18. BÖLÜM: MAVİ VE YEŞİLİN KESİŞTİĞİ YER
Yazar: zeynep ay

18. BÖLÜM: MAVİ VE YEŞİLİN KESİŞTİĞİ YER DİLARA ÖZTÜRK Cerrahi servisin doktor odasındaki aynanın karşısında dikilirken, eldivenlerimi kutusuna atıp mürdüm rengi krep eşarbımın iğnesini düzelttim. Saat sabahın dokuzunu gösteriyordu. Masamın üzerinde duran vizit dosyasını kucağıma alırken göğsümün ortasında ritmik bir baskı hissediyordum. Gece 304 numaralı odada yaşanan o an... Elinin elimin üzerine dokunuşu, "Asker sözü" derken gözlerindeki o karanlık ama yakıcı samimiyet... Zihnim bir hekim disipliniyle çalışmayı reddediyor, sürekli o birkaç dakikalık sessizliğe geri sarıyordu. "Dilara, pansuman tepsisi hazır," dedi Ayşenur kapıdan başını uzatarak. Yüzündeki o manidar tebessümü gizleme gereği bile duymuyordu. "Yüzbaşı Karahanlı’nın odasına geçiyoruz değil mi? Şey... Poyraz Timi’nin kalan üyeleri de içerideymiş bu arada." "Gelsinler Ayşenur," dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Biz işimize bakarız. Odada çok kalabalık yapmalarına izin vermeden pansumanı bitirip çıkarız." Ayşenur arkamdan gelirken fısıldadı: "Tabii canım, kesin sadece pansuman yapıp çıkarsın. Adam gece yoğun bakımdan servise alındığından beri gözünü kırpmamışsın, hastanedeki nöbetçi hemşireler bile aranızdaki çekimi konuşuyor." Durup Ayşenur’a sert bir bakış attım. "Ayşenur, ben onun cerrahıyım. Adam ölümden döndü. Gösterdiğim hassasiyet tamamen mesleki." "Hadi oradan Dilara," dedi Ayşenur gülerek. "Mesleki hassasiyetmiş! Sen hangi hastanın elini tutup 'İyileşin Yüzbaşı' diye fısıldadın şimdiye kadar?" Cevap vermedim. Çenemi dikleştirip 304 numaralı odanın kapısına doğru yürüdüm. Kapıyı iki kez vurup içeri adım attım. Odadaki manzara tam bir kışla koğuşunu andırıyordu. Üsteğmen Murat, Astsubay Demir ve Başçavuş Samet yatağın etrafında dizilmiş, Metehan’a karargâhtaki son gelişmeleri anlatıyorlardı. Metehan ise üzerinde siyah bir askeri tişört, yatakta yarı oturur vaziyette onları dinliyordu. İçeri girdiğimiz an odadaki bütün konuşma kesildi. Askerler bir anda çekidüzen verip esas duruşa yakın bir pozisyon aldılar. Metehan’ın gözleri anında beni buldu. O koyu kahverengi bakışlarında geceki loş ışığın bıraktığı yumuşaklıktan ziyade, yine o bildiğim gururlu, meydan okuyan ama bu kez derininde sadakat barındıran bir ışık vardı. "Günaydın Yüzbaşı," dedim, vizit dosyasını yatağın ayağındaki bölmeye bırakarak. "Görüyorum ki odanız yine ziyaretçi akınına uğramış." "Günaydın Doktor Hanım," dedi Metehan. Sesi dün geceye göre çok daha güçlü ve pürüzsüz çıkıyordu. "Bizim çocuklara söz geçiremiyorum, komutanlarını yalnız bırakmak istemiyorlar." Üsteğmen Murat öne fırladı. "Biz hemen çıkıyoruz Dilara Hocam! Pansuman saati gelmiş zaten, sizi işinizden alıkoymayalım." Murat diğerlerine işaret etti. Demir ve Samet hızla kapıya doğru yöneldi. Murat odadan çıkarken Ayşenur’a bakıp hafifçe gülümsedi, Ayşenur da gözlerini kaçırarak karşılık verdi. Kapı kapandığında odada sadece ben, Metehan ve pansuman tepsisini tutan Ayşenur kaldık. "Ayşenur, tepsiyi masaya bırakıp dışarıda bekleyebilirsin. Ben hallederim," dedim. Ayşenur tepsiyi bırakıp "Kolay gelsin Hocam," diyerek odadan çıktı. Odanın kapısı kapandığı an aramızdaki o görünmez gerilim yeniden belirdi. Metehan’a doğru bir adım attım. Steril eldivenlerimi çırparak giydim. "Yatağı hafifçe geriye yatırmam gerekiyor," dedim. "Nasıl istersen Komutan," dedi Metehan, dudaklarının kenarı o sinir bozucu şekilde kıvrılarak. Gözlerimi devirdim ama bir şey söylemedim. Yatağın kumandasıyla açısını ayarladıktan sonra ona doğru eğildim. Siyah tişörtünü sıyırması gerekiyordu. "Tişörtü çıkarmanız lazım Yüzbaşı," dedim. Metehan tek eliyle tişörtün etetiğinden tuttu ama sol omzundaki ve göğsündeki sızı nedeniyle hareket etmekte zorlandı. Yüzü hafifçe buruştu. "Bırakın, ben yardım edeyim," dedim hemen öne atılarak. Eğilip tişörtün kumaşını dikkatle yukarı doğru sıyırdım. Ellerim, onun geniş, kaslı göğsüne ve sıcak tenine çok yakın duruyordu. Nefesi yüzüme vuruyordu. Tişörtü başından çıkarıp kenara bıraktığımda, ameliyat ettiğim o der…