SİPERDEKİ FIRTINA

BÖLÜM 56: SON HELALLEŞME VE BİTMELEYEN NÖBETİN GÖL

Yazar:

SİPERDEKİ FIRTINA - zeynep ay kitap kapağı
SİPERDEKİ FIRTINA kitap kapağı

BÖLÜM 56: SON HELALLEŞME VE BİTMELEYEN NÖBETİN GÖLGESİ [Metehan'ın Anlatımından] Saat 05:30. Rize vadisi henüz zifiri karanlığın koynundaydı. Ahşap evin avlusuna çöken yoğun nem, çam iğnelerinin uçlarında birikip toprağa tek tek düşerken çıkan o hafif sesler dışında vadide hiçbir tıkırtı yoktu. Üzerimde koyu yeşil askeri üniformam, göğsümde Bordo Bereli brövem ve omuzlarımda milletin şerefi vardı. Sol omzumdaki yara dikişleri, hava soğudukça tatlı bir sızıyla varlığını hissettiriyordu ama bedenimdeki hiçbir ağrı, göğsümün tam ortasına oturmuş olan o veda yükü kadar ağır değildi. Bugün intikal günüydü. Bölge sınır hattındaki o geçit vermez, hava desteğinin girmediği kapkara kanyonlara doğru yola çıkacaktık. Tugay Karargâhı’ndan gelen son istihbarat raporları, bölgedeki terör unsurunun son bir hamle ile sınır hattını zorlayacağını gösteriyordu. Bu harekât bir geri dönüş garantisi taşımıyordu; Yılmaz Albay’ın da brifingde dediği gibi, bu görev katıksız bir fedakârlık ve adanmışlık sınavıydı. Askeri hücum yeleğimi ve parkamı masanın üzerine bıraktım. Sol iç cebim boştu. Avluya açılan ahşap kapı gıcırtıyla aralandı. Ayla elinde tuttuğu küçük bakır tepsiyle dışarı çıktı. Üzerinde yine o katıksız beyaz tülbendi ve bileklerine kadar uzanan uzun, koyu renk elbisesi vardı. Yüzünde uykusuzluğun ve gecelerce süren duaların izleri vardı ama gözlerindeki o sarsılmaz metanet, Rize vadisini kaplayan ulu çam ağaçlarından daha dikti. Aramızda yine o iki adımlık edep mesafesi kaldı. Ne bir adım ileri geçildi ne de helal sınırlara en ufak bir gölge düşürüldü. "Selamün aleyküm Metehan," dedi Ayla. Sesindeki o hafif titreme, içindeki fırtınanın büyüklüğünü ele veriyordu ama duruşu bir santim bile eğilmemişti. "Ve aleykümselam Ayla’m..." dedim. Dudaklarımdan çıkan bu kelime, sarp dağların ayazında tutulan tüm nöbetlerden daha sıcaktı. Ayla elindeki tepsiyi ahşap kütüğün üzerine bıraktı. Tepsinin ortasında, babasından kalan ve Hakurk’un barut dumanından lekesiz bir şekilde geri getirdiğim o gümüş kaşlı yüzük duruyordu. Yeşil kadife kılıfına titizlikle sarılmıştı. "Vakit geldi mi?" diye sordu Ayla, gözlerini gözlerime kaldırarak. "Vakit geldi Ayla," dedim, sesimdeki çelik tonunu muhafaza etmeye çalışarak. "Araba kasabadan yola çıktı. 60. Bölge bizi bekler. Hakurk’ta tamamladığımız işin son düğümünü atacacağız." Ayla elini kadife kılıfa uzattı. Yüzüğü kılıfından çıkarıp avcunun içinde bana doğru uzattı. Gümüş kaş, sabahın ilk cılız ışığında duru bir yıldız gibi parıldıyordu. "Bu yüzüğü sana ilk verdiğimde 'göğsünde atacak' demiştim Metehan," dedi Ayla. Sesindeki vakar Rize vadisini inletecek kadar güçlüydü. "Hakurk’tan alnının akıyla, lekesiz getirdin. Şimdi 60. Bölge’ye gidiyorsun. Biliyorum, o dağlar daha karanlık, kanyonlar daha sarp. Ama bu yüzük yine senin göğsünde duracak. Sen vatanın namusunu koruyacaksın, bu yüzük de senin kalbini..." Elini uzattı ama parmakları parmaklarıma dokunmadı. Yüzüğü hücum yeleğimin sol iç cebinin tam üzerine bıraktı. Gümüşün cold dokusu kumaşın üzerinden göğsüme değdiği an, içimdeki tüm sarsıntılar dindi. Sol omzumdaki yaranın sızısı silindi. Ayla’nın bu iffetli duruşu, arkamda duran bu sarsılmaz iman, bana yeryüzündeki tüm ordulardan daha büyük bir güç veriyordu. "Sözümdür Ayla’m," dedim, göğsümdeki yüzüğün üzerine elimi bastırarak. "Bu yüzük orada durdukça o sınır hattı geçilmeyecek. Bordo Bereli şerefi yere düşmeyecek. Şehadet çatarsa bile, adımıza ve sevdamıza tek bir leke sürülmeyecek." [Ayla'nın Anlatımından] Rize vadisinde şafak sökerken sis yavaş yavaş dağların eteklerinden aşağı kayıyordu. Metehan karşımda duruyordu. Üzerindeki askeri parkası, sol cebindeki babamın gümüş yüzüğü ve gözlerindeki o vatan sevdasıyla bir dağ gibi vakurdu. Gideceği yerin dönüşü meçhul bir uçurum olduğunu biliyordum. Tugay’dan gelen haberlerin, Asiye teyzenin gözlerindeki gizli yaşların ne anlama geldiğini anlayacak kadar asker helaliydim. Ama ağlamadım. Başımı öne eğmedim. Çünkü bilirdim ki; askeri uğurlarken dökülen gözyaşı onun…

Bölümün tamamını WritePad'de oku