SİPERDEKİ FIRTINA

19. BÖLÜM: ZİRVEDEKİ SIS VE DUMAN

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

19. BÖLÜM: ZİRVEDEKİ SIS VE DUMAN DİLARA ÖZTÜRK Masamın üzerindeki küçük kırmızı kutu açık duruyordu. Parmak uçlarım, kutunun içindeki o kurutulmuş mavi dağ kardeleninin pürüzsüz yapraklarında gezindi. Rize State Hospital’ın cerrahi servisindeki sıradan, tıbbi kokularla kaplı odam, bu küçücük dağ çiçeği sayesinde birdenbire Kaçkarlar’ın o sert, mağrur havasıyla dolmuş gibiydi. "Sadece en sert rüzgârların estiği yüksek zirvelerde yetişir... Tıpkı senin gibi." Metehan’ın bu sözleri zihnimde yankılandıkça göğsümün ortasında ritmik, ilginç bir sıcaklık yayılıyordu. İstanbul’daki o steril, elit ve mesafeli hayatımı geride bırakıp bu fırtınalı memlekete adım attığım ilk günü düşündüm. Buraya sadece mesleğimi yapmaya, mecburi hizmetimi tamamlayıp dönmeye gelmiştim. Ama şimdi... Şimdi bir adam, göğsündeki taze ameliyat iziyle, gözlerimin içine bakarak bütün planlarımı altüst ediyordu. "Hocam?" Kapının tıklatılmasıyla irkilip elimi kutudan çektim. İçeri giren Dr. Ecrin’di. Nöbet devralmak için elinde dosyalarla gelmişti. "Gelebilirsin Ecrin," dedim çabucak kutunun kapağını kapatıp masanın kenarına çekerek. "Bütün hastaların vizit kartlarını güncelledim. 304 numaralı odadaki Yüzbaşı Karahanlı taburcu oldu biliyorsun, evrakları tamamlandı. Diğer üç vakayı da serviste takip edersiniz." Ecrin masanın üzerindeki kırmızı kutuya kaçamak bir bakış attı, sonra gözlerini bana çevirip hafifçe gülümsedi. "Hocam, Yüzbaşı çıkarken neşesi hayli yerindeydi. Servisteki bütün hemşirelere ve personele baklava yaptırmış. 'Doktor Hanım sayesinde hayattayım, ağzınız tatlansın' demiş." Dudaklarımı birbirine bastırıp ciddiyetimi korumaya çalıştım. "Ula Metehan..." demek geçti içimden. Adam koskoca servisi kendi karargâhına çevirmişti sanki. "Gereksiz bir jest," dedim profesyonel görünmeye çalışarak. "Biz sadece görevimizi yaptık. Neyse, ben çıkıyorum. Bir şey olursa ararsınız." "İyi akşamlar Dilara Hocam," dedi Ecrin. "Şey... Havanın durumuna baktınız mı bilmiyorum ama akşam saatlerinde Pokut ve Elevit taraflarında ciddi bir sis ve fırtına bekleniyor. Yola çıkacaksanız dikkat edin." "Teşekkür ederim Ecrin, aklımda olsun." Hastaneden çıkıp lojmana ulaştığımda saat altıya geliyordu. Evin içine giren loş ışık, dışarıdaki havanın nasıl kararmaya başladığının habercisiydi. Pencereden baktığımda, Rize’nin o meşhur, dağların tepesinden vadiye doğru bir çığ gibi inen kesif sisini gördüm. Yeşil çay bahçeleri bütünüyle dumanın altında kalıyor, göz gözü görmez bir hal alıyordu. İçerideki ahşap mutfağa geçtim. Bakır demliğe Kaçkar yaylalarından toplanmış taze çay yapraklarını koyup suyu kaynatmaya başladım. Metehan "O çayı sen ısmarlayacaksın" demişti. Sözümü tutacaktım. Üzerimdeki doktor kıyafetlerini çıkarıp kot pantolonumu ve kalın, taba rengi boğazlı kazağımı giydim. Saçlarımı toplayıp mürdüm rengi yerine bu kez koyu yeşil, yumuşak bir şal ile örttüm. Aynaya baktığımda karşımdaki kadının artık İstanbul’daki o yalnız, soğuk cerrah olmadığını fark ettim. Gözlerimde başka bir ışık, Karadeniz’in o yeşil nehirleri gibi durulan ama altından güçlü bir akıntı geçen bir derinlik vardı. Tam o sırada kapı çaldı. İki el pat pat vurulmuştu kapıya. Kalbim tek bir an durdu, sonra hızla atmaya başladı. Termos bardağa doldurduğum taze demlenmiş çayı yanıma alıp kapıya yürüdüm. Kapıyı açtığımda karşımda duran adam, zihnimdeki bütün senaryoları bir anda silip attı. Metehan Karahanlı, sivil kıyafetleriyle karşımdaydı. Üzerinde siyah boğazlı bir kazak, üzerine geçirdiği taba rengi deri bir ceket ve altındaki koyu renk pantolonuyla heybeti odanın koridorunu dolduruyordu. Şaçları hafifçe ıslanmıştı; dışarıdaki çiseleyen yağmurun damlaları kazağının omuzlarına yapışmıştı. Gözlerinde ise o dağ fırtınasının ortasında yanan tek fenerin ışığı vardı. "Hazır mısın Doktor Hanım?" diye sordu. Sesi, Rize’nin o nemli, serin havasını yırtan bir sıcaklıkla döküldü dudaklarından. "Hazırım Yüzbaşı," dedim, elimin altındaki termos bardağı göstererek. "Çay da hazır." Metehan’ın bakışları termosa, ardından…

Bölümün tamamını WritePad'de oku