29. BÖLÜM: BEYAZ NÖBET VE FIRTINA YAVRUSU
Yazar: zeynep ay

29. BÖLÜM: BEYAZ NÖBET VE FIRTINA YAVRUSU DİLARA ÖZTÜRK Düzköy’deki o zorlu arama kurtarma operasyonunun üzerinden altı ay geçmişti. Karadeniz, son yılların en sert kışına teslim olmuştu. Rize’nin o yeşil yamaçları, yerini metrelerce sürüklenen bembeyaz bir kar örtüsüne bırakmıştı. Kaçkar Dağları’ndan inen dondurucu rüzgâr, hastanenin çift camlı pencerelerini bile zorluyor, dışarıda göz gözü görmeyen bir tipinin uğultusu yankılanıyordu. Hastane koridorundaki adımlarımı yavaşlatıp elimi refleks olarak karnıma götürdüm. Karnımdaki o belirsiz ama gün geçtikçe varlığını daha çok hissettiren sıcaklık... Yaklaşık üç aylık hamileydim. Bunu henüz Metehan hariç kimse bilmiyordu. Bir hekim olarak vücudumdaki her değişimi milim milim takip ediyordum ama bir kadın ve anne adayı olarak, bu fırtınalı coğrafyanın ortasında bir can taşıyor olmak içimde bambaşka bir cesaret doğuruyordu. "Hocam, kardan kapanan yollar yüzünden ambulanslar merkeze çıkamıyor," dedi hızlı adımlarla yanıma gelen Ayşenur. Elinde acil servis raporları vardı. "Kalkandere ve İkizdere yolları tamamen kilitlendi. İl Sağlık Müdürü paletli ambulansları sevk etti ama tipiden göz gözü görmüyor." "Tamam Ayşenur, sakinimizi koruyoruz," dedim, üzerimdeki beyaz önlüğün önünü ilikleyerek. "Acildeki mevcut yatak kapasitesini iki katına çıkarın. Donma vakaları ve kaza geçirenler için ısıtmalı battaniyeleri hazırlatın. Ben 1. müdahale odasındayım." Tam o sırada telsizden cızırtılı bir ses yükseldi. Acil servisin ana masasındaki telsiz görevlisi hızla bana işaret etti. Ahizeye koştum. "Dr. Dilara Öztürk dinlemede." "Doktor Hanım, burası Rize İl Jandarma Karargâhı," dedi telsizdeki ses. Rüzgâr uğultusu cızırtılara karışıyordu. "Poyraz Timi, İkizdere geçidinde mahsur kalan sekiz kişilik bir yolcu minibüsünü kurtarmak üzere bölgede. Ancak geçitte çığ tehlikesi var. Yüzbaşı Karahanlı, yaralılar arasında durumu ağır olan bir hamile kadının olduğunu bildiriyor. Köy yolu kapalı olduğu için askeri Skorsky helikopteri havalandırıldı, yaralıyı doğrudan hastanenin piste getirecekler!" Nefesim bir anlığına kesildi. Metehan... O tipi ve çığ tehlikesinin tam ortasındaydı. "Anlaşıldı Karargâh!" dedim, sesimi toparlayarak. "Helikopter pistini derhal kar kütlelerinden temizletin! Cerrahi ekibi ve kadın doğum uzmanını piste sevk ediyorum!" Ahizeyi yerine koyduğumda elim karnıma gitti. "Baban yine dağda bir canın peşinde ufaklık," dedim fısıltıyla. "Şimdi sıra bizde." METEHAN KARAHANLI İkizdere Geçidi’nde hava, cehennemin beyaz haliydi. Göz gözü görmeyen fırtınada tipi, yüzümüze batan binerce küçük iğne gibi saplanıyordu. Bordo berem karla kaplanmış, askeri kaskımın vizörü buğulanmıştı. Belime kadar batan karın içinde, Poyraz Timi ile birlikte şarampole kaymış minibüsün etrafında siper almıştık. "Komutanım! Halatı minibüsün aksına bağladım!" diye bağırdı Murat Üsteğmen. Tipinin gürültüsü sesleri yutuyordu. "Çocuklar, kadını dikkatli çıkarın!" dedim, karda zar zor ilerleyerek. "Aşırı kanaması var, şoka girmek üzere!" Minibüsün içinden çıkardığımız 25 yaşlarındaki köylü kadını, askeri parkama sarıp kucağıma aldım. Kadın acıyla inliyor, soğuktan morarmış dudaklarıyla dua ediyordu. "Dayan hemşerim," dedim, karda adım adım helikopterin inebileceği düzlüğe doğru tırmanırken. "Seni Rize’ye, Türkiye’nin en iyi doktoruna yetiştireceğim. O seni de, bebeğini de bu dağlara bırakmaz!" Rüzgârı yara yara yaklaşan Skorsky’nin pervane sesleri vadide yankılandı. Helikopter tipinin ortasında, kar kütlelerini savurarak tek tekerlek üstünde kayalığa yaklaştı. "Zafer! Murat! Yaralıyı helikoptere sabitleyin!" Kadını ve diğer üç hafif yaralıyı helikoptere bindirdikten sonra ben de içeri fırladım. Pervaneler gürültüyle dönmeye devam ederken helikopter Rize merkeze doğru havalandı. Helikopterin içindeki askeri telsizden hastane pistiyle temas kurdum. "Poyraz Komutanı konuşuyor! Hastane pisti hazır mı?" Telsizden o bildiğim, hayatımı adadığım ses yükseldi. Tipinin ve pervanelerin gürültüsünü silip atan o duru ses... "Pist temizl…