SİPERDEKİ FIRTINA

5. BÖLÜM: GECE NÖBETİ VE İLK ÇATLAK

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

DİLARA ÖZTÜRK Gece saat üçü vuruyordu. Acil servisin o kesintisiz, uğultulu hareketliliği bir anlığına durulmuş, yerini Karadeniz’in pencerelere vuran sağanak yağmurunun sesine bırakmıştı. İstanbul’daki nöbetlerimde alışkın olduğum o aralıksız şehir gürültüsü burada yoktu; Rize’nin gecesi ya tam bir sessizliğe bürünüyor ya da hırçın bir rüzgârla camları dövüyordu. Doktor odasında, masanın üzerindeki soğumuş papatya çayımın yanında hasta dosyalarını düzenliyordum. Yorgunluktan gözlerim yanıyordu ama zihnim nöbetin başından beri bir türlü yatışmamıştı. Yüzbaşı Metehan Karahanlı... O adamın koridorda Ayşenur’un tepesinde dikilişi, bana o Karadeniz şivesiyle söylediği "Bu dağlar küçüktür... Yollarımız daha çok kesişir" sözü kulaklarımda dönüp duruyordu. Kibirli, dediğim dedik ve etrafındaki herkesi askeri tek bir emre itaat etmek zorunda sanan bir adamdı. Ama aynı zamanda gözlerinde, mesleğine olan o sarsılmaz bağlılığı ve sorumluluk yükünü de görmemek imkânsızdı. Yine de benim acil servisimde kuralları ben koyardım; omzundaki hiçbir rütbe hastane koridorlarında benim sözümün üstüne çıkamazdı. Kapı hafifçe vuruldu ve Ayşenur elinde iki taze çayla içeri girdi. Yüzünde az önceki gerginliğin izleri hâlâ duruyordu. "Dilara... Uyumadın değil mi?" dedi çayı önüme bırakırken. "Uykunun esamesi okunmuyor Ayşenur," dedim çaydan bir yudum alarak. "Ayrıca sen bana açıklama yapacaksın. Koridorda o adamla ne konuşuyordun? Sana bir şey mi söyledi?" Ayşenur hemen karşımdaki sandalyeye oturdu, kollarını kavuşturdu. "Dilara, adama haksızlık ediyorsun. Yüzbaşı Karahanlı sadece ameliyat edilen askerinin durumunu sormaya gelmişti. Sen acilde adama çıkışınca o da karargâhtaki gibi sert tepki verdi, hepsi bu. Ben sadece aradaki gerginliği yumuşatmak istemiştim." "O adam yumuşamaktan ne anlar Ayşenur?" dedim sesimi istemsizce yükselterek. "Gözlerinin içine baktın mı? Gürleyerek konuşmayı, emir vermeyi alışkanlık haline getirmiş. Benim hastanemde bana 'şivenizle tepemde estirmeyin' dedirtmem. Mesafe neyse onu bilecek." Ayşenur hafifçe gülümsedi. "Gözlerinin içine baksaydın, o adamın da kendi adamlarını korumak için çırpındığını görürdün. Tamam, üslubu sert, aşırı gururlu ama buranın insanı böyle Dilara. Bu dağların insanı serttir." "Beni ilgilendirmez," dedim kestirip atarak. "İster dağ adamı olsun ister komutan. Hastanedeyse doktora saygı duyacak." O sırada kapı aniden bodoslama açıldı. Ecrin, beyaz önlüğünün ceplerine ellerini sokmuş, yüzünde felaket habercisi bir ifadeyle içeri daldı. "Kızlar! Acil durum var ama tıbbi değil, ruhsal!" dedi Ecrin kendini koltuğa atarak. Ayşenur'la aynı anda başımızı kaldırdık. "Ne oldu Ecrin?" "Sarı alandaki o çay toplayan teyze var ya... Kadın taburcu olmamak için direniyor. 'Benim torunum Bordo Bereli, sizi ona şikayet ederim' diye tehdit savuruyor! Yemin ederim bu şehirde herkes askere, askeriye de dağlara bağlı. Ben İstanbul’a dönmek istiyorum!" Ecrin'in bu haline dayanamayıp gülümsemeden edemedim. "Ecrin, tansiyonu düşmüşse taburcu et gitsin. Kimi çağırırsa çağırsın." "Ben tek başıma gidemem o teyzenin yanına, Dilara niyetliyse gelsin o tek bir bakışıyla Yüzbaşı’yı durduran iradesini teyzenin üzerinde denesin!" dedi Ecrin takılarak. Tam o sırada koridorda ani bir hareketlilik başladı. Çığlık sesleri olmasa da hızlı koşturma adımları ve sedye tekerleklerinin çıkardığı o tiz ses doktor odasına kadar ulaştı. Nöbetçi hemsirenin sesi hoparlörden duyuldu: "Dr. Dilara Öztürk, acil servis kırmızı alana! Trafik kazası ve çoklu travma!" Saniyeler içinde doktor odasındaki tüm o kişisel gerginlikler ve sohbetler silindi. Önlüğümü düzeltip stetoskopumu boynuma doladım. Ecrin ve Ayşenur da arkamdan fırladı. Professional reflekslerimiz anında devreye girmişti. Kırmızı alana girdiğimde, yağmurdan sırılsıklam olmuş ambulans ekipleri iki ayrı sedyeyi içeri taşıyordu. "Ne durumdayız?" diye bağırdım ilk sedyenin başına geçerek. "Dağ yolunda araç şarampole yuvarlanmış Doktor Hanım!" dedi paramedik nefes nefese. "İlk hasta 40 yaşlarında…

Bölümün tamamını WritePad'de oku