SİPERDEKİ FIRTINA

22. BÖLÜM: BEYAZ VE AL SANCAK

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

22. BÖLÜM: BEYAZ VE AL SANCAK DİLARA ÖZTÜRK Ameliyathanenin steril ışıkları altında, bu kez paniğin yerini sarsılmaz bir cerrahi sükûnet almıştı. Metehan masada genel anestezi altında değil, lokal anestezi ve hafif sedasyon eşliğinde yatıyordu. Sol göğsündeki dikişler, Yüksek Tepe’deki o amansız pusu sırasında göğüs kasının aşırı gerilmesi nedeniyle katlar arasından açılmış, ancak çok şükür ki derin organ yaralanması veya iç kanamaya yol açmamıştı. Yüzeyel dokudaki kanamayı koterle durdururken, o sarsılmaz adamın gözleri açık bir şekilde tavanı ve ara sıra beni izliyordu. "Biraz canın yanabilir," dedim, elime aldığım portagüven ucuna cildin yapısına uygun sentetik dikiş ipini yerleştirirken. Sesim her zamankinden daha yumuşak, ama bir o kadar kararlıydı. "Lokal anestezik etki etti ama yine de hissettiğin an söyle." Metehan’ın dumanlı, yorgun bakışları doğrudan gözlerime kilitlendi. Dudaklarının kenarında hafif, mağrur bir tebessüm belirdi. "Dağda doçka mermisi sıyırırken ses etmedim Doktor," dedi, sedasyonun verdiği o alçak, pes tonla. "Senin o narin ellerinin attığı dikiş ancak şifa olur, can yakmaz." "Çok konuşup da göğüs kafesini oynatma Yüzbaşı," dedim hafifçe çenemi dikleştirerek. "Bir daha bu dokuları dikmek zorunda kalırsam, seni o karargâha hiç göndermem. Hastane odasına kilitlerim." "Beni kilitlediğin yer senin yanın olsun da..." dedi fısıltı gibi bir sesle. "...varsın zindan olsun." Ameliyathanedeki hemşireler ve Dr. Ecrin birbirlerine bakıp gülümsediler. Yüzümün ısındığını hissettim ama bozuntuya vermeden ilk düğümü attım. Parmaklarımın hakimiyeti kusursuzdu. Her dikişte, onun göğsüne sadece cerrahi bir iplik değil; aramızdaki o sarsılmaz bağı, sadakati ve kenetlenmeyi kazıyordum. Ameliyat yaklaşık kırk dakika sürdü. Açılan alan tamamen temizlendi, dezenfekte edildi ve estetik dikişle kapatılarak üzeri baskılı pansumanla örtüldü. Eldivenlerimi çıkarıp çöp kovasına attığımda derin bir nefes aldım. Metehan yatakta doğrulmaya çalışınca hemen omzundan tutup engel oldum. "Kımıldamak yok," dedim ciddi bir ifadeyle. "Bu gece gözümün önündesin. Seni servise değil, doğrudan müşahede odasına alıyorum. Poyraz Timi de aşağıda bekliyor, hepsine evlerine gitme emri verdim ama beni dinleyen kim..." Metehan gözlerini gözlerimden ayırmadan sağ elini uzattı ve bileğimi kavradı. Dokunuşu fırtına sonrası dinginleşmiş bir deniz gibi sıcacıktı. "Sağ ol Dilara," dedi ilk defa bu kadar yalın ve içtenlikle. "Hem benim için, hem de çocukları o dağdan sağ salim çıkarmama vesile olan o inancın için." Elimi elinin altından çekmedim. Eğilip alnına hafif, tüy gibi bir öpücük kondurdum. Steril ortam, hastane kuralları ya da unvanlar... Hiçbiri o an umurumda değildi. "Sen sağ ol Yüzbaşı," dedim fısıltıyla. "Bana bu fırtınanın ortasında yaşama hissini verdiğin için." METEHAN KARAHANLI Üç gün sonra. Rize Karargâhı’nın ana bahçesinde, sabah güneşinin altında dev bir tören düzenleniyordu. Yüksek Tepe operasyonunda gösterdiği üstün başarı, sıfır zayiatla görev tamamlama ve bölgedeki mühimmat deposunu imha etme başarısından dolayı Poyraz Timi’ne ve şahsıma Tugay Komutanlığı tarafından başarı madalyası takdim edilecekti. Bahçede tüm tabur sıralanmıştı. Göğsümde jilet gibi duran tören üniformam, başımda bordo berem ile en önde dimdik duruyordum. Sol göğsümdeki dikişler artık canımı yakmıyordu; zira o dikişlerin arkasında atan kalp, artık sadece vatan için değil, o vatanı güzelleştiren bir kadın için de atıyordu. Tören alanının hemen sağ tarafındaki protokole gözüm kaydı. Cevdet Albay’ın yanında, şık siyah mantosu ve başına zarifçe örttüğü koyu yeşil krep eşarbıyla Dr. Dilara Öztürk duruyordu. Yanında Dr. Ayşenur ve Başhekim de vardı. Dilara’nın gözlerindeki o gurur dolu bakış, üzerimdeki üniformadan daha ağırdı, daha değerliydi. "Poyraz Tim Komutanı Yüzbaşı Metehan Karahanlı öne çıksın!" Gür bir sesle "Emredersiniz komutanım!" diyerek üç adım öne çıktım. Postallarımın beton zeminde çıkardığı sert ses bahçede yankılandı. Tugay Komutanı öne çıkıp göğsüme al…

Bölümün tamamını WritePad'de oku