27. BÖLÜM: HORON SESLERİ VE DAĞLARIN DÜĞÜNÜ
Yazar: zeynep ay

27. BÖLÜM: HORON SESLERİ VE DAĞLARIN DÜĞÜNÜ DİLARA ÖZTÜRK Parmağımdaki o ince, mavi kardelen motifli yüzüğün parıltısı, Rize’nin sabah güneşi altında gözlerimi alıyordu. Evlilik teklifinin üzerinden bir ay geçmişti. Bir ay boyunca hem Karadeniz’in o bitmek bilmeyen arazi hareketliliği hem de hastanedeki yoğun nöbet temposu arasında mekik dokumuştuk. Ancak bugün, Rize Devlet Hastanesi’nin acil servisi de Poyraz Timi’nin karargâhtaki nizamiyesi de bambaşka bir telaşın ortasındaydı. "Dilara Hocam, vallahi rüya gibi!" dedi Ayşenur, elindeki gelinlik duvağını düzeltirken. "İstanbul’dan Rize’ye tayinin çıktığında 'Ben o sert dağlarda yapamam' diyordun. Şimdi Karadeniz’in en korkusuz bordo bereli yüzbaşısına gelin oluyorsun!" Aynadaki yansımama baktım. Üzerimdeki sade, zarif, dantel işlemeli gelinlik ve başımdaki o ince duvak... Hayatım boyunca kendimi hep steril ameliyathanelere, yeşil önlüklere ve neşterlere ait hissetmiştim. Ama şimdi, aynada gördüğüm kadın sadece bir cerrah değil; kalbini bir vatan sevdalısına adamış, fırtınanın ortasında kendi huzurunu bulmuş bir kadındı. "Kısmet Ayşenur," dedim gözlerim dola dola. "İnsan kaderinden kaçamıyor. O gün o acil servise kanlar içinde girdiğinde başladı her şey... Ben onun yaralarını saracağımı sanıyordum, meğer o benim ruhumdaki yalnızlığı saracakmış." Tam o sırada dışarıdan devasa bir klakson sesi ve tulum melodisi yükselmeye başladı. Tüt-tüt-tüt! Poyraz Timi’nin askeri cipleri, süslenmiş gelin arabasının arkasında konvoy oluşturmuş, Rize sokaklarını inlatıyordu. Tulumun o kıvrak, coşkulu sesi hastane lojmanlarının bahçesini doldururken heyecandan kalbim boğazımda atmaya başladı. Kapı vuruldu ve içeriye başhekimle birlikte Poyraz Timi’nin neşeli üsteğmeni Murat girdi. "Doktor Hanım... Yani Yenge!" dedi Murat, göğsünü kabartarak. "Komutanım aşağıda. Valla Karadeniz böyle heybetli damat görmedi. Ama emri var, 'Gelinimi bir saniye bile bekletmeyin' diyor!" Gülümseyerek duvağımı indirdim. "Gidelim o zaman Üsteğmen. Yüzbaşı’yı fazla bekletmeye gelmez." METEHAN KARAHANLI Lojmanın bahçesinde, üzerimdeki jilet gibi duran koyu lacivert damatlık ve göğsümdeki madalyalarımla duruyordum. Etrafımda Poyraz Timi’nin çocukları, karargâhtan gelen subaylar, hastane personeli ve Rize’nin yerli halkı toplanmıştı. Tulumcu elindeki tulumu öyle bir üflüyordu ki, Kaçkar Dağları yankılanıyordu. Ama benim gözüm sadece o merdivenlerin başındaydı. Ve kapı açıldı. Dilara, duvağının altındaki o büyüleyici güzelliğiyle merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Beyaz gelinliğinin etekleri rüzgârda süzülürken, zaman benim için bir kez daha durdu. Sınırdaki roket sesleri, dağlardaki pusu geceleri, göğsümdeki dikişlerin sızısı... Bütün o zorlu geçmiş, onun bana doğru attığı her adımda silinip gitti. Merdivenlerin dibine geldiğinde elini uzattı. Narin, sıcak parmaklarını nasırlı avucumun içine aldım. "Çok güzel olmuşsun Dilara," dedim, sesimdeki o pes tonun titremesine engel olamayarak. "Bu dağlar böyle bir zarafet görmedi." Dilara duvağının altından gözlerimin içine baktı. Gözlerindeki o yeşil derinlik, Karadeniz’in en sakin koyundan bile daha huzurluydu. "Sen de çok heybetli duruyorsun Yüzbaşı," dedi fısıltıyla. "Poyraz Timi’nin komutanı olduğuna şimdi tam ikna oldum." "Komutanlık bitti Doktor," dedim kulağına eğilerek. "Bugünden sonra bu fırtınalı adamın tek bir komutanı var, o da sensin." DİLARA ÖZTÜRK Düğün, Ayder Yaylası’nın eteğindeki açık alanda, gökyüzünün altında kurulmuş devasa bir Karadeniz şöleni gibiydi. Cevdet Albay nikah şahidimiz olmuştu. İmzalar atılıp "Evet!" seslerimiz dağlarda yankılandığında, Poyraz Timi’nin havaya sıktığı kurusıkı mermiler ve patlayan konfetiler geceyi aydınlattı. Gecenin ilerleyen saatlerinde tulumun ritmi hızlandı. Karadeniz düğünü demek, horon demekti. "Hayde bakalım! Horona!" diye bağırdı Murat Üsteğmen. Metehan elimden tutup beni halkanın ortasına çekti. Bir yanımda o, diğer yanımda Ayşenur ve timin diğer üyeleri... Omuz omuza verdik. Bordo bereliler, doktorlar, hemşireler, Rize…