BÖLÜM 7: TOPRAĞA DÜŞEN GÖLGE
Yazar: zeynep ay

BÖLÜM 7: TOPRAĞA DÜŞEN GÖLGE [Metehan'ın Anlatımından] Rize Kışlası’nın ana nizamiye kapısından içeri girdiğimizde, Karadeniz’in o tanıdık nemli havası ciğerlerime doldu. Haftalardır sınır ötesinde, tozun, barutun ve kayalıkların arasında nöbet tuttuktan sonra kendi memleketinin toprağına basmak insana garip bir ağırlık yüklüyordu. Askeri otobüs kışla bahçesinde durduğunda timdekiler helalleşip eşyalarını toplamaya başladı. Sedat Abi’nin gözlerinin içi gülüyordu. Cebinden yine o yıpranmış fotoğrafı çıkarıp baktı, sonra bana döndü. "Kaptan," dedi heyecanla. "Hatice ile bizim sıpa Ömer nizamiyenin dışındaki lojman parkındalarmış. Ben hemen yanlarına geçiyorum. Sen ne yapıyorsun? Anamın yanına geçmeyecek misin?" "Geçeceğim Sedat Abi," dedim sırt çantamı omuzlarken. "Önce Kışla Komutanına rapor vereyim, sonra eve uğrarım." "Tamamdır komutanım. Bak, Hatice dedi ki Ayla kızımız da Asiye Anama yardıma gitmiş bugün. Bir ihtiyacı var mı yok mu göz kulak olurlar." Adı yine pat diye düştü ortalığa. Ayla... Başımı hafifçe öne eğdim. "Tamam Sedat Abi, sağ olasın." Kışladaki resmi işlemleri bitirip sivil kıyafetlerimi giydikten sonra patika yoldan bizim ahşap eve doğru yürümeye başladım. Hava kararmak üzereydi. Rize’nin üstüne çöken sis, çay bahçelerinin üzerine tül gibi serilmişti. Botlarımın altındaki çakıl taşlarının sesi, içimdeki o tuhaf huzursuzluğa eşlik ediyordu. Aramızdaki o mesafe... Benim çelik gibi sert duruşum, onun o mahcup ve iffetli halleri... Ev bahçesinin kapısına yaklaştığımda durdum. Çardakta bir karaltı vardı. Şalına sıkıca sarınmış, elindeki küçük ahşap tespihi taneleri tek tek çekerek dışarıdaki sisi izleyen o kız... Ayla. Adımlarımı yavaşlattım. Bahçe kapısının demiri gıcırdadığında başını hızla o tarafa çevirdi. Göz göze geldik. O an zaman Karadeniz’in ortasında bir taka gibi sallandı ve durdu. Bakışlarındaki o anlık şaşkınlık, yerini derin bir nefese ve hafif bir rahatlamaya bıraktı. Yüzü hafifçe kızardı, bakışlarını hemen yere, çardağın ahşap zeminine indirdi. Sıkıca tuttuğu tespihi kucağına sakladı. Çardağa doğru birkaç adım attım ama aramızdaki o edep sınırını ihlal etmemek için üç adım geride durdum. Başımı hafifçe eğdim. "Hayırlı akşamlar Ayla Hanım." Sesim, haftalardır emir vermekten pürüzlenmiş, yorgun bir tondu. Ama 'Ayla Hanım' derken sesimdeki o sertliği yumuşatmaya çalışmıştım. "H-hayırlı akşamlar Metehan Bey," dedi kısık bir sesle. Ayağa kalktı ama gözlerini gözlerime kaldırmadı. "Hoş geldiniz. Kazasız belasız dönmüşsünüz, çok şükür." "Çok şükür," dedim duruşumu dikleştirerek. "Annem içeride mi?" "Evet, Asiye teyze mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu. Ben de... Ben de teyzeme yardım etmek için gelmiştim." "Sağ olasın. Babandan sonra... Bir eksiğin, bir sıkıntın yoktur inşallah? Annemgil bir kusur etmiyordur?" Ayla başını yavaşça kaldırdı. Zümrüt yeşili gözlerinde anlık bir fırtına koptu sanki. O gözlerde hem derin bir yetimlik acısı hem de bana karşı duyduğu o tarifsiz, dile dökülmeyen saygı vardı. "Tövbe deyin Metehan Bey," dedi sesi titreyerek. "Asiye teyze bana ana gibi davranır. Hiçbir eksiğim yok, Allah razı olsun. Siz... Siz dağlardayken dualarımız hep sizinleydi. Sedat Abinin ailesi de çok iyiler." 'Dualarımız hep sizinleydi' derken 'dualardaydın' demek istediğini sezebiliyordun. Ama ikimiz de o edep çizgisini aşmayacak kadar edep sahibiydik. O benim mahallemin yetimi, vatanın bana bir emanetiydi; ben ise sınırda nöbet tutan bir Bordo Bereliydim. "Eksik olmayın," dedim, gözlerimi onun gözlerinden ayırıp bahçedeki çay çalılarına dikerek. "Bir askerin en büyük zırhı arkasında edilen temiz dualardır. Hakkınızı helal edin." "Helal olsun..." dedi fısıltıyla. "Siz de helal edin." İçeriye doğru yürüdüm. Kapının eşiğinde durup arkama bakmadım. Çünkü bakarsam, o yeşil şallı kızın gözlerindeki hüznün beni dağlara dönmekten alıkoyacağından korkuyordum. [Ayla'nın Anlatımından] Metehan Bey içeri girdiğinde çardaktaki ahşap banka yavaşça oturdum. Kalbimin atışı göğüs kafesimi dövüyordu. Gelmşti. Sağ salim, sap…