BÖLÜM 58: ZİFİRİ TÜNELLER VE YÜREKTEKİ SON SİPER
Yazar: zeynep ay

BÖLÜM 58: ZİFİRİ TÜNELLER VE YÜREKTEKİ SON SİPER [Metehan'ın Anlatımından] Saat 07:20. 60. Bölge ana sığınağının beton kapısı. Mağara girişinden içeri süzülen cılız şafak ışığı, tünelin ilk on metresinden sonra yerini kapkara, nemli ve yoğun bir barut dumanına bırakıyordu. Beton duvarlardan sızan soğuk su damlaları, zemindeki kayalıklarla birleşip çamurlaşmış; atılan her adımda askeri botlarımızın altında ağır bir hışırtı çıkarıyordu. İçerideki havanın sıcaklığı, dışarıdaki eksi yirmi derecelik ayazdan farklıydı; burası patlayan el bombalarının, atılan roketlerin ve yanan mühimmatın ısısıyla kavrulan mühürlü bir fırın gibiydi. "Bordo-1, emrinizdeyiz Kaptan," dedi Sedat Abi. Sesindeki çelik ton, tünelin beton duvarlarında fısıltı halinde yankılandı. "Fenerleri yakmayın," dedim, sesimi en alt frekansa düşürerek. Gece görüş cihazlarımızın yeşil dalga boyunda tünelin derinlikleri açığa çıkıyordu. "Tünel ikiye ayrılıyor. Mustafa, Burak... Siz sol koridoru tutun, ana jeneratör odasına girmelerine izin vermeyin. Sedat Abi, Yasin... Benimle ana komuta sığınağına." Sol omzumdaki taze dikişler, Hakurk’tan beri süregelen o amansız zorlanmayla tamamen patlamıştı. Askeri kazağımın sol tarafı sıcak kanla sırılsıklamdı. Her tetiğe basışımda, her kayadan sıçrayışımda omzumdan boynuma doğru şimşek gibi bir sancı saplanıyordu. Bedenim kan kaybından hafifçe sarsılıyordu ama zihnim, Bordo Bereli intizamının getirdiği o keskin odaklanmayla dipdiri duruyordu. Sağ elimle istemsizce hücum yeleğimin sol iç cebine bastırdım. Ayla’nın Rize’deki ahşap evin avlusunda cebime bıraktığı gümüş kaşlı yüzük... Göğsümün tam ortasındaki o sert gümüş doku, omzumdaki sancıyı bastıran devasa bir güç veriyordu bana. 'Bu yüzük senin göğsünde attıkça, bu vatan da bu sevdalık da lekesiz kalacak...' "Lekesiz kalacak Ayla’m..." diye geçirdim içimden, tüfeğimin emniyetini kapatıp açarak. "Bu kapkara tünellerde vatanın şerefine gölge düşürmeyeceğiz. Babanın emaneti de bu milletin namusu da lekelenmeyecek." Tünelin sağ koridorundan aniden gelen Bixi ve kalaşnikof sesleri beton duvarları zınlattı. Mermiler etrafımızdaki betondan kıvılcımlar saçarak sekip geçerken, kendimi sağ taraftaki girintiye attım. "Baskı ateşi!" diye kükredim. "Geri çekilmek yok! Sığınağın kalbine giriyoruz!" [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de sabahın ilk ışıkları ahşap evin penceresinden içeri süzülürken vadi tamamen sisle kaplanmıştı. Fırtına Deresi’nin gürültüsü geceden beri bir an bile durmamış, çam ormanlarının üzerindeki rüzgâr uğultusu ahşap konağın duvarlarını titretmişti. Seccademin üzerindeydim. Gece yarısından beri kımıldamadan durmaktan bacaklarımdaki his kaybolmuş, belim kaskatı kesilmişti. Ama kalbimdeki o amansız darlık, göğsümün tam ortasındaki o kor gibi yangın bir an bile hafiflememişti. Elimi elbisemin sol cebine soktum. Yüzüğün yokluğu parmaklarımı yaktı. Babamın hatırası olan o gümüş kaşlı yüzük şimdi 60. Bölge’nin yer altı tünellerinde, Metehan’ın kanayan omzunun tam altında, o yaralı göğüste atıyordu. Odanın kapısı yavaşça açıldı. Asiye teyze içeri girdi. Elinde tuttuğu ıhlamur bardağını masaya bırakıp yanıma çöktü. Yüzündeki çizgiler gecenin yorgunluğundan ve çaresizliğinden daha da derinleşmişti. "Ayla’m..." dedi Asiye teyze, sesi titreyerek yanıma çökerken. "Kalk bir soluklan kızım. Sabah oldu. Göz kapakların süzülmüş, dudakların kurumuş." "Teyze..." dedim, sesim duadan, uykusuzluktan ve soğuktan tamamen kısılarak. "Orada, o kapkara mağaraların içinde toprağın altında çatışıyorlar. Hissediyorum teyze... Metehan’ın omzu kanıyor. Sol tarafımda bir yangın var, durduramıyorum. Bir damla su içsem, o dağlardaki nöbetçiye haksızlık etmiş gibi geliyorum." Asiye teyze gözlerinden akan yaşları tülbendiyle sildi. Ellerimi tutup kendi göğsüne bastırdı. "Hissedersin kınalı kuzum," dedi hüznün ve gururun karıştığı o ağır tonla. "Asker helalinin yüreği telsizden de komutandan da çabuk duyar haberi. Ama sen duanı eksik etmeyeceksin. Babanın gümüş yüzüğü onun göğsünde. O yüzük orada durdukça Allah…