedim. "Malzemelerinizi toplayın Doktor Hanım," dedim yerdeki kutuyu göstererek. "Dilara Hanım içeride bekliyordur." Ecrin hemen eğilip yerdeki serumları toplamaya başladı, bir yandan da kendi kendine söyleniyordu: "Dilara Hanım’mış..…

Bölümün tamamını WritePad'de oku