SİPERDEKİ FIRTINA

24. BÖLÜM: ATEŞ KESMEYEN SEVDALAR

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

24. BÖLÜM: ATEŞ KESMEYEN SEVDALAR DİLARA ÖZTÜRK Müdahale odasındaki o birkaç dakikalık sessizlik, hayatım boyunca sığındığım en güvenli, en huzurlu limandı. Metehan’ın göğsünün ritmik bir şekilde kalkıp inişi, boynuma vuran sıcak nefesi ve belimi saran o güçlü kolları... Dışarıdaki dünya acımasızca dönmeye devam ediyordu belki ama bu dört duvar arasında zaman adeta durmuştu. Başımı yavaşça omzundan kaldırıp gözlerinin içine baktım. Koyu kahverengi gözlerinde hâlâ o gecenin yorgunluğu ve çamuru vardı ama o bakışların ardındaki sadakat, her türlü yorgunluğu örtecek kadar parlaktı. "Pansumanını yenilemem lazım Yüzbaşı," dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "Ayrıca ıslak kıyafetlerle kalırsan zatürre olacaksın. Bu gidişle ameliyat yarasından değil, soğuk algınlığından yatıracağım seni servise." Metehan hafifçe güldü. O göğsünden gelen pes kahkaha oda içerisinde yankılandı. "Sen nasıl emredersen Doktor Hanım. Ama bil ki ben o soğuk koğuşlarda değil, senin gözlerindeki o sıcaklıkta iyileşiyorum." "Çok konuşma da dur sabit," dedim, yanaklarımın ısınmasını gizlemeye çalışarak. Steril gazlı bez ve yeni sargı beziyle yarayı dikkatle kapattım. Cildinin üzerindeki her bir çizgiye, ameliyatımın bıraktığı o pembe yara izine hürmetle dokundum. Bu adam, bu vatanın kalesiydi; ama o kalenin anahtarı artık tamamen benim ellerimdeydi. Pansumanı bitirdikten sonra dolaptan yedek bir yeşil ameliyat gömleği çıkarıp ona uzattım. "Kendi askeri kıyafetlerin kuruyana kadar bunu giyeceksin. Başka alternatifin yok." Metehan yeşil gömleğe bakıp kaşlarını kaldırdı. "Ula Dilara... Beni rütbeli yüzbaşı halimle yeşil ameliyat önlüğüne muhtaç ettin ya, Poyraz Timi görse maskara oluruz." "Hiç de bir şey olmaz," dedim çenemi dikleştirerek. "Ayrıca burada komutan benim, unuttun mu?" Metehan gömleği sırtına geçirirken gözlerini gözlerimden ayırmadı. "Unutmak ne mümkün Doktor... Sen benim hayatımın en güzel komutanısın." METEHAN KARAHANLI Sabahın ilk ışıkları Rize’nin dağlarına vururken, üzerimdeki yeşil doktor gömleği ve kuruyan askeri pantolonumla acil servisin bahçesindeki bankta oturuyordum. Elinde iki karton bardak sıcak çayla Dilara yanıma geldi. Yeşil eşarbının üzerine vuran sabah güneşi, yüzündeki o yorgun ama bir o kadar da büyüleyici güzelliği ortaya çıkarıyordu. Bir bardağı bana uzatıp yanıma oturdu. "Nöbetin bitti mi?" diye sordum, çaydan bir yudum alarak. "Gündüz ekibi geldi, devrettim," dedi Dilara, başını hafifçe geriye atıp gökyüzüne bakarak. "Uzun bir geceydi." "Benim yüzümden..." "Senin yüzünden değil Metehan," dedi çabucak bana dönerek. "Sen görevini yaptın. İnsanları o uçurumdan kurtardın. Ben sadece... Senin için endişelenmeyi öğreniyorum. Bu benim için yeni bir duygu." Sağ elimi uzatıp onun bankın üzerinde duran elini kavradım. Parmaklarımızı birbirine kenetledim. "Bu duygu ikimiz için de yeni Dilara," dedim, sesimdeki Karadeniz şivesi koyulaşarak. "Ben ömrüm boyunca sadece dağları, kurşunları, vatanı bildim. Bir kadının gözlerine bakıp 'Ben buraya aitim' diyeceğimi hiç düşünmezdim. Ama sen bu sert adama bir kalp verdin." Dilara gözlerimin içine baktı. Gözbebeklerinde titreşen o ışık, paha biçilemezdi. Tam o sırada bahçe kapısından içeri giren bir askeri cip göründü. Cipten inen Murat Üsteğmen ve Demir Astsubay hızla bize doğru yürüdüler. Murat, beni üzerimdeki yeşil ameliyat gömleğiyle görünce dudaklarını ısırıp gülmemek için kendini zor tuttu. "Komutanım!" diyerek selam durdu Murat. "Cevdet Albay karargâhtan aradı. Şarampole kayan sivillerin sağlık durumu iyiymiş, teşekkür mesajı ilettiler. Ancak..." "Ancak ne Murat?" dedim ayağa kalkarak. Murat’ın yüzündeki o oyuncu ifade anında ciddileşti. Dilara’ya kısa bir bakış atıp bana döndü. "Güney sınırında hareketlilik var komutanım. Sınır ötesi operasyon için Poyraz Timi’ne hazır ol emri verildi. İki gün içinde intikal başlayabilir." Bahçedeki o tatlı sabah sessizliği bir anda buz kesti. Dilara’nın elindeki çay bardağının hafifçe titrediğini gördüm. Ayağa kalktı, yüzü anında soldu. Ama o gururlu, di…

Bölümün tamamını WritePad'de oku