BÖLÜM 55: KARARGAHTAKİ GÖLGE VE AHŞAP ODANIN MÜHRÜ
Yazar: zeynep ay

BÖLÜM 55: KARARGAHTAKİ GÖLGE VE AHŞAP ODANIN MÜHRÜ [Metehan'ın Anlatımından] Saat 14:15. Tugay Karargâhı’nın yer altı brifing salonu. Florasan lambalarının soğuk, beyaz ışığı devasa harita masasının üzerine vuruyordu. Masanın ortasında, Hakurk ana kampının tasfiyesinden sonra kuzeye, 60. Bölge sınır hattına doğru kayan terör unsurlarının sızma yollarını gösteren kırmızı kesikli çizgiler uzanıyordu. Odadaki hava, barut kokusundan uzaktı ama en az Hakurk’un eksi otuz derecelik ayazı kadar dondurucu ve ağırdı. Tugay Komutanı Yılmaz Albay, masanın başından kalkıp duvarda asılı duran uydu haritasının yanına yürüdü. Elindeki ahşap sopayı haritadaki sarp bir kanyon birleşimine bastırdı. "Bordo-1," dedi Albay, sesi oda duvarlarında yankılanarak. "Hakurk ana kampını imha ettiniz, 3 ve 4 numaralı boğazları tuttunuz. Ancak istihbarat net: Sınırın tam sıfır noktasındaki 60. Bölge derinliklerinde, stratejik bir mühimmat ve komuta sığınağı aktif hale getirildi. Harekâtın adı: Son Baraj." Ayakta, dik bir duruşla Albay’ı dinliyordum. Sol omzumdaki taze dikişler askeri üniformamın altında hafifçe sızlıyordu ama yüzümde tek bir mimik bile o acıyı dışarı vurmuyordu. Sedat Abi sağ tarafımda, Yasin ve Burak sol tarafımdaydı. Sekiz adam, dağların ayazından yeni çıkmış ama zihinlerini yeni görev emrine çoktan çivilemişti. "Komutanım," dedim sesimdeki çelik tonu koruyarak. "60. Bölge’nin coğrafi yapısı sarp ve geçit vermez. Hava desteğinin girmesi imkânsız bir kör nokta." "Tam olarak öyle evlat," dedi Yılmaz Albay, gözlerinin içindeki o ağır, baba hüznünü gizlemeye çalışarak. "Bu bir sızma ve imha görevidir. Hava desteği yok. Tahliye helikopteri sadece harekât başarıyla tamamlandıktan sonra sarp sırtın arkasına yanaşabilecek. Bu görev, tam anlamıyla bir fedakârlık ve irade sınavıdır. Timin başı olarak karar senindir." Sağ elim doğrudan askeri parkamın sol üst cebine gitti. Orada, Rize’deki ahşap evde bıraktığım gümüş kaşlı yüzüğün hayali ve Ayla’nın o duru, lekesiz sesi duruyordu: "Sen vatanın nöbetçisisin, ben de senin... Ne kadar dağ varsa aşılacak." Bir Bordo Bereli için görev emri tartışılmazdı. Ama 60. Bölge’ye gitmek, geri dönüp dönmeyeceğinin garantisi olmayan kapkara bir vadiye adım atmak demekti. "Kararımız nettir komutanım," dedim, başımı dik tutarak. "Bordo Timi göreve hazırdır. O sığınak imha edilecek, vatan toprağına uzanan hain eller kırılacaktır. Vatan sağ olsun." "Vatan sağ olsun komutanım!" Brifing salonundaki sekiz adamın haykırışı duvarları sarstı. Yılmaz Albay gözlerini üzerimizde gezdirdi, başını hafifçe öne eğdi. "Allah yardımcınız olsun evlatlarım. Hazırlıkları tamamlayın. İntikal tarihi iki gün sonra." [Ayla'nın Anlatımından] Rize’de ikindi ezanı vadinin üzerinde yankılanırken ahşap evin üst katındaki odada derin bir sükûnet hâkimdi. Pencereden giren ıslak Karadeniz rüzgârı, dikiş nakış kutumun yanındaki tülbentleri hafifçe havalandırıyordu. Seccademin tam ortasında, babamdan kalan o gümüş kaşlı yüzük duruyordu. Yüzüğün gümüş kaşına dokunduğumda, Hakurk’un ayazından dönen Metehan’ın elinin sıcaklığını hâlâ hissedebiliyordum. Odanın kapısı yavaşça aralandı. Asiye teyze içeri girdi. Elinde tuttuğu taze ıhlamur bardağını masaya bıraktı. Yüzündeki çizgiler geceden beri bir an bile rahatlamamıştı. "Ayla’m..." dedi Asiye teyze, yanıma diz çökerken. "Karakoldan haberci geçmiş kasabaya. Tugay’daki toplantı bitmiş. Metehan evlat birazdan yukarı çıkar." "Gözlerinden anladım teyze," dedim fısıltıyla, gümüş yüzüğü seccadenin üzerinden alıp elbisemin sol cebine yerleştirerek. "Sabah avludan çıkarken gözlerinde o dağların karanlığı vardı. Hakurk bitti ama onların nöbeti bitmedi." "Asker helalinin kaderidir bu kızım," dedi Asiye teyze, ellerimi hürmetle tutarak. "Toprağa basar ama zihni hep sınır boyundadır. Sen duanı sağlam tutacaksın. Babanın gümüş yüzüğü sende, onun göğsünde Allah’ın zırhı var." Ayağa kalktım. Ahşap pencereye doğru yürüdüm. Vadinin üzerine çöken sis yavaş yavaş aşağıya, Fırtına Deresi’nin coşkun sularına doğru iniyordu.…